Dr. Sakin ÖNER

Eğitimci

Ölümünün 103. Yılında Milli Edebiyatın Mimarı Ömer Seyfettin

Ömer Seyfettin (11 Mart 1884- 6 Mart 1920), Balkan kavimlerinin milliyetçilik ve bağımsızlık mücadelelerinin doruk noktasına çıktığı ve Balkan komitacılarının Türk ve Müslümanlara en ağır zulümleri reva gördüğü bir dönemde dünyaya geldi. 1884’te Gönen’de başlayan hayat macerası, 1903’te başlayan askerlik hayatıyla yeni bir mecraya kavuştu. 1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilânından sonra önce III. Ordu’nun Selânik’teki nizamiye taburlarından birine, ardından da iki yıl kalacağı Makedonya hudutlarındaki Yakorit Bölüğü’ne komutan olarak görevlendirilmesi, Ömer Seyfettin’in ruhunda var olan milliyetçilik duygusunun gelişip serpilmesine yol açtı. Dilde sadeleşme cereyanına gönül veren yazar Ali Canip’e 1910 yılında yazdığı bir mektupta “Geliniz Canip Bey, edebiyatta, lisanda bir ihtilâl vücuda getirelim” diyerek dil ve edebiyat alanında açacağı milli çığırın sinyalini veriyordu.

 Ömer Seyfettin, Türk toplumunca millî, tarihî ve sosyal temalı hikayeleri ile usta bir hikâye yazarı olarak tanınır. Fakat o, sadece bir hikayeci değil, aynı zamanda şair, eğitimci, orijinal görüşleri olan bir sosyolog, bir fikir adamı ve bir dil inkılâpçısı idi. Onun bütün eserlerinde ve düşüncelerinde temayüz eden, milliyetçi kimliğidir. Onun milliyetçiliği, Türk milletini bütün özellikleriyle tanıyan ve kucaklayan, gerçekçi ve ölçüleri sağlam bir milliyetçilik anlayışıdır.

 O, “edebiyatsız edebiyat yapmak” istiyordu. Yani edebî eserleri; lüzumsuz söz, şekil, mecaz ve hayal sanatlarıyla süslemeden, parlak cümleler kullanmadan yazmak düşüncesindeydi. Bunu da başardı. Ahmet Midhat Efendi’den sonra Türk halkına okumayı en çok sevdiren yazarlardan biridir. Çünkü o, dilini konuşulan halk Türkçesinden, konularını millî tarihimizden ve toplum hayatımızdan alıyordu.

Ömer Seyfettin, hikâyeciliğimizde bir dönüm noktasıdır. Ondan önce de hikâye yazan yazarlarımız vardı, ama dilleri sürçüyordu ve edebî endişelerden arınamıyorlardı. Dili, deyişi, konuları “Türk” olan hikâyeyi Ömer Seyfettin’e borçluyuz. O, sanatıyla ülküsünü birleştirmiş bir sanatçıydı. Onun ülküsü, milliyetçilik ülküsüydü. “Mademki Türküz, o halde Türk görür, bir Türk gibi düşünür, bir Türk gibi duyarız ve bir Türk gibi düşünür, bir Türk gibi duyarız ve bir Türk gibi yazarız.”

 Ömer Seyfettin, otuz altı yıllık kısa ömrünü, Türk milletinin kaderini değiştirecek, dil, edebiyat ve siyaset alanlarındaki düşünceler ve eserlerle doldurmuştur. O, bu özellikleri ve hassasiyetleri ile milli dilden sonra, Millî Edebiyat’ın da temelini atan kişidir. Milli Edebiyat akımının diğer yazarları ile birlikte Millî Mücadele’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin manevi mimarları arasında yer almıştır. Milli dil ve Milli Edebiyat’ın kurucusu Ömer Seyfettin’i aramızdan ayrılışının 103. yılında rahmetle, şükranla ve minnetle anıyorum.