Oğuz ÇETİNOĞLU

Ekonomist, Araştırmacı-Yazar

ocetinoglu1@gmail.com

İstanbul’un Fethi

 

Bir Hadis-i Şerif’te, İstanbul’un (Müslümanlar tarafından)  fethedileceği müjdelenmiş ve şehri fethedecek kumandan ve askerleri methedilmiştir. Bu gerçekler, târih boyunca İslâm Orduları’nın İstanbul’a yönelmesine vesile olmuştur. Müslümanlar İstanbul’u fethetmek maksadıyla ilk defa, Üçüncü Halife Hz. Ömer (ra) döneminde, 668 - 669 yılları arasında kuşattılar. İkinci kuşatma, Emeviler döneminde, 713- 717 yılları arasında gerçekleşti. Üçüncü kuşatma, 781 yılında, Abbasî Halifelerinden Hârun Reşid döneminde oldu.

Türk ırkına mensup orduların ilk kuşatması, 617 yılında gerçekleşti. Bu ilk Türk kuşatmasını gerçekleştiren Avar Türkleri, 626 yılında şehri tekrar kuşattılar. Avarlar, deniz gücüne sâhip olmadıkları için iki seferinde de başarı elde edemediler. Üçüncü kuşatma: 813 yılına rastlar. Onlar, Bulgar Türkleri idi. 1090 yılında Peçenek Türkleri şehri kuşattılar. Sonuç alamadılar.  Bu dört kuşatmayı gerçekleştiren Türkler, Müslüman değildi. 

Müslüman Türkler içerisinde İstanbul ile ilk ilgilenenler, Anadolu Selçukluları oldu. 1080 yılında şehri almak için Üsküdar’a kadar geldiler. Haçlı Seferi sebebiyle fetih gerçekleştirilemedi.

1390 yılında Yıldırım Beyazıd İstanbul’u kuşattı. Hemen ardından, ağır bir vergi karşılığı kuşatmayı kaldırdı. 7 yıl sonra Anadolu Hisarı’nı yaptırarak şehri tekrar kuşattı. Şehri almak üzere idi.  Emir Timur’un ordularıyla Anadolu’da ilerlemekte olduğu haberini alınca kuşatmayı kaldırmak mecburiyetinde kaldı.  Yıldırım Beyazıd’ın oğlu Musa Çelebi, 1411’de İstanbul’u kuşattı ise de alamadı. Yıldırım Beyazıd’ın torunu Sultan İkinci Murad’ın 1422 yılındaki kuşatması da Bizanslıların Anadolu’da çıkarttıkları isyan sebebiyle yarım kaldı.

1451 yılında, Sultan İkinci Mehmed Han, ikinci defa Osmanlı tahtına oturunca, Anadolu Hisarı’nı tâmir, Rumeli Hisarı’nı inşa ettirdi. Matematik ve balistik ilminde bir dehâ idi. Plânlarını bizzat hazırladığı büyük ve ayrıca uzun menzilli toplar döktürdü. Osmanlı tahtında oturan 21 yaşındaki pâdişah kararlı idi. Canı pahasına da olsa, İstanbul’u alacaktı.

Sultan’ı, İstanbul’u almaya sevk eden sebepler şöyle sıralanabilir:  İlk sebep şüphesiz ki Peygamber’imiz Hz. Muhammed (sav) Efendimiz’in müjdesini gerçekleştirmek ve O’nun methine mahzar olmaktı. Sultan, şöyle düşünmüş olmalı: Hz. Muhammed, fetih ve toprak meraklısı değildi. Öyle olsaydı, yakın çevresindeki Kudüs, Şam, Bağdat, Tahran ve Kahire gibi şehirlerin fethedileceğini de müjdelerdi. Bu şehirler hakkında hiç bir şey buyurmamış, ilk ve tek hedef olarak İstanbul’u göstermişti. İstanbul, Ortodoks Kilisesi’nin merkezi idi ve nüfuzu geniş bir alanı kapsıyordu. Bununla birlikte, Bizans yönetimi, Latin kökenli insanlara ve Katoliklere düşmandı. Dolayısıyla dünya barışını en fazla tehdit eden bir çıbanbaşıydı. Bizans ayakta kaldığı sürece, dünya barışı sağlanamayacaktı. Peygamber Efendimiz’in İstanbul’u hedef göstermesinde başka etkenler de olabilirdi. Asıl sebep, zaman içerisinde önemini artırarak korudu. Başka sebepler de eklendi. Bizans’ta halk merkezî yönetimden hoşnut değildi. Adaletsizlik had safhada idi. Âleme nizam vermekle görevlendirildiğine inanılan Osmanlılar için bu da önemli bir sebepti. Sultan İkinci Mehmed Han, halkın hoşnutsuzluğunun ve hoşnutsuzluklar sebebiyle gerçekleşen göçlerin Bizans’ı zayıf düşürdüğünü biliyordu. Fetih için en uygun şartların, kendi döneminde oluştuğunun farkında idi.

Bütün bu sebeplerle kararını verdi. 24 Mart 1453 Cuma günü, ordusuyla Edirne’den yola çıktı. 5 Nisan’da Bayrampaşa’da otağ kurulmuştu. 6 Nisan günü Cuma namazından sonraki duâlar bitirilince, kuşatma başlatıldı. Şehrin zayıf noktasının Haliç tarafında olduğunu belirleyen Sultan, 67 gemiden oluşan donanmasını 22 Nisan’da Tophane – Dolmabahçe-Tepebaşı - Kasımpaşa  güzergâhından Haliç’e indirdi. Bizans kuvvetlerine ikinci cephe açılmıştı. İmparator Drageses, akıbetini anlamış, vergi karşılığında kuşatmanın kaldırılması teklifinde bulunmuştu. Sultan, karşı teklifini gönderdi, kabul edilmedi. Karşılıklı top ateşleri 18 Mayıs’a kadar devam etti.  23 Mayıs’ta Sultan, son barış teklifini iletti: “İmparator ve halktan isteyenler, her şeylerini alıp, diledikleri ülkeye gidebilirler. Kalmak isteyenlerin mal ve canları – ırzları, bizim güvencemiz altındadır.”   Bu teklife de olumlu cevap alınamayınca, 28 Mayıs günü büyük taarruz başlatıldı. Gökyüzüne yükselen tekbir sesleri, Bizanslıların morallerini sıfırlamıştı. Mehter takımı cenk havasını vurmaya başlayınca şehir halkı duâ için kiliselere kapandı. Şehir artık savunmasızdı.  29 Mayıs 1453 sabahı Müslüman Türk Ordusu, İstanbul’a girdi.

Fetih gerçekleşmişti. Bu fetih, Bizans İmparatorluğu’nu târih sahnesinden silmekle kalmadı, Orta Çağ’ı kapatıp Yeni Çağ’ı başlattı.

İstanbul, 4 yıl boyunca imar ve âdetâ yeniden inşa edildikten sonra, 1457’de Osmanlı Devleti’nin başşehri oldu.