Fahri YAĞLI

Eczacı - Öğretim Görevlisi

fahriyagli@gmail.com

Mustafa Kemal’in İttihattan, Cumhuriyete Giden Yolculuğu

Mustafa Kemal Atatürk “Bedenimin babası Ali Rıza Efendi, hislerimin babası Namık Kemal, fikirlerimin babası ise Ziya Gökalp’tir” der.

Millî Mücadele Hareketi’nin köklerinin doğru anlaşılması ve gerçeği ile yazılması açısından Mustafa Kemal’in, İttihat ve Terakki içindeki yerini, etkinliğini, uzun bir tarihi kısa bir makaleyle anlatmaya çalışacağım.

Yıl 1876. Abdülhamit Padişahtır. Birinci meşrutiyet ilân edilir. Anayasa yürürlüğe konur, arkasından Ruslarla 1877-1878 savaşı başlar. Ağır yenilgi. Ayastofanos anlaşması… Telâfisi mümkün olamayacak kopmalar…

Gerçek şu ki; koca bir imparatorluk isyanlarla çatırdıyordu. Sarsıla sarsıla parçalanıyor. Kopa kopa küçülüyor. Zayıflayarak da güçsüzleşiyordu

Başta Rusya ve İngiltere olmak üzere imparatorluk coğrafyasındaki, zengin petrol ve yeraltı kaynakları ve milliyetçilik akımları imparatorluğun parçalanması ve çökertilmesi için yeterli sebepti.

Birinci Dünya savaşının kod adı, Birinci Dünya paylaşım savaşıdır…

Halkta bezginlik… Tedirginlik… Aydında çaba. Gizli gizli kulisler… Çare ve tedbir arayışları… İçten ve Dıştan etkileme çabaları. Gençlerde uyanış. Ve nihayet 1889 yılı.

Avrupa’da gelişmeye başlayan hürriyet cereyanları ve milliyetçilik hareketleri ile parçalanma arifesindeki Osmanlı imparatorluğunu kurtarma çabalarının temelini oluşturmaktadır.…

Her çareyi meşrutiyetin ilânının da arayan ve imparatorluğun zorladığı yıllar,

Özellikle İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni oluşturan düşünceler. Bu oluşa Mustafa Kemal’i kimler tavsiye etmişti, ne zaman katılmıştı? Mustafa Kemal’i girişimleri, fikirleri, görüşleri neydi?

Meşrutiyetin ilânı ile açılan Meclis Sultan II. Abdülhamid tarafından 1878 Şubatında kapatılmıştı, Istibdad’a kapılar aralanmıştı.. Yeniden meşrutiyet’e dönme çabaları başlamıştı, gizli teşekküller devri açılmıştı, 21 Mayıs 1889 da istibdad’ı yıkmak ve meşrutiyeti ilân etmek amacı ile Askeri Tıbbiye Mektebi (Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye-i Şahane) talebeleri Ohrili İbrahim Temo, Abdullah Cevdet, Hüseyinzade Ali Turan, İshak Sükuti 4 askeri tıbbiyeli “İttihad-ı Osmani Cemiyeti”ni kurmuşlardır (01). Cemiyete üye kaydı yemin’le, Faaliyeti gizlii idi.

İstanbul’daki merkeze ağır baskılar sonucu, tutuklanmalar, sürgünler ve hapis cezaları İttihat gençlerini yıldırmıştı, Bu sebeple gizlilik ve faaliyetlerine devam edebilmesi için ,cemiyet faklı adlarla, İstanbul’da, Paris’te ve Selanikte faaliyet göstermiştir.(FY). İstanbul ,Selanik ve Paris’teki Osmanlı ittihat ve Terakki Cemiyeti” meşrutî idareyi kurmanın güçlükleri karşısında ne yapacağını şaşırmış bir duruma düşmüşlerdir (3). Avrupa’da da neşriyat yapmak ve daha önce kaçmış olanları da Cemiyete almaya karar verirler. Bunlardan Doktor Nazım Bey Paris’te bulunan Ahmet Rıza Beyi cemiyete almaya memur ediliyor. Ahmet Rıza Bey Cemiyetin adına, Osmanlı ittihat ve Terakki Cemiyeti denmesini teklif ediyor, İstanbul’daki Merkez de bunu kabul ediyor. Bu suretle, İttihad-ı Osmani Cemiyeti adını alacaktı”.(2)

Nihayet, ittihat ve Terakki’nin 23 Temmuz 1908 Meşrutiyet Idaresi’ni yeniden kuracaktı, hareketinde, seçkin ve aydın genç subaylar arasında Mustafa Kemal’in rolü var mıydı?

Mustafa Kemal’in Hürriyet Çabaları

1904 Aralık ayında Harp Akademisi’ni bitirince, kurmay yüzbaşı olarak diploma alıyor, tayinlerini bekleyen bir kaç arkadaşı ile Sirkeci’de bir pansiyon kiralıyorlar. Ara sıra bu pansiyonda diğer aradaşları ile toplanıp, memleket meseleleri üzerinde konuşuyorlar. Memleketin kurtuluşu için meşrutî(Meşrutiyet) bir idare kurulması gerektiğine inanıyorlar, Abdülhamid meşrutiyete ordunun zorlayabileceği üzerinde duruluyor. Bunun için baskı ve tutuklanmalardan uzak durmalı ve gizli birer teşkilât kurmalıydılar… Mustafa Kemal yine tekrar ediyordu. Bizim için en müsait iklim Makedonya”. Diyordu (3).

Fakat olayların akışı, kısa bir süre için de olsa onu, Harp Okulundaki Zabitan Tevkifhanesine gönderir. “Mustafa Kemal bu komitanın Lideri olabilirmiydi? (4)

Mustafa Kemal 5 Şubat 1905 de, Beşinci Ordu’ya tayin edilir, Müfit Kırşehir ve bazı mümtaz yüzbaşılar ile birlikte İstanbul Limanından kalkan bir Nemse Vapuru ile Beyrut’a hareket eder, genç kurmay yüzbaşı için hayat yeni başlıyor” demektedir (7) .Nihayet Mustafa Kemal Şam’a vararacaktr. Mustafa Kemal’in aklı, fikri milletin ve memleketin geleceğinde. İki düşüncesi vardır, Biri istibdat… Öteki, hürriyettir.

Bu düşünceyle, Şam da siyasi çabalara başlar. Yakın arkadaşlar da bulur. Bu arada siyasi çabalarından dolayı sürülmüş bir tıp talebesi ile tanışır. O, hürriyet mücadelesine burada da devam etmiş. Ancak, teşkilât da bir başarı sağlayamamış olan Mustafa Beyi (5) kendine ve fikirlerine yakın bulur. “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ni kurarlar. Şam’dan sonra, Beyrut ve Yafa’da Cemiyetin şubelerini açarlar, işler ağır yürümektedir. Aslında bu çabaların başarı ile sürdürüleceği yer, Mustafa Kemal’e göre Makedonya’dır.

Mustafa Kemal Selanik’e gider. Bu gidiş, Selanik’teki çabalar ve dönüş gerçekten çok sıkıntılı olur. Fakat Selanik’te yoğun ve üzücü çabaların sonu olumludur. Vatan ve Hürriyet Cemiyeti orada da kurulur. Güçlükle, Selanik Askeri Rüştiyesi öğretmenlerinden Bursalı Hakkı Baha’nın evinde bir gece toplantısı tertip edilir. Bu toplantıda; Mustafa Kemal, Ömer Naci, Hüsrev Sami Kızıldoğan, Hakkı Baha ve Mustafa Necip bulunurlar (6).

Nihayet, 1 Eylül 1906 Cuma gecesi, Hilâl adı ile ilk Selanik Merkezini kuruyorlar. Talât, Rahmi, Mithat Şükrü ve İsmail Canbolat ikinci defa toplanıyorlar. Bilâhare Eylül 1906’da Ömer Naci Beyin evinde toplanıyorlar. Hilâl yerine Osmanlı Hürriyet Cemiyeti adını kabul ediyorlar(29). Kurucuların ad ve numaralarını (30) açıkladıktan sonra: “Burada ittihat ve Terakki Cemiyeti’nin tarihi için mühim bir hakikati de kaydetmek gerekiyor! O da, Mustafa Kemal Beyin (Erkân-ı Harp Kolağası Atatürk) Cemiyetle münasebetidir. Terakki ve İttihat namını aldıktan bir hayli zaman sonra 1324 (1908) Şubatında Cemiyet’e Fethi Beyin (Merhum Okyar) delâleti ile girmiş ve 322 numarayı almıştır.

