Nuri GÜRGÜR

Avukat

Seçim Sonuçlarıyla İlgili Bir Değerlendirme

14/28 Mayıs’ta yapılan seçimlerin sonuçları ülkemizde çeşitli açılardan üzerinde düşünülmesi gereken siyasi ve sosyolojik bir harita oluşturdu. Adana’dan başlayan Çanakkale ve Trakya’ya, oradan İstanbul’a uzanan sahil vilayetlerinin Millet İttifakını tercih etmesine karşılık iç Ege, Eskişehir ve Ankara dışında tüm iç Anadolu ve Karadeniz’de Cumhur İttifakı üstünlük sağladı. Bir başka ifadeyle ticari ve ekonomik hayatın, toplumsal ilişkilerin daha hareketli ve canlı, gelir seviyesinin genellikle daha yüksek, halkın sadece TRT’den değil çok kaynaktan bilgi alabildiği bölgelerle, muhafazakâr ve dini eğilimlerin öne çıktığı, tarikatlarla bağlantılı dernek ve vakıfların, cami görevlilerinin etkili oldukları yerlerdeki sandıklardan çıkan oylar, yapılan tercihler, toplumumuzda fikir, düşünce ve siyaset alanında sert bir kutuplaşmanın bulunduğunu gösteriyor.

Batı ülkelerinde seçim sonuçlarını etkileