Atilla ÇİLİNGİR

Yazar

Gerçekler Vicdanlarda Karşılığını Bulamamışsa Eğer!

‘’Nefis, yalanların ve yalancıların; vicdan ise gerçeklerin, doğruları savunanların sesidir…’’

( Bkz: 10’ların İzleriyle Türkiye-Atilla Çilingir, 2014 )

Gerçekten de öyle midir? Vicdanımız kimi olaylar karşısında iç sesimiz olarak karşımız çıktığında, ardı, ardına sorular sorup, sorguladığında ona nasıl yanıt veririz?  Verdiğimiz yanıtlarla soruyu mu geçiştiririz?  Yoksa gerçeklerle yüzleşip, doğruları mı söyleriz?

Günümüz dünyasının her yanında yumak, yumak olmuş pek çok sorun yaşanırken, bulunduğumuz coğrafyanın onca olumsuz etkileri ülkemize yansırken; bütün bu olumsuzluklardan etkilenmemek mümkün olabilir mi?

Özellikle de ülkemizin son döneminde yaşanan gerçekleri bir kez daha düşündüğümüzde; vicdanlarımızdan taşan sorulardan kaçılabilir mi? Hele ki, yaşanan bu gerçekler, bir daha silinmemek üzere tarihin unutmaz hafızasına kazınmış ise…

Şöyle bir düşünün!

Kapatın gözlerinizi sadece ülkemizde 2000’li yılların başından bugüne, yaşanan olayları hatırlamaya çalışın!

Aklınıza gelen ilk olayı, yüksek sesle sorun vicdanınıza, yanıt arayın! Bakın bakalım yakın tarihimize kazınan hangi olay, size nasıl cevap verecek? Alacağınız o cevap sizi ne kadar tatmin edecek?

Alacağınız yanıt; o sorunun gerçeklerini anlatmıyorsa eğer! Hiç üstelemeyin, cevabı neydi diye de düşünmeyin! Çünkü tarihe not düşen gerçeklerin izi yoksa vicdanlarda; ya o gerçek tarihe ait değildir! Ya da o vicdan cevap vermeye müsait değildir…

Yaşadığın gerçekleri gördüğün, duyduğun ve bildiğinde; gönül gözün dahi olanlara kayıtsız kalamamış, ruhunda kopan fırtınalara, içindeki ince sızılara yanıt bulamıyorsan eğer! Aradığın cevap; nefsinde değil, vicdanında saklıdır. Onun sesini dinle…

Şimdi şöylece bir hatırlayalım o çeyrek asırlık süreci ve soralım vicdan denen o yanılmaz yargıca! Yanıtlasın bu soruların cevabını, tabii ki tarihin unutmaz hafızasına kazınan gerçeklerin notuyla:

Hala ülkemizin yollarında, caddelerinde el açan çocukları, yüreği yanık anaların duyulmayan feryatları, sessiz çığlıklarıyla ada­let arayan insanları varsa eğer,

Avrupa'nın en genç nüfusuna sahip ülkemizin milyonlarca genci, sokaklarda işsiz ve çaresiz dolaşırken; kimileri güçlü ekonomi nutuklarıyla bu gerçeği gözden kaçırmaya, görmezden gelmeye çalışıyorsa eğer,

Milyonlarca emeklisiyle, iş­çisiyle, memuruyla yaşam mücadelesini vermeye çalışanlar, hala ay sonunun nasıl geleceğinin hesabını yapar, enflasyon canavarının diş­leri arasında öğütülürken; kimileri çıkıp da, ‘vatandaşlarımızın yaşam standardı her geçen gün daha iyiye gidiyor’ diyerek, gerçekle yalanın yerini değiştiriyorsa eğer,

Evine eli boş dönmenin mahcubiyetiyle boynu bükük babalar, çocuğunu besleyecek aş bulamayıp da; boş tencerenin suyuna tirit yapan anneler, hala bu ülkenin gerçeğiyse eğer,

Her yıl ülkemizin yüzlerce kadınını acımasızca katleden, yüre­ğinde en ufak sevgi kırıntısı ve acıma duygusu olmayan katil ruhlu erkekler; toplumumuzda elini, kolunu sallayarak fütursuzca dola­şabiliyorsa eğer,