Mustafa Kemal toplantıda şöyle başlar, arkadaşlar, Memlekete ecnebi nüfuz ve hakimiyeti kısmen ve fiilen girmiştir. Millet zulüm ve istibdad altında mahvoluyor. Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve izmihlal vardır. Her terakkinin ve kurtuluşun anası hürriyettir. Tarih bugün biz evlatlarına bazı büyük vazifeler tahmil ediyor. Ben Suriye’de bir cemiyet kurdum, istibdat ile mücadeleye başladık. Buraya, bu cemiyetin esasını kurmaya geldim.

Şimdilik gizli çalışmak ve teşkilatı yaşatmak zaruridir der. Sizden fedakârlıklar bekliyorum. Kahhâr bir istibdad’a karşı ancak ihtilâl ile cevap vermek ve köhneleşmiş olan çürük idare ile bu işler olmaz demektedir, milleti hakim kılmak. Hülasa; vatanı kurtarmak için sizleri vazifeye davet ediyorum”.der (7) Burada önemli bir şart ortaya koyar, Ordu siyasetten uzak duracak demiştir, İttihat Terakki ile kırılma ve ilerde ayrılma noktası bu husustur..

Mustafa Kemal tüm zorluklara rağmen, Vatan ve Hürriyet Cemiyeti” Selanik’te kurulur. Cemiyetin hızla geliştiğini söyleyen Hüsrev Sami Kızıldoğan “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti, vatanın her köşesinde dal budak sarar. Memleketin en kıymetli, en fedakâr evlâtlarını sinesine aldı. Bazı küçük gruplar da buna iltihak etti” (8) der.

Mustafa Kemal Suriye’deki görevine döner. Bu gidiş ve dönüşte gerçeği bütün acılığı ile tadar. Ama gerçekler ona acı tecrübeler kazandırmıştır. Bir takım üzücü, düşündürücü olaylardan dersler çıkarmıştır. Bunların sonucu olarak da: “Bir defa daha karar verdim ki günün değil, yarının adamı olmak lâzımdır”(9) der…

Şam’a topçu stajına gitmeden önce Beyrut’ da arkadaşlarına: “…Yıkılmak üzere bulunan bir imparatorluktan, önce bir Türk Devleti çıkarmaktır” (10) diyecektir…

Bir süre sonra 3.ncü Ordu’ya tayin edilir. Ordu Karargâhı Manastır’dadır. Fakat Mustafa Kemal, Selanik’te bulunan daha üst komutanlığa alınır. Vatan ve Hürriyet Cemiyetindeki arkadaşlarını arar. Arkadaşları, İttihat ve Terakki Cemiyeti ile birleştiklerini söylerler. Çok üzülür. Bu konuda çeşitli görüşler vardır.

Mustafa Kemal’in daha okul sıralarında iken telkinlerde bulunduğu arkadaşların ve bilâhare Suriye’den kaçarak Selanik’te bir şubesini kurduğu Vatan ve Hürriyet Cemiyeti üyelerinin, ittihat ve Terakki’ye geçtiklerini anlayınca çok üzülür (11) Mustafa Kemal Şam’da iken Paris’teki Cemiyet Merkezi liderlerinden doktor Nazım’ın yetkili olarak Selanik’e geldiğini, Vatan ve Hürriyet Cemiyeti mensupları ile konuşarak onları: “Tarihte İttihat ve Terakki Cemiyetinin yeri var. Memleket dışında bir hayli neşriyat yaparak kendisini tanıtmıştır. Bu ad altında toplanır çalışırsak daha iyi netice alırız, iki ayrı cemiyet maksat ve gayeleri bir de olsa ayrılık manzarası ifade eder” (12). diyerek, ikna ettiğini yazar.

