Oğuz ÇETİNOĞLU

Ekonomist, Araştırmacı-Yazar

ocetinoglu1@gmail.com

Ermeni Meselesi

1853-1856 yıllarındaki Kırım Savaşı’nda, İngiltere ve Fransa; Rusya karşısındaki Osmanlı Devleti’ni desteklemişti. Osmanlı, müttefikleri ile birlikte savaşı kazanmış olmasına rağmen, en fazla zarara uğrayan devlet oldu. Büyük ölçüde güç kaybetti. Savaş sırasında aldığı borçları ödeyemez duruma düşünce ve ‘93 Harbi’ olarak anılan 1877-1878 Savaşı’nda Rusya’ya yenilince, 3 Mart 1878 târihinde Ayastefanos (Yeşilköy) Görüşmeleri başladı. Ermeniler, Türkiye’den toprak istediklerini ilk defa bu toplantı vesilesiyle dile getirdiler. 

Yeşilköy’e gelen Ermeni heyeti, gayrı resmî temaslarında; ‘Rus askerinin Doğu Anadolu’dan çekildikten sonra bölgede yaşayan Ermeniler için özerk bölge oluşturulması’ talebinde bulundu. Bu talepleriyle ilgili olarak sözleşmeye bir madde eklenmesi için talepte bulundular. İddialarına göre Kürtlerin ve Çerkezlerin varlığı, Ermenilerin mal ve can güvenliği için tehdit unsuru idi. Ruslar, Ermenilerin bölgede çoğunluğu teşkil etmedikleri gerçeğini ileri sürerek, talebin kabule şâyan olmadığını belirttiler. Red cevabına rağmen Ermeniler geri çekilmediler. Israrlı talepleri üzerine; Ayastefanos Antlaşması’na, bölgede Ermeniler lehine ‘ıslahat’ yapılmasına dair madde konuldu. Böylece dünya târihinde, ilk defa milletlerarası bir anlaşmada ‘Ermeni hakları’ konusu yer alıyordu.

Ruslar ve İngilizler, Ermenilere ‘çok çalışmalarını’ tavsiye ettiler.  Bu tavsiyenin anlamı, ‘her türlü imkânı kullanarak varlığınızı dünya kamuoyuna duyurmalısınız’ idi. Öyle yaptılar: İlk ayaklanmayı, 20 Haziran 1890’da Erzurum’da çıkardılar. Temmuz ayında Kumkapı nümâyişi düzenlendi. Kısa bir zaman sonra da Birinci Sason İsyanı’nı başlattılar. İsyanlar, baskınlar devam etti. Kendi soydaşlarını öldürüp, ‘Türkler öldürdü’ şeklindeki yalanlarla dünyayı aldattılar. Türkleri intikam hareketlerine mecbur bırakacak kışkırtıcı cinâyetler işlediler, evleri ve ahırları, içerisindeki insan ve hayvanlarla birlikte yaktılar. Cihan Devleti’nin pâdişahına suikast düzenlediler. Suç işleyen Ermeniler, batılı ülkeler tarafından Osmanlı topraklarından kaçırıldı, kaçırılamayanlar için ağır baskılar yapılarak affedilmeleri sağlandı.

İngiltere ve Fransa, ‘hasta adam’ dedikleri Osmanlı topraklarının tamamını Rusya’ya kaptırmamak için Çanakkale’ye yüklendiler. Amerika Birleşik Devletleri de onlara destek veriyordu. Rusya fiilen savaşa katılmadı ise de pastadan pay kapmak için boş durmadı. Osmanlı Devleti’ni yıpratmak için Ermenileri kullandı. Kullanmaya devam edebilmek için Erivan merkez olmak üzere küçük bir kukla devlet kurdurdu.

Ermeni şenaatleri, yurt dışında kahpece cinâyetlerle devam etti.  15 Mart 1921’de Talat Paşa’yı Berlin’de, 6 Aralık 1921’de Sait Halim Paşa’yı Roma’da, 22 Temmuz 1922’de Cemal Paşa’yı Tiflis’te katlettiler.

23 Ocak 1973 târihinde Los Angeles Başkonsolosumuz Mehmet Baydar ve Konsolosumuz Bahadır Demir’in cinâyeti ile başlayan diplomatlarımıza yönelik katil olayları 19 Kasım 1984 târihinde, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nda görevli diplomatı Enver Ergun’un Viyana’da öldürülmesine kadar devam etti.

