Seyfettin KARAMIZRAK

Sevgi, Çocuklara Nasıl Kazandırılır? - 2

“Çocuklarınızı terbiye etmeye çalışmayın. Zira onlar size benzeyeceklerdir! Kendinizi terbiye edin.
“Dünyada bir tane dahi çocuk mutsuz olduğu sürece, büyük icatlar ve ilerlemeler hiçtir.”

İnsanlığın her dönemlerinde “doğruluk, iyilik, güzellik, adalet, yardımseverlik, erdemlik” yaşamın bir gereği olarak kabul edilip savunulmuştur. “Yalan söylemek,  çalmak, öldürmek, ikiyüzlülük, saldırganlık, dolandırıcılık vb.” ise genelde istenmedik davranışlar olarak benimsenmiştir.

Eğitim ortamında öğretmen ve öğrenci duygu ve düşüncelerini hiç saklamadan ileri sürmelidir. Bu ortamın sağlanması için önce öğretmen verdiği sözü yerine getirmeli; yerine getirmediği zaman da nedenini olduğu gibi açıklamalı ve öğrenciden özür dilemelidir. Öğrencinin sorduğu sorulara kızmamalı; eğer cevabı bilmiyorsa, bunu açık seçik söylemeli; diğer yollara başvurmamalıdır.

Eğitim ortamı ile ilgili kuralları baştan belirtmeli;  bazı kuralları, yazılı ve ödev günlerini, öğrencilerle birlikte saptamalı, bunlardan taviz vermemelidir. İlkelere kendisi de uymalıdır. Hatalı olduğu zaman hatasını kabul etmeli, eleştiren öğrencilere ceza vermemelidir.

Eleştiriyi davranışla yönetmeli; hatayı öğrenciye buldurmalı; eleştiriden sonra öğretmen, “seni seviyorum, sen iyi insansın, bu davranışını düzeltirsen, mutlu olurum!..” gibi tümceler söylemelidir.

Öğrenci ve öğretmen birbirlerine güvenmeli, öğrencinin anlattığı sırları öğretmen, başkalarına söylememelidir. Öğrenciler güvendikleri, halden anlayan, empati yapan, gerektiğinde kendilerini haksızlığa karşı koruyan öğretmeni sever ve sayarlar.

Müfettişlik yıllarımda, bir veli çocuğuna hakaret ettiği ve dövdüğü için öğretmeni şikâyet etmişti. Konu hakkında soruşturma yapıldı: Öğretmen, Beden Eğitimi dersinde öğrencilerine mendil kapmaca oyunu oynatırken, sevdiği bir öğrencisine mendili tutturuyor. Bir kız öğrenci de; “öğretmenim hep aynı arkadaşa mendil tutturuyorsunuz, bu kez de ben tutabilir miyim?” diye sorduğunda, öğretmen; “sana mı soracaktım ukala, sen benim işime karışma” diye cevap veriyor.

Bunun üzerine kız öğrenci; “öğretmenim haksızlık yapıyorsunuz, hem, bize nazik olmayı öğrettiniz, fakat kendiniz bu kurala uymuyorsunuz, bu tavrınızı yadırgadım” diyor. Bu cevabı duyan öğretmen, kızı çağırarak tokatlıyor. Üstelik ifadesi alınan bu öğrenci; “öğretmenimi seviyorum, şikâyetçi değilim” diyor.

Sevgi, insanın önemli gereksinimlerinden biridir. İnsan sevmediği, sevilmediği ortamlarda çok acı çeker. Çünkü insan bir bakıma yaşamı boyunca sevgi peşinde koşmak­ta, onu aramakta, yani sevgi dolu bir ortamda yaşamak istemek­tedir.

Nitekim "iki gönül bir olunca, samanlık seyran olur, beni aç, susuz, çıplak bırakın; fakat ne olur sevgisiz bırakmayın" söz­lerinde bu gerçek dile getirilmektedir.

Öğrencinin de eğitim ortamında sevgiye gereksinimi var­dır. Sevdiği öğretmeninin dersinde başarısız olan öğrenciyi bul­mak, çok zordur. Öğrenci öğretmenini, dersi seviyorsa, o alanda daha başarılı olabilir.

Ayrıca eğitimin kurallarına uyabilir; onla­rı savunabilir. Hatta öğretmen ve derse karşı olan olumsuz tu­tum ve davranışlardan da vaz geçebilir.

Baskı, korku, ceza gibi istenmedik değişkenlerin baskın olduğu eğitim ortamlarında, öğrenci göstermelik bir saygı ve uyum içindedir. Sırf sınıf geçmek, dayak yememek, azarlanmamak, küçük düşürülmemek, ceza görmemek için çalışabilir; kurallara uymuş gibi davranabi­lir. Bu gibi ortamlarda öğrenci gerçek duygu ve düşüncelerini bastırmıştır. Uygun yer ve zaman gelince öğretmen ve derse karşı olan tutumunu ortaya koyabilir.