İttihad Terakki Fırka Lideri Talat Paşa haricinde Enver ve Cemal Paşalar bazı fikir ayrılıkları sebebiyle, Mustafa Kemal hep dışarda bırakmak istemişlerdir. Nitekim, Kâzım Karabekir Paşa, Fethi Okyar ve Vakit Gazetesi Başyazarı Ahmet Emin Yalman, Mustafa Kemal’in lideri olduğu,Vatan ve Hürriyet Cemiyeti kuruluşunu en iyi bilenlerdendir.“…

Mustafa Kemal’in Selanik’teki çabaları, başta olmak üzere, genç subaylar, cesaretle, hemen herşeyi açıkça söylemekteydiler. Hem de, yer ve zaman aramaksızın. Sık sık, arkadaşı Ali Fuat Cebesoy ile buluşur. Ona iç ve dış durumu değerlendirir. İttihat ve Terakkiyi eleştirir., gelecek amaçları üzerinde durur. “…

Mustafa Kemal meşrutiyetin ilânını yeterli görmez, cemiyetin bir siyasi parti haline gelerek hükümeti, meşrutiyetin ilânından sonra, ele alması lâzımdır der. Üstünde durduğu diğer konuda, fırka(parti) önceden bu vazifesini hazırlamış ve ne yapacağını programlaştırmış olmalıdır. Aksi taktir de, ikinci meşrutiyet de birincisinin akıbetine uğrar demektedir.

Mustafa Kemal Meşrutiyet köhneleşmiş ve insicamını kaybetmiş olan Osmanlı İmparatorluğunun gövdesi üzerine inşa edilmesinin fayda getirmeyeceğine inanır. Türk milletinin yaşadığı vatan coğrfafyası üzerinde oturtulmak, düşmanlarının, yani büyük devletlerin yapacağı bir tasfiye yerine Osmanlı Hürriyet Cemiyetinin idaresi altında kendi başına bir Türk Devleti kurmalıdır (14) der.

Mustafa Kemal ve arkadaşları, anayasanın yürürlüğe girmesi için, padişahı yine ordu zorlayacaktı. Orduyu bu işe ihtilâlci genç subaylar sevk edecekti. O halde lider kimdi? Ya da kim olacaktı?

Mustafa Kemal düşüncelidir. Arkadaşlarından biri ona: “Ben senin ne düşündüğünü biliyorum. Neden ben çıkmayayım?” diyorsun. Mustafa Kemal: “Evet öyle düşünüyorum. Neden, neden bir Mustafa Kemal çıkmasın?” 15. der

Ona göre bütün sorun, İttihat ve Terakki Cemiyeti ileri gelenlerinin, gelecek için bir programlama ve planlama yapmamalarından ileri geliyordu. Bu yüzden de fikirleri, düşünceleri bir türlü arkadaşlarına uymuyordu. Ne İttihat ve Terakkinin amacı, ne de sonrasında, ne yapılacağı noktasında Enver Paşa ile hemfikir değildi.

İşin gerçeğini Mustafa Kemal’in arkadaşlarından farklı yaratılmış olmasında aramak daha doğru olur, kanısındayım. Nitekim, bu hususu onu uzaktan ve yakından tanımış olanlar da itiraf etmişlerdir. Mustafa Kemal, dünyanın ve Osmanlı İmparatorluğunun durumunu değerlendirmekte farklıydı. Gidişata bakış açısı ile farklıydı. Olayları teşhis etmesi, ayırması, değerlendirmesi ve ileriyi görmesi ile farklıydı.

Mustafa Kemal ile bol bol konuştuklarını belirten arkadaşı Ali Fethi Okyar: “…Mustafa Kemal’in yüksek meziyetlerini, fikrî seviyesini sezmek imkânlarını (16) Selanik’te bulduğunu söyler. İttihatın Sadrazamı Talat Paşa bile: “Orduyu Mustafa Kemal’den başkası idare edemez (37) demişti.

Orgeneral Fahrettin Altay “On Yıl Savaşı ve Sonrası” adlı hatıralarında, İstanbul’da Genelkurmay Seferberlik Dairesinde görevli bulunduğunu, mesai arkadaşı binbaşı Sadullah Beyin kendisine: Enver şüphe yok ki büyük adamdır, vatanseverdir, lâkin Lider olacak kudrette olan Mustafa Kemal’dir diyordu. Ben her ikisini de çok yakından tanırım… Onda öyle bir enerji vardır ki, hiçbir güç onun karşısında dümdüz olur (17) diyordu.