Bu zaman diliminde; 41 diplomatımız şehit edildi, bir o kadar kişi yaralandı. Ayrıca; Türk diplomatlara ve teşkilat binalarına başarısızlıkla neticelenen 29 saldırı düzenlendi.

15 Ağustos 1984’ten itibâren Ermeniler yerine PKK taşeron olarak kullanılmaya başlandı.

Bu şartlar içerisinde Ermeniler iyice gemi azıya aldılar. Yaptıkları bütün kötülükler, batılı ülkeler tarafından destek ve himâye gördü.

Evet! Ermeniler hep kışkırtıldılar ve kullanıldılar. Özellikle Rusya, Doğu Anadolu’da, Denizden Denize Büyük bir Ermeni devleti kurulacağı vaadi ile Ermenileri kullandı, kullanmaya devam ediyor.

Biz Türkler, hiçbir devletten, hiçbir milletten âtıfet beklemek lüksüne sâhip değiliz. Önümüze çıkarılan ve çıkarılacak her engeli, kendi imkânlarımızla aşacak askerî, teknolojik, diplomatik, maddî ve mânevî güce sâhip olmaktan başka çâremiz yoktur.

Ermenileri destekleyen yalnızca Türk milletinin en sâdık düşmanları İngilizler, Ruslar ve Fransızlardan ibâret değil. Rahmetli Rauf Denktaş’ın ‘Karen Fog Çocukları’ olarak andığı, Türk vatandaşı gibi aramızda yaşayan bâzı kişiler de Ermenilere, Türkleri yok etmeye azimli devletler kadar destek veriyorlar.

Bir yazar, gazetedeki köşesinde: ‘Bir devlet kendi yurttaşlarını hem de savunmasızlarını, çoluk-çocuk, kadın-yaşlı deneden, kök saldığı ortamlardan söküp, bilinmez-bitmez yollara salıyorsa, bunun sonucunda da bir halk, büyük bölümüyle yok oluyorsa, bugün bizlerin bu durumu izah edecek kelimeleri tercih etme kıvranışımız, insan olma özelliğimizin hangi vasfıyla izah edilebilir?’ Diye soruyor.

Bizim Karadenizlilerin, soruya soru ile karşılık verme alışkanlıkları vardır. Şöhreti Türkiye sınırlarını aşmış yazara, şu soru ile karşılık vermek mecburiyeti hâsıl olmuştur: ‘Ermeniler; iki ülke savaş hâlinde iken, vatandaşı olduğu ülke için değil, düşman ülke için çalışan, ondan aldığı silahla, bir milletin silahsız-savunmasız insanlarını, ana karnındaki ceninleri, 80 yaşındaki ihtiyar erkek ve kadınları… büyük bir bölümüyle, âdi cinâyetlerle, bilerek ve isteyerek öldürdüler. Bugün sen, bu durumu izah edecek kelime bulabiliyor musun?’

Eğer bu soruyu cevaplandıramazsa üzülmesin, yedek sorular var:

*Ermenilerin, 1915 yılında yaşamakta oldukları bölgeden, savaş alanının dışında başka bir bölgeye nakledilmesini kaçınılmaz hâle getiren sebepleri biliyor musun?

*1915 olaylarını irdelemeyi, neden nakil işlemlerinden başlatıyorsun? Öncesini, miyop olduğun için göremediğinden mi, târih okumadığın için gerçekleri ve gerekçeleri bilmediğinden mi?

*Vatana ihânet suçunun cezâsı hangi ülkede idam değil? 1890 yılından 1984 yılına kadar 94 yıl boyunca Ermenilerin çıkarttığı isyanlar, işlediği cinâyetler ve Osmanlı pâdişahına düzenlenen başarısız suikast sebebiyle bir tek Ermeni’nin canı yakılmamıştır. Nakil sırasında, Ermenilerin can ve mal güvenliğinin korunmasında ihmali görülen Türk görevliler ise en ağır cezâlara çarptırılmışlardır. Bütün bu gerçekler göz ardı edilerek ‘Türkler, târihleriyle yüzleşmelidirler’ demek hak-hukuk ve adâletle bağdaşır mı?

*   *   *

Her milletin târihi ile yüzleşme mecburiyeti mutlaka vardır. Ermenistan, Rusya, İngiltere, Almanya, İtalya ve Fransa da târihleriyle yüzleşmeyi kabul ediyorsa, Türkiye de kabul eder.

Hodri meydan…