Şehrin Modern Yüzü ‘VAKIF APARTMANLARI’ndan Kimler Geldi Kimler Geçti…

                                                               (EVKAF EVLERİ)

‘Karşı Apartman’ dediğimiz ‘Vakıf Apartmanı’ bağımsız tek bir bloktan oluşmaktaydı. Dört dairesi ve altta bir adet görevli dairesi olan bu apartmanın Cumhuriyet Caddesi’ne ve arka tarafta Yukarı Mumcu Camii’ne bakan çok güzel balkonları vardı. Apartman, iki bahçe arasındaydı. Biz, bu bahçelerin büyüğüne ‘Karşı Bahçe’ derdik ve yaz, kış bütün oyunlarımızı burada oynardık.

Futbol ve kozalepbik oynadığımız bu bahçede, bizden bir kuşak büyük ağabeylerimiz boks turnuvası dahi düzenlemişlerdi. Mahallenin çocuklarını eşleştiren ağabeyiler, etrafını iple çevirdikleri alanı ring yapmışlardı. O dönem ağabeyim boksa meraklıydı. Bizim evde at kılından yapılmış iki çift boks eldiveni ve kapıdan asılan bir kum torbamız dahi vardı. Karşı Bahçe’de yapılan boks müsabakalarında kazanan sporcuya madalya bile takılırdı. Madalyalar Et Balık Kurumu sucuklarının üzerinde bulunan mika armalardan olurdu.

Bu apartmanların girişte sağ tarafında Cevdet Güllüdağ ve ailesi otururdu. Cevdet Amca son derece şık giyer, kravatsız dolaşmaz, briyantinli saçları, yüzüğü ve ağızlığı ile şıklığını tamamlardı. Atatürk Üniversitesi Saymanlığı görevinde de bulunan Cevdet Amca’nın eşi uzun yıllar Erzurum Valiliği Özel Kalemi’nde görev yapan Fikriye Abla’ydı. Ailenin Erdal, Yurda ve Enis isminde üç çocuğu vardı. Fikriye Abla’nın annesi Sadiye Teyze de onlarla birlikte yaşardı.    

Erdal ile aramızda birkaç yaş farkı vardı. Enis ise daha küçüktü. Ailenin beyaz, kara gözlü ‘Pamuk’ isimli çok güzel bir köpekleri vardı. Uzun bir müddet bu apartmanda oturan Güllüdağ ailesi, Cevdet Amca’nın Kara Yolları’nda görev almasından sonra Karayolları Lojmanları’na taşınmıştı.

Cevdet Amca, Atatürk Üniversitesi Saymanlığı görevindeyken geçirdiği bir kalp krizi neticesinde genç yaşta vefat etmişti. Fikriye Abla, Valilikteki görevinden sonra Sanayi Bakanlığı Maden İrtibat Şefi görevinde bulunmuş, buradan emekli olmuş, 2009 yılında da dünyadan ayrılmıştı.

Erdal ile bir yıl Eğitim Enstitüsü’nde birlikte okumuştuk. Erdal, Atatürk Üniversitesi’nde Daire Başkanı görevindeyken Antalya’ya göç etti ve Akdeniz Üniversitesi’nde çalıştıktan sonra buradan emekli oldu. Enis, Tıp Fakültesi’ni bitirip Askerî hekim oldu ve Sarıkamış Askerî Hastanesi Başhekimi iken ‘Kıdemli Albay’ olarak emekli oldu. Şimdi Iğdır’da yaşıyor.  Öğretmen olan Yurda Abla, Atatürk Üniversitesi Genel Sekreteri Ekrem Karadişoğulları ile evlendi ve Erzurum’da yaşıyor.

Güllüdağ ailesinin Karayolları’na taşınmasından sonra bu daireye Avukat İbrahim Bilici ailesi taşınmıştı. İbrahim Amca, babamın yakın arkadaşlarından biriydi ve çok cana yakın bir insandı. İbrahim Amca’nın eşi Sabiha Teyze’ydi. Rahmetli annem onu çok severdi. Kendisine ‘Saboç’ diye hitap ederdi. Sabiha Teyze, çok müşfik ve komşuluk ilişkileri çok yüksek bir teyzemizdi. Ailenin Sacit ve Sefa isminde iki oğlu vardı. Sacit kardeşim Uğur’un akranı, Sefa ise mahallenin en küçüklerindendi.

Sacit;  ağırbaşlı, güzel huyluydu ve iyi top oynardı. Sefa küçüklüğü ile apartmanın sevimli çocuklarındandı. Sacit, İşletme Fakültesini, Sefa ise Tıp Fakültesi’ni bitirdi. Sacit, serbest çalışmayı tercih etmişti. Bir dönem ETSO Meclis başkanlığını yapan Sacit, şu anda bir traktör firmasının müdürlüğünü yapmakta, Sefa ise Aziziye Sağlık Müdürü görevini yürütmektedir.

Bilici ailesinden, önce İbrahim Amca, daha sonra da Sabiha Teyze hayata veda ettiler. Kaderin güzel tecellisi diyelim uzun yıllar gül kadar incinmediğimiz Bilici ailesiyle Asri Mezarlık’ta da komşu olduk. Annem ve Sabiha Teyze yine yakın komşu olarak huzur içerisinde yatmaktalar.

Güllüdağ ailesinin üst komşusu müteahhit Fahrettin Güllülü’ydü. Fahrettin Bey’in eşi Nafiye Hanım’dı. Ailenin Sebahattin, Uğur, Dilek, Melek ve Sümer isminde beş çocuğu vardı. Sebahattin ve Uğur ağabeyler bizlerden yaşça büyük olduklarından onlar kendi arkadaş çevreleriyle gezerlerdi.

Sebahattin Ağabey, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünü, Uğur Ağabeyi ise Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirip akademik hayatı tercih etmişlerdi. Prof. Dr. Uğur Güllülü İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanlığı yapmıştı ve bu fakülteden emekli oldu. Prof. Dr. Gülay Güllülü ile evli olan Uğur Hoca şimdi İstanbul’da yaşıyor. Prof. Dr. Sebahattin Güllülü benim meslektaşım ve çok saygı duyduğum Duygu Abla ile evlenmiş ve emekli olduktan sonra İstanbul’a nakletmişti. Ailenin kızlarından Dilek, Fransız Filolojisi’ni bitirmişti. Melek TRT Haber Merkezi’nde, Sümer ise PTT’de çalışırdı.

Güllülüler’in karşı komşusu yine benim meslek büyüğüm Eczacı Ahmet Şenyuva’ydı. Ahmet Bey, askerî eczacıydı. Emekli olduktan sonra Yakutiye Medresesi’nin karşısında Cumhuriyet Eczanesi’ni açmıştı. Ahmet Bey’in eşi Adalet Hanım sosyal sorumluluk bilinci çok yüksek olan bir büyüğümüzdü. Bu hassasiyetinden dolayı Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumu, Türk Kadınlar Birliği gibi sivil kuruluşların aktif gönüllüsüydü. Ailenin Metin ve Mine isminde iki çocukları vardı.                                   

Metin, Atatürk Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunuydu. Bir müddet TRT’de çalıştıktan sonra buradan ayrılıp serbest hayata atılmış, bilahare kendi işletmesini açmıştı. Diş Hekimi Doç. Dr. Fatma Peray ile evli olan Metin İstanbul’da yaşamaktadır. Mimar olan Mine ise Erzurum’da mimarlık yapmıştı ve Karate Federasyon Başkanı Aybars Kılıçhan ile evlenmişti. Şenyuva ailesi Adalet Hanım’ın kalp rahatsızlığı dolayısıyla Ankara’ya taşınmışlardı. Adalet Hanım ve Ahmet Bey Ankara’da yaşama veda etmişlerdi.

Cevdet Güllüdağ’ın karşı komşusu Hâkim Muzaffer Karabıyıkoğulları’ydı. Bu aile daha sonra karşıdaki Mor Apartman’a taşınmışlardı.

O dönemin Vakıf Müdürü Fahrettin Koşay’da bu apartmanda oturanlardandı. Fahrettin Bey, Meliha hanımla evliydi. Ailenin, Naran, Nedret ve Şahver isimli üç kızı vardı. Koşay ailesi, Fahrettin Bey’in tayininin Konya’ya çıkmasıyla Erzurum’dan ayrılmışlardı.

Apartman aralarının ve zemin katların dükkâna çevrilmesi sanki de Vakıf Apartmanları’nın soluk borusunun tıkanması ve o anlamlı sosyal yapının sonunun hazırlanmasıydı.

Bir zamanlar şehrin en görkemli binaları olan ‘Vakıf Apartmanları’ da günün şartlarına ayak uyduramadı, yaşlandı ve eskidi. Karar vericiler apartmanların yıkılmasına karar verdiler. Önce karşı kaldırımdaki iki katlı tek apartman yıkıldı ve yerine altında dükkânları, üste büroları olan bir bina yapıldı.

Daha sonra şehrin bir dönemini anlatan ve çocukluğumuzu, gençliğimizi yaşadığımız dört apartman yıkıldı ve yerine büyük bir AVM inşa edildi.

Hayatın sürecini ifade eden ‘Evkaf Evleri’  de her fani gibi doğdu, yaşadı ve yok oldu. Yok olan elbette ki fizikî yapılardı ama yok olmayan oradaki dostluk, kardeşlik ve akrabalıktan öte komşuluklardı.

Ne zaman Cumhuriyet Caddesi’nde bu apartmanların bulunduğu kaldırımdan geçsem, Necip Fazıl’ın

“Seni yiyip bitiren kırk katlı ejder oldu

Komşuluk mana ve ruh ne varsa heder oldu.

Bir yeni nesil geldi, üst üste binenlerden

Göğe çıkayım derken, boşluğa inenlerden…

Seninle sarmaş dolaş, kökten bozuldu denge.

Vuran kimse kalmadı bu davayı mihenge.

                                                                     SON.