Mustafa Kemal, daha Akademi sıralarında iken, Ali Fuat Cebesoy’un babası İsmail Fazıl Paşa tarafından çok takdir edilir. Arkadaşı olan Osman Nizami Paşaya onu tanıtır. Paşa, Mustafa Kemal’e bir takım sorular sorar. Sonra da: “Mustafa Kemal Efendi oğlum, görüyorum ki, İsmail Fazıl Paşa seni takdir etme hususunda yanılmamış. Şimdi, ben de onunla hemfikirim. Sen bizler gibi, yalnız erkân-ı harp zabiti olarak normal bir hayata atılmayacaksın. Keskin zekân ve yüksek kabiliyetin memleketin geleceği üzerinde müessir olacaktır. Bu sözlerimi bir kompliman olarak alma. Sende memleketin başına gelen büyük adamların daha gençliklerinde gösterdikleri müstesna kabiliyet ve zekâ emareleri görmekteyim (18) der

Talât Paşa ise, üç büyük cilt tutan Gurbet Hatıralarında, çok açık bir dille Mustafa Kemal övmektedir.

Mustafa Kemal’in Enver Paşa’dan faklı düşündüğü konu, Ordu muhakkak ve derhal siyasetten çekilmelidir. Aksi taktirde bir kudret olmak vasfını kaybedecektir. Bu ise, memleket için bir felâket olacaktır.(30) İttihatçılara iki şey tavsiye etmişti: 1. Ordu siyasetten çekilmeli. 2. Parti hükümet sorumluluğunu almalı. (19)

Mustafa Kemal cesurdur. Haklıdır. Haklılığın verdiği cesaretle çok ağır tenkitlere devam etmektedir. Bu konuşmalar cemiyet ileri gelenlerince duyulmakta, bilinmektedir. Hatta bir gün Enver Paşa Hafız Hakkı Beye: “Mustafa Kemal fazla ileri gidiyor” diyecek, arkasından da “Bir Çare düşünülmesini..” ( 20) teklif edecektir.

Bir akşam da, Ali Fethi, Nuri Conker, Ali Fuat Cebesoy beraber bulundukları zaman Ali Fethi Okyar: Mustafa Kemal’in fikirlerini kabul etme ve ona hak vermekle beraber, şiddetli tenkitlerinden, şimdilik vazgeçmesini söyledi. Mustafa Kemal, üzgün olarak, “Bunu senden beklemiyordum” cevabını verdi. Sonra da, “Fuat! memleket meçhul bir akıbete doğru sürükleniyor” dedi.

Evet, Mustafa Kemal’in hakkı vardı. Memleket meçhul bir akıbete doğru sürükleniyordu. Ne yazık ki, ihtilâli başarmak için orduya dayanan ittihatçı liderler, iktidarlarını devam ettirebilmek için de ordunun siyasi faaliyetine ihtiyaç duyuyorlardı.( 21)

Mustafa Kemal yine yakınarak: İşte söylediklerimiz birer birer çıkıyor. Eğer ihtilâl öncesi, ihtilâl sonrası için elimizde bir plan ve bu planı tatbik edebilecek bir lider olsaydı, bu vaziyete düşmezdik” diyordu. Kurulan Hükümeti gördükten sonra da: “…Bunlar mı, demişti, bunlar mı, bu kabine mi, uğrunda bu kadar yıl mücadele ettiğimiz meşrutiyet inkılâbını tamamlayacaklar”22

Mustafa Kemal, bunları devamlı olarak anlatmamış mıydı? “Dur hele Bakalım lar birbirini kovalamamış mıydı? Hakikati görmek için daima beklemek mi gerekti? Her olayı mutlak yaşayarak mı öğrenecektik? Bu güne kadar yitiklerimizin baş sebebi böyle düşünmelerimiz değilmiydi.

Neden ileriyi gören, düşünen, yapılacağı gösteren bir Mustafa Kemal itiliyor, uzaklaştırılıyordu?

Durum apaçık göründüğü üzere, Mustafa Kemal’in bütün düşündükleri su yüzüne çıkmıştı, 2. Meşrutiyet, sadece, bir Osmanlı Hareketi idi. Devlet kendi yapısı içerisinde kalmıştı. Değişen bir şey de yoktu.

