Oğuz ÇETİNOĞLU

Ekonomist, Araştırmacı-Yazar

ocetinoglu1@gmail.com

Osmanlı Devleti Neden Çöktü?

Merhume Sâmiha Ayverdi Hanımefendi, Prof. Dr. Orhan Türkdoğan, Prof. Dr. İskender Öksüz, Prof. Dr. Oral Sander ve daha pek çok kişi, kitap ve makalelerinde bu konuyu irdelemişler ve çeşitli sebepler ileri sürmüşlerdir. Sebeplerin çok olması normal karşılanmalıdır. Çünkü Osmanlı Devleti’nin çöküşü bir sosyal olaydır. Hiçbir sosyal olay, tek sebebe dayandırılamaz.

Osmanlı Devleti’nin yıkılış sebepleri arasında, Kanuni Sultan Süleyman Han’ın, oğlu Şehzâde Mustafa’nın katline izin vermesini gösterenler de bulunmaktadır. 

Osmanlı Devleti’nin neden çöktüğünü araştırırken, mesele yeni boyutlar kazanacak, bize geleceğimizi düzenlemekte yeni fırsat kapıları açacaktır.

Evet, yeni fırsat kapıları açacaktır. Çünkü târih, bizlere; sâdece geçmişteki olayları belli bir düzen içerisinde anlatan, olayların sebep ve sonuçları hakkında bilgi veren bir kitap değildir. Ders alınması bilindiği takdirde geleceği şekillendirmekte, rehberlik eden bir ilimdir. Geçmişi bilmeyenler, geleceği göremezler. Bir başka ifâde ile geçmişin câhili olanlar, geleceğin körüdür.

Milletinin târihini bilmeyenler, ülkesinin ve milletinin geleceği ile ilgili doğru kararlar veremezler.

İnsanoğlu, târihini bildiği ölçüde değer kazanır ve sâhibi olduğu değerler ölçüsünde değer üretebilir.

Târihimizi ne kadar biliyoruz ve bildiklerimizin ne kadarı doğru? Ülke yönetimine tâlip olan her insan, yönetim makamına gelmeden bu konuda kendisini sorgulamalı ve noksanlarını gidermelidir. O makama geldikten sonra öğrenme imkânı bulamaz.

Osmanlı Devletinin Çöküş Sebeplerinden Bâzıları:

 

-Devletin idarî, askerî ve siyasî cephelerinde yarıklar peyda olmakta iken, malî ve iktisadî kaderinin de yabancılar eline geçmesi sebebiyle şaşkınlık ve bocalama safhasının derinleşmesi.

-Târihçilerin birçoğu, Osmanlı Devleti’nin yıkılış sebepleri arasında, iç bozukluklara geniş yer verir. Hatta bunu, yıkılışın tek sebebi olarak gösterirler. Halbuki o devirlerin târihine bakılacak olursa, sebep ve mesuliyeti, iç bünyenin düzen ve muvazenesini kaybeder oluşunda aramak kadar, bir haçlı ablukası içinde tek başına kalmış devletin, dış tazyiklerle, elinin kolunun bağlanmış olmasında görmek yerinde olur.

 

-Kültür hayatının düğüm noktası olan medrese, kendisini dört duvar arasına hapsetti. Yeni fikirler üretmeyi bir kenara bırakarak eski bildiklerini tekrarlamak ve ezberlemekle yetindi, anlamsız bir gururun gafleti içinde, müspet ilimleri görmezlikten geldi.

-Viyana kapılarında yaşanan bozgun ve sonrasında değerli ve cesur kumandanlar, fedâkâr askerler kaybedilmişti. Kaybedilenlerin yerini, bilgisiz, menfaatçi ve hamiyetsiz zümreler ele geçirdi. Onlar da çöküşü engelleyemediler.

-Osmanlılar manevî kuvvete dayanarak muhteşem ve eşsiz bir cihan devleti kurdular. Bu Peygamberlere has mûcizeye eşdeğerde bir harikuladelikti. Zirveye çıkıldıktan sonra, medeniyetlerinin tahlil ve tefsirini yapamadılar. Geliştirmek için çalışmadılar. Sâdece oluşturdukları medeniyeti yaşayıp keyfini sürdüler. Halbuki kurduğumuz o medeniyet, daha büyük gelişmelerin laboratuar malzemesiydi. O malzemenin kıymeti bilinmedi.

-Çöküş dönemi başladıktan sonra harekete geçmesi, kurtuluş formülleri üretmesi gerekenler, umursamazlık içerisinde oldular.

-1800’lü yıllara kadar devlet çarkını hesaba-kitaba dayalı bir dikkat ve şaşmazlıkla idare edegelen mülkiye sınıfı, esas an’anesini unutmuş, batılıların tavsiye ettiği hazır formülleri uygulamaya başlamıştı.

-Kanun ve nizam bozulunca, ulemâ sınıfı ümitsizliğe kapılıp köşesine çekildi. Yerine gelenlerin çoğunluğu, İslamî anlayıştan uzak, taassup ve menfaatin ardında koşan yeteneksiz kişilerdi.

-Askerî sınıf, kışla-tarikat nizamının saat gibi işleyen düzeni bozulmuş, ocak haşarat yuvası hâline gelmişti. Askerlikle alakası olmayan hamal, börekçi ve manav gibi esnaf, rüşvet vererek, sırf ulufe olmak için asker ocağına yazılıyordu.

-Osmanlı o kadar büyük ve güçlü idi ki, yıkılacağına kimse ihtimal vermiyordu. Tedbir alınmadığı takdirde tonlarca suyun, depodaki iğne deliğinden sızarak biteceği düşünülmedi. 

-Viyana’dan sonra askerî bozgun,  tanzimattan sonra da medeniyet ve irfan bozgunu, tek kelime ile idarî bozgunu başlattı başladı ve idârî bozgunun önü alınamadı.

-1838 yılında imzalanan Balta Limanı Ticaret Sözleşmesi: İktisâden çökertti.

-1839 yılında imzalanan Tanzimat Fermanı: Sosyal açıdan parçalanmalara yol açtı.

-Yönetimde adaletten, halkta ahlaktan uzaklaşma varsa ve bu uzaklaşma durdurulamıyorsa, hiçbir devleti, hiçbir beşerî güç ayakta tutamaz.

Bunlar nâçizâne benim tespit edebildiklerim.

Herkes araştırmalı, tespitleri zenginleştirmeli. Bu bir vatanseverlik vazifesidir.