Bir eğitimcinin hatırası:

İlk kez. Anadolu'da bir liseye öğretmen olarak atanmıştım. Eğitimin hemen hemen hiçbir kuralını bilmiyordum. "Çiçeği burnunda" bir öğretmendim. Liseye gelince ilk iki üç hafta diğer öğretmen ve yöneticileri gözledim. Ne yaptıklarını, sınıfta otori­teyi nasıl sağladıklarını, dersi nasıl işlediklerini öğrenmeye ça­lıştım. Bana göre en başarılı öğretmen okul müdürüydü. Öğren­ciler onu görünce el pençe divan duruyorlar; sesini duyunca dut yemiş bülbül kesiliyorlardı. Okul tiril tiril titriyordu. Bir gün ya­nına gittim. "Ağabey, bu saygı ve otoriteyi nasıl sağladınız? Ba­na anlatır mısınız?" dedim. Güldü; sonra:

"Ben bir sınıfa ilk kez giriyorsam, o sınıfın en iri yarı olan, kabadayı kesilen öğrencisinin bir pundunu bulur, onu bir güzel döverim. Bu, öğrencilerin gözünü korkutur. Bir daha kolay ko­lay dayak atmam; ama ara sıra yaramazlık yapanlara meydan dayağı çekerim. Öğrencinin karşısında kesinlikle gülmem; onla­rı içimden severim ve bunu hiç belli etmem. " dedi.

Aynısını ben de uyguladım. Kısa zamanda acımasız, otoriter bir öğretmen olarak tanındım. Değil benim öğrencilerim; diğer okulların, hatta ilkokulların öğrencileri bile beni görünce oyunu bırakıp kaçmaya, yollarını değiştirmeye, önlerini ilikleyip selâm verme­ye başladılar.

Öğrencilerimi çok seviyordum; fakat bunu hiç belli etmiyordum; çünkü bana "Sevgi zayıflıktır, belli etmeye­ceksin. Eğer anlarlarsa, bir daha otorite kuramazsın. Onları içinden sev!.." demişlerdi. Öğrencilerimin de beni sevdiklerini sanıyordum; çünkü her zaman selâm veriyorlar, önümde eğili­yorlar, önlerini ilikliyorlar, yol değiştiriyorlar, karşı gelmiyor­lardı.

O yıl lise bitirme sınavlarını yaptık. Öğrencilerimden üçü mezun oldu. Bu üç öğrencimin beni çok sevdiğini sanıyordum; fakat yanılmışım. Onları mezuniyetten sonra bir gün caddede gördüm. Önleri açıktı. Elleri ceplerindeydi. İkisinin ağzında sigara vardı. Bana baktılar; ben de onlara... Ne önlerini ilikledi­ler, ne de sigaralarını attılar. Gözümün içine baka baka yanım­dan geçip gittiler. Bu olaydan gereken dersi almıştım. Baskı, korku, dayak, yani ceza, sevgi ve saygı oluşturmuyordu. Sevgi ve saygı ancak sevgi ve saygının bulunduğu ortamlarda kazanılabilir. Bunu an­lamıştım.

İşte insanın sevgi gereksinimini giderebilmek için, eğitim ortamında duyuşsal alanla ilgili hedef davranışları kazan­dırıcı değişkenler işe koşulmalıdır.

Eğitim ortamı, öğrencinin sevgi, yani sevme, sevilme ve benimsenme gereksinimini giderecek biçim­de planlanmalıdır. Bunun için öğrenme-öğretme ortamı şöyle düzenlenebilir:

-Öğretmen sorunların çözümlenmesinde öğrenciye seve­cenlikle, içten yardım etmelidir. Bu yardım hiçbir zaman onun yüzüne vurulmamalıdır.

-Öğretmen öğrencinin acısını, üzüntüsünü, sevincini vb. paylaşmalıdır.

-Öğrenci ne yaparsa yapsın, öğretmen hep yanında olmalı; onu dışlamamalı; fakat tutarsız davranışına karşı çıkmalıdır.

-Öğrencinin arkadaşlarını ve diğer varlıkları sevmesini sü­rekli desteklemeli; bunlar için uygun ortamlar (gezi, eğlence, araştırma, inceleme vb.) yaratmalıdır.

-Öğretmen dürüst olmalıdır. Olduğu gibi görünmelidir; fa­kat tutarsız davranış göstermemelidir. Yalan söylememeli, ken­dini övmemeli, verdiği sözde durmalı, eleştiriye açık olmalı, sınıf içinde başka, sınıf dışında başka olmamalıdır; çünkü sevgi saydam olmalıdır.

-Öğretmen taraf tutmamalı; âdil olmalıdır. Öğrenciyi hiçbir zaman karşısına almamalı, onu reddetmemelidir. Yapılan tutar­sız davranışa karşı çıkmalı, öğrencinin davranışı düzeltmesine imkân ve fırsat vermelidir. Kubaşık çalışmaya, kişisel çalış­madan daha çok ağırlık vermelidir.

-Öğretmen demokratik bir ortam oluşturmalıdır. Karar ve il­keler öğrencilerle birlikte almalı; her türlü eleştiriye açık olma­lıdır; çünkü sevgi tutarlı bilgiye dayalı, çoğulcu demokratik, öz­gür bir ortamda boy verip gelişir.

-Öğretmen bilgiyi sınıfa getirmeli; öğrencilerin istendik davranışları kazanmasında her türlü etkinliği, eğitim ortamında işe koşmalıdır; çünkü sevgi bilgi ve duygunun incelmesi, tutarlı olması ve zenginleşmesidir. Bunun için öğrencilerine üstesinden gelebileceği görevler vermeli; bunların yapılmasında yardımcı olmalı, yol göstermelidir.

-Öğrencinin arkadaşlarını, ulusunu, insanları ve diğer var­lıkları sevmesi sürekli desteklenmeli; bunlar için uygun ortam­lar düzenlenip işe koşmalıdır.

-Öğretmen, öğrenci istendik davranışı gösterdiği zaman, kurallara uygun olarak pekiştireç vermelidir.

Sevgiyle kalın…