Ama neye yaradı. Sadece, Mustafa Kemal’in Selanik’ten uzaklaştırılmasına sebep oldu. Bir kulp da buldular, ittihat ve Terakki’nin temsilcisi olarak Trablusgarp’a gönderdiler. Görevi ise, oradaki isyanı bastırmaktır.

Mustafa Kemal Yeniden Selanik’te Trablusgarp’taki isyanı kısa zamanda bastıran Mustafa Kemal Selanik’e döner. Trablusgarp’ta devlet hakimiyetini yeniden sağlamıştır. Girişimlerinden, her zamanki gibi büyük dersler almıştır. Kendine güveni daha da artmıştır.

İttihat ve Terakki’nin bürokrasinin üst kademelerine çıkmak için gerekli tecrübe ve toplumsal geçmişten yoksun oluşlarıydı “…Cemiyetin iktidara geçmesini engelleyen başka nedenler de vardı. Bunlardan biri merkezin, ülke çapında bir örgüte sahip olmamaları… Yerel idareyi devralmaya hazır olmadıklar. İktidar Babıâlinin eline geçiyordu, cemiyet, imparatorluğun yönetiminde faal bir görev alamadan Meşrutiyetin bekçisi rolünü oynamayı sürdürüyordu (23)

Bu sıralarda, İttihat ve Terakki, Selanik’te ikinci Kongre’sini yapar. Mustafa Kemal, Kongrede şu tezi ileri sürer: “Ordu mensupları Cemiyet içinde kaldıkça hem parti kuramayacağız, hem de ordumuz olmayacaktır.

Mustafa Kemal ısrarla demokrasi fikrini savunur, mensuplarının pek çoğu Cemiyet azası olan 3 üncü Ordu, bu günün mânası ile modern bir ordu sayılamaz. Orduya dayanan Cemiyet de, millet bünyesinde kök salamamaktadır. Bunun için bir an evvel, Cemiyetin muhtaç olduğu zabitleri veyahut Cemiyette kalmak isteyen ordu mensuplarını, istifa suretiyle ordudan çıkaralım. Bundan sonra zabitlerin ve ordu mensuplarının herhangi bir siyasi cemiyete girmelerine mani olmak için kanuni hükümler koyalım (24) teklifi kabul görmez, aksine ittihatla araları iyice açılır. Kabul etmek lazım ki, Enver Paşa’nın aksine, Talat Paşa ya sevgi ve güveni tamdır.

İttihat Ve Terakki’ye Karşı İlk Ayaklanma Tarihimizde 31 Mart vakası (13 Nisan) adıyla geçen ayaklanma siyasal İslam cemiyetleri ve cemaatlere dayanıyordu. Bu olayın arkasında “Ittihad-ı Muhammedi Cemiyeti” vardı. Bu cemiyet “Osmanlıcılık ülküsü üzerine kurulacak bir birliğe karşı koymaktaydı. Ülkenin şeriatla idare edilmesine taraftardı. Ancak, Islâmî bir yönetim benimseyen bir birliğe katılmayı düşünebiliyordu (25)

Nitekim geleceği doğru okuyan Mustafa Kemal, Milli Kurtuluş Savaşı’nda, bütün çabasını halkla beraber olmağa, halkla birlikte savaşmağa harcayacaktır. Bunun adı cumhuriyetle yönetilen, halkın iradesini hakim kılan ULUS DEVLET kimliği olacaktır.(FY)

Atatürk bu olayı, Cumhurbaşkanlığı sırasında şöyle anlatmıştır: “Bu olay üzerine Makedonya’dan giden kıtaların ve ilk dönemde Edirne’den bunlara katılan kuvvetlerin Kurmay Başkanı olarak İstanbul’a gittim. Hareket Ordusu adını ben buldum O zaman bunun anlamını kimse anlayamamıştı. Mesele şundan ibaretti. İstanbul’a hitaben bir bildiri yazmak gerekti. Bunu ben yazdım. Sonra sefirler için bir bildirge yazdık. Buna ne imza konulacağını düşündük. Bazı arkadaşlar hürriyet ordusu dediler. Halbuki bütün ordu hürriyet ordusu durumundaydı. Hareket halinde bulunan kuvvetlerin durumunu göstermek için, hürriyet ordusunun operasyon kuvvetleri denildi. Ben bu operasyon kelimesinin Türkçeye çevrilmesini uygun görerek Hareket Ordusu ifadesini kullandım” (26). Sözü geçen bildiri özeti ve bildirge (27)

