Oğuz ÇETİNOĞLU

Ekonomist, Araştırmacı-Yazar

ocetinoglu1@gmail.com

‘İslâm Züğürtlüğü Övmez’

Fıkıh Ana Bilim Dalı Emekli Öğretim Üyesi Dr. FÂRUK BEŞER  ‘İslâm Züğürtlüğü Övmez’ Diyor.

Oğuz Çetinoğlu: Bâzı çevrelerde ‘İslâm’ın fakirliği tavsiye ettiği’ gibi bir kanaat olduğu görülüyor. Sizin yorumunuz nedir?

Prof. Dr. Fâruk Beşer: Her şeyin iyi ve kötü tarafları bulunabilir. Zenginlik ve fakirlik de öyle. Ancak mutlak mânâda fakirlik iyi değildir, yine mutlak mânâda zenginlik de kötü değildir. Yâni fakirlik denen şeyi öyle veya böyle sonuçlarıyla değil de, her etkisinden bağımsız soyut fakirlik olarak düşündüğümüzde bunun iyi bir şey olduğunu söyleyemeyiz, ama zenginliği de aynı şekilde düşündüğümüzde onun iyi bir şey olduğu açıktır. İyilik ve kötülükleri etkilerine göredir.

Çetinoğlu; Hadis-i Şeriflerde durum nedir?

Prof. Beşer: Resulüllah’ın hadisi şeriflerine baktığımızda bâzen fakirlerden yana bir tavrın olduğunu görürüz. Bu durum fakirliği övmek değil, fakirlerin bir bakıma gönlünü almak ve fakirliğin Allah’ın rızâsını kazanmaya mânî olmadığını anlatmak içindir. Bununla birlikte o, zenginliğin Allah’ın bir lütfu olduğunu da vurgular. Bir gün fakirler ona dert yandılar, ey Allah’ın resulü, zenginler bütün sevabı götürdü, bize bir şey kalmadı dediler. ‘Siz de yatmazdan önce otuz üçer defa sübhanellah, elhamdülillah, Allahuekber derseniz siz de aynı sevabı alırsınız’ buyurdu. Bunu onlar da yapar dediler. ‘E, bu da Allah’ın bir lütfu, kimse kimseyi kıskanmasın’ buyurdu.

Çetinoğlu: Zenginler bütün sevabı nasıl götürüyor?

Prof. Beşer: Çünkü İslâm’ın emrettiği veya teşvik ettiği pek çok şey ancak malla, servetle, varlıkla yapılabilir. İslâm’ın beş şartından ikisi bile zenginlik olmadan yapılamaz, zekât ve hac. Yâni mal olmadan İslâm tamamlanamaz. İnfak*, ihsan*, karz-ı hasen*, hediye, kurban, tasadduk*, Allah yolunda harcama, açların karnını doyurma gibi sevabı bol ibâdetler mal olmadan yapılamaz. Demek İslâm toplumunun bütünü olarak istenen şey fakirlik değil, zenginliktir. Ne var ki, fakirlik de her bakımdan bir kaybetmişlik değildir.

Buna karşılık atâlet, dilenme ve başkalarına yük olma yerilmiş, çalışma ve özellikle de ticâret övülmüştür. Yaptığı işi en güzel ve en mükemmel şekilde, ihsan ve itkan* ile yapma emredilmiştir. Çalışmanın ve işini güzel yapmanın sonucu kazanmadır. Demek ki, bu emirlerle bu sonuç da istenmiş olur.

İlâhî ahlâkla ahlâklanın’ diye bir söz vardır. Ancak Gazali’nin bunun üzerine bir risâle yazmış olmasına karşılık bu bir hadis değildir. Mânâsının mutlak olarak doğru olması da düşünülemez, insanı teşbihe, yâni Allah’ı insana benzetmeye, dolayısıyla şirke kadar gidebilir. Ancak İslâm toplumunda oluşmuş bir kanaat olarak doğru bir yorumu da vardır. Gazali de zâten bunu yapmaya çalışmıştır. Allah’ın isim ve sıfatları güzeldir, hep faydayı, lütfu ve ihsanı anlatır. Mümin de hep böyle güzel ahlâklı olmalıdır diye anlaşıldığında mânâ doğru olur. Bu açıdan bakıldığında Allah’ın muhtaçlığını anlatan bir ismi veya sıfatı olmamasına karşılık, O’nun zenginliğini, mâlikliğini, gücünü, kudretini anlatan isim ve sıfatları vardır. Allah’ın vasfı olan bir şeyin, meselâ ğinanın*/ zenginliğin kötü olması düşünülemez. O Ğaniydir*. Buna karşılık O, haşa, fakir ve muhtaç değildir.

İslâm’ın müminlerden düşmanlara karşı her türlü gücü hazırlamalarını istediği bilinen bir husustur. Gücün büyük bölümünü ise maddî güç oluşturur. O halde bu olmadan böyle bir talep nasıl yerine getirilebilir?

Çetinoğlu: Medine İslâm Devleti’nin ilk savaşının bir bakıma zenginlikle alâkalı olduğu söyleniyor…

Prof. Beşer: Bilindiği gibi Medine İslâm devletinin düşmanlarıyla ilk savaşı, Şam’dan gelen ticâret kervanlarının önünün kesilmesi sebebiyledir. Evet iktisâdî sebeplere dayalı bir savaştır.