Doğanın en güzel armağanı, en güzel süsü olan ağaçlarımız hoyratça kesilirken; onların verdikleri/verebilecekleri o tertemiz havayı soluyamayacağımızın, onların o dingin güzellikle­rini seyredemeyeceğimizin refleksiyle; bu katliamlara mâni olmak adına gösterilen en doğal tepkiler görmezden, duymazdan gelinebiliyorsa eğer,

Doğal yaşamın bize bir lütfu, yaşamımızın bir parçası olan sokaklarımızın süsü binlerce köpek ve kedi acımasızca telef edilirken; onların gözle­rindeki acıyı, masumiyeti, bir lokma yemek verdiğinizde, sevgi dolu sadakatlerini göremiyorsak, yaşam alanları birer, birer ellerinden alı­nan onca yaban hayatın feryatlarını duyamıyorsak eğer,

Sanat'a ve sanatçıya sanki bir ucubeymişçesine bakılıyor, kimi zaman sana­tın içine tükürülmekten dahi çekinilmiyorsa ve bundan rahatsızlık duymuyorsak eğer,

Nice büyük şehirlerimizin doğal alanları haksız getirim uğruna yok edilir, her bölgesine dikilen AVM’ler, bir hançer gibi yaşam alanlarımıza saplanırken; kimilerine onca haksız kazanç sağlayan bu yapılaşmayı sorgulamıyorsak eğer,

Ülkemizin türlü açılımlar-dönüşümler uğruna, adeta temel yapısının ortadan kaldırılmak istendiğini, birlik ve beraberliğimizi yüzlerce yıllık kardeşliğimizi tehdit eden dış güçler oyunlarını, bilinen kimi senaryoları, her Allah’ın günü değişen/değiştirilen gerçekleri bilmiyor, takip etmiyorsak eğer,

Balyoz ve Ergenekon davaları sürecinde yaşanan hukuksuzlukları hatırlamıyorsak eğer,

Çok değil bundan 6 yıl önce ülkemizi ele geçirmek amacıyla bizleri sırtından hançerleyen alçakların, Fetö terör örgütünü hainlerinin ülkemize vermiş olduğu bunca zararı unutmuşsak eğer,

Hele ki, bulunduğumuz coğrafyada yaşanan savaşlar nedeniyle ülkelerinden kaçarak, topraklarımıza sığınmış milyonlarca insanı besleyen ülkemizde, bu insanların geçici değil kalıcı olarak bu topraklara yerleşmesinin ne anlama geldiğini, nüfusu giderek artan bu sığınmacıların, çok değil sadece on yıl sonra dahi bulundukları bölgelerde çoğunluğa sahip, yönetimde söz sahibi dahi olacaklarını ön göremiyorsak eğer,

Hala milyonlarca insanımız ‘’Hak-Hukuk-Adalet’’ diye bağırıyorsa eğer,

Ve yaşadığımız tüm bu gerçekler vicdanlarımızda karşılığını bulamamışsa eğer:

Gelecek yarınların çok zor geçeceğini unutmamız gerek.

Ancak hala güneşin gülen yüzünü özgürce görebiliyor, ay yıldızlı al bayraklarımız gönderlerde nazlı, nazlı dalgalanabiliyor, minarelerimizden ezan sesleri arş-ı ala’ da yankılanıyorsa eğer:

Bu gerçeği de tarihimiz boyunca vatanımız uğruna hayatlarını seve seve feda eden milyonlarca şehidimize borçlu olduğumuzu da unutmamamız gerek.    

Kendisini Büyük Türk Ulusunun ayrılmaz bir parçası olarak gören her yurttaşımızın, vicdanına kazınan; hiç değişemeyecek, değiştirilemeyecek olan önemli bir gerçek daha vardır.

O da asırlar boyunca Türk Milletinin devlet kurduğu, yaşam sür­düğü her coğrafya; onun canından aziz bildiği bir vatan parçası, vazgeçilmezi ol­muştur. İnsanoğluna kucak açan bu yaşlı gezegen, bunu böyle not etmiş; vatan topraklarımızda gözü olan, vatan bellediğimiz top­rakları ele geçirme teşebbüsünde bulunan her kim olduysa; bu­nun bedelini fazlasıyla ödemiş, tarih sayfaları da bunu hep böyle yazmıştır.