“Atatürk’ün siyasi üslubunun ilk örneklerinden biri olan bu metin şunları göstermektedir. Mustafa Kemal, o zamandan beri, her işi ve her şerefi millete mal etmeyi, elindeki kuvvetin milletin buyruğu ile, onun adına iş gördüğünü söylemeyi ve kişisel övünmelerden sakınmayı benimsemiştir (86). Kısaca güçlü Devlet, Milli İktidarı savunmaktadır(FY)

İşte bu türlü düşünce ve davranışlardır ki, Mustafa Kemal’i her zaman ve her yerde “benim” diyenlerden ayırmıştır.

Mustafa Kemal bu çileli ve sabır dolu hayatında, zamanı avuçlarının içinde tutmasını ve yerinde kullanmasını bilen bir büyük insandır. Nerede, ne zaman, hangi şartlar altında ortaya atılacağını çok iyi değerlendirmesini, daima bilir.

Sonuç

Mustafa Kemal’in Meşrutiyet ve Hürriyet Mücadelelerinde aktif rol oynadığını görüyoruz. Yaratılışı, karakteri gereği kendisine hiçbir şeyi mal etmemesi yüzünden, çok olumlu düşünceleri, fikirleri, görüşleri ve teklifleri, birlikte yola çıktığı arkadaşları tarafından, türlü nedenlerle benimsenmemiştir.

Mustafa Kemal çok zeki, üstün niteliklere sahiptir. Olayları çok önceden görebilme yeteneği güçlüdür. Korkunç denebilecek derecede seziş gücü vardır. Gidişatı, doğru, hızlı ve güvenilebilir biçimde değerlendirebilmektedir.

Dünya durumu, iç durumu kıymetlendirme gücü ile, doğru neticelere varma yeteneği, bütün arkadaşlarından farklı ve üstündür. Çok güzel işleyen bir düşünce sistemi ile son derece güçlü mantığını birlikte yürütme yeteneği hiç kimseye nasip olmayacak kadar kuvvetlidir.

Şüphesiz, kesinlikle gerçekçi, akılcı, bilimci, çağın gidişini apaçık görebilen medeniyetçi yeteneği ile de, en küçük davranış ve olaylardan en büyük dersi çıkarmada ustadır. Bunları zaman, yer ve duruma göre uygulamada çok beceriklidir.(Zaman, Zemin, Zihin Üçlüsü FY)

İşte, bütün bunlar Mustafa Kemal’in birinci derecede, İttihat ve Terrakkiden itilmesi sebebi olabilir. Bunları, muhalif ve muarızları, gerçeklerin saptırılması veya unutturulması için yeterli bulabilirler. Elbette, genç yaşlarda, birbirlerine çok yakın yaşlarda, bu sayısız ve yüce nitelikler birer kıskançlık nedenini teşkil edebilirlerdi. Ettiler de..

Bir de, Mustafa Kemal’in geliş kökeninin, bunda rolü olduğunu kabul etmek gerekir. O, halktan geliyor. Her an halkın içindedir. Halkın fikirlerine daima kulak verir.

Talat Paşa siyaseten M.Kemal’i desteklemektedir, hatta Karakol Cemiyetinde önemli rol alan Kara Kemal’e Berlin’de suikast ile şehit edilmeden önce Anadolu’sundaki Milli Mücadeleye katılın emri verecektir.(FY). Enver ve Cemal Paşalar Vatanperverlikte, milliyetçilikte biri ötekinden geri kalmayan insanlardır. Büyük Türk Milliyetçileridir, Enver Paşa’nın Turan ve Kızıl Elma hayali Kafkasyadır ancak tarih acı ve acımasızdır her üçü de şehit olacaktır. Devley yönetmek daima, imkân ile imkânsızın sınırlarını çok dikkatli çizmek ve ilerlemektir. Onda, maceraya ve hayale asla yer yoktur(FY). Sonuç “Dünyanın en büyük suçu yönetememektir”(A.T)