Bütün bunlara karşılık kontrol edilmeyen bir zenginliğin tahribatı, fakirliğinkinden çok daha büyük olacağı için zenginliğin tehlikelerine de dikkat çekilmiştir.

Çetinoğlu: ‘Zenginlik hak, cimrilik yasak’ diyebilir miyiz?

Prof. Beşer: Evet! Bilindiği gibi Sosyal Güvenlikte, toplumun bir ferdi olarak insanın karşılaşacağı ve yaşamasını zorlaştıracak kötü durumlara ‘sosyal risk tâbir’ edilir ve bugünün Sosyal Güvenlik anlayışında sayılan dokuz risk içerisinde zenginlik yoktur. Oysa bize göre kontrol edilmeyen zenginlik de bir sosyal risk sayılmalıdır. Alınan bütün tedbirlere rağmen kapitalizm ve onun vazgeçilmezi olan fâiz böyle bir risk oluşturur ve fakiri daha fakir kılar. O halde zenginliğin problemi, bizatihi zenginlik değil, onun kötüye kullanılmasının önlenememesidir.

Yine bu sebeple Resulüllah Efendimiz (sa) ‘her şeyi unutturan fakirlikten’ Allah’a sığındığı gibi, ‘azdıran zenginlikten’ de Allah’a sığınmıştır.

Yine bâzen hadis olarak nakledilmesine rağmen hadis olmayan, ancak İslâm kültürünün yerleşik bir kanaati hâline gelen şu söz de anlamlıdır: ‘Fakirlik neredeyse küfürdür’. Yâni bu Resulüllah’ın söylediği bir söz değildir, ama bir vakıadır.

Çetinoğlu: Konu hakkındaki genel bir değerlendirmenizle bu sohbeti tamamlayabilir miyiz Hocam?

Prof. Beşer: Sonuçta insanın Allah katındaki değeri zengin veya fakir olmasına göre değişmez. Yaşadığı hâlin kötülüklerinden kurtulmayı başarmasına, korunmasına, yâni takvasına göre değişir. Zenginliğin bizatihi iyi olmasına karşılık, risklerinin çok olması sebebiyle sonuçta oran olarak daha çok kaybedenler de zenginlerdir. Çünkü fakirler günah işleme fırsatını zenginler kadar bulamazlar. Ama servetine rağmen nefsinin esiri olmayan zenginin bu hâli de, Allah’ın kıskanmamamız gereken bir lütfudur.

Çetinoğlu. Teşekkür ederim Hocam!

 

Prof. Dr. FARUK BEŞER

1952 de Trabzon’da doğdu. İlkokulu Trabzon´da, Ortaokulu İzmit İmam Hatip Okulunda, Liseyi Yozgat İmam Hatip Lisesinde okudu (1972). Atatürk Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesi’nden mezun oldu (1978). Aynı fakültede İslâm Hukuku dalında ‘İslam’da Sosyal Güvenlik’ adlı teziyle doktor unvânı aldı (1986). Diyânet İşleri Başkanlığı’na bağlı olarak 8 yıl muhtelif görevler yaptı. İSAV (İslâmî Araştırmalar Vakfı) ilmî sekreterliğinde bulundu. Bilâhare Hakyol Vakfı’na bağlı Hadis Enstitüsü’nde 6 yıl kurucu müdür olarak çalıştı. Daha sonra da önce Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde, en sonunda Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde 28 yıl hocalığın ardından 2018’de emekli oldu.

LÜGATÇE:

infak: Allah'ın hoşnutluğunu elde etme maksadıyla bir kişinin kendi servetinden harcama yapması, muhtaçlara aynî ve nakdî yardımda bulunması. Bu bakımdan infak, farz olan zekâtı ve gönüllü olarak yapılan her çeşit hayrı içermektedir.                                                                                                                                                                                                               
ihsan: Bir insanın, Allah'ın her an kendisini gördüğünün şuurunda olarak, bir işi veyâ vazifeyi en güzel şekilde yapması ve karşılıksız iyilikte bulunmasıdır.
karz-ı hasen: Bir kişinin herhangi bir çıkar gözetmeden, karşılığını sâdece Allah'tan bekleyerek borç vermesi ...                                                                                                                                             
tasadduk: Gönüllü olarak veya dinî bir vecîbeyi yerine getirmek üzere ihtiyaç sâhiplerine yapılan maddî yardım.                                                                                                                                                     
itkan: Bir işi sağlam ve bir vazifeyi en mükemmel şekilde yapmak.                                                                                                           
Gazâli: (1058-1111) ‘Îmam-ı Gazzâlî’olarak da anılır. İslâm âlimi, mutasavvıfı, müderrisidir. Çeşitli yönlerden felsefeyi eleştirmesi ve dönemin bazı filozoflarının  katledilmesi için fetvâ vermesiyle de bilinir. Fars asıllı olduğu söylenmektedir.                                                                                                                                                                                                                
ğina: zenginlik.                                                                                                                                                                                                                                               
ğaniy: Hiçbir şeye muhtaç olmayan, zatı ile zengin olan, gerçek mânâda zengin olan.

(O. Ç. Tarafından hazırlanmıştır. )