Tarih, talih ve yüksek mücadele azmi, keskin zekası, Mustafa Kemal için yeniden yol haritası çizecektir.(FY)

3-4 yıl ara ile birbirlerini takip eden, ya sınıf arkadaşı, ya da bir yıl ilerde bulunan bu genç kurmayların eserlerinde, hatıralarında, icraatlarında, yönetim usul ve anlayışlarında bunu görmek daima mümkün olacaktır. bilinen şu ki Enver ve Mustafa Kemal Paşalar seçkin kurmay zekasına sahiptirler(FY)

Her şeyden önce Mustafa Kemal Osmanlıcılık fikrine karşı durmuş, keskin bir Türk Milliyetçisi idi. O yıllarda bile Demokrasi ve Batı Felsefesine sahiptir.

ittihat ve Terakki üst yönetiminden faklı olarak, Mustafa Kemal, her şeyi herkesten önce milletin başarısı olarak göstermesidir.

Mustafa Kemal çok ileri görüşlü idi, hiç şüphesiz İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra ittihat ve terakki teklif ve tavsiyelerine uyulsaydı, memleketin ve milletin kaderi dediğimiz şey çok daha başka olabilirdi.

Akıp giden olaylar, bu konuda, hak vermektedir. İnsan, elinde olmayarak, “Keşke o devrin insanları Mustafa Kemal için daha çok konuşsalar ve daha çok yazsalardı” demek zorunda kalıyor.

Mustafa Kemal Paşa çok cepheli bir liderdi. O hem fikir hem de hareket adamıdır. Yani bir taraftan Türk inkılâbının hazırlayıcısı diğer taraftan da uygulayıcısı olmuştur. Hem düşünen hem de eserler veren Atatürk, çok yönlü bir lider olduğunu göstermiştir

Mustafa Kemal Atatürk toplumu modern uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmayı amaçladığı için milli eğitim ile yakından ilgilenmiştir. O, ‘’Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüce bir toplum olarak yaşatır; ya da bir milleti esaret ve sefalete terk eder.” demiştir.

Kaynaklar

0 Bekir Tunay Mustafa Kemal ve İttihat Terakki

1 Kurucular: Ohrili İbrahim Tema, Arapkirli Abdullah Cevdet, Kafkasyalı Mehmet Reşit, Diyarbakırlı İshak Sükuti, Bakülü Hüseyinzade Ali.

2 Kazım Karabekir, İttihat ve Terakki Cemiyeti s. 465.

3 Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk s. 70-72.

4 Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk s. 78.

5 Cumhuriyet Devri Milletvekili Mustafa Cantürk

6 Hüsrev Sami Kızıldoğan, Belleten I. Cilt s. 619.

7 Hüsrev Sami Kızıldoğan, Belleten I. cilt s. 622.

8 Hüsrev Sami Kızıldoğan, Belleten I. Cilt s. 622.

9 Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam I. Cilt s. 102.

10 Ali Fuat Cebesov, Sınıf Arkadaşım, Atatürk s. 108.

11 Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk s. 103.

12 Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk s. 113.

13 Faik Reşit Unat, Belleten XXVI Cilt. s. 239.

14 Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk s. 114.

16 Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk s. 118-119.

17 Fahrettin Altay, 10 Yıl Savaş ve Sonrası, s. 10.

18 Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk s. 37.

19 Sadi Irmak, Atatürk ve Türkiyede Çağdaşlaşma Atılımları s. 39.

20 Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk s. 135.

21 Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk s. 136, 137.

22 Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk s. 136, 137.

23 Feroz Ahmad, İttihat ve Terakki s. 45-50

24 Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam I. Cilt s. 160-161

25 Tarık Zafer Tunaya, Siyasi Partiler Bildiri ve Program s. 261.

26 Harp Akademileri Komutanlığı, Atatürk’ün Jeopolitik ve Stratejik Görüşleri, s. 77.

27 Harp Akademileri Komutanlığı, Atatürk’ün Jeopolitik ve Stratejik Görüşleri, s. 77-78; 281.

28 Asım Gündüz, Hatıralarım, s. 135.

29 Celâl Bayar, Ben de yazdım, s. 212.

30 Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk s. 135.

Mehmet Mert ÇAM, Kod Adı İttihat ve Terakki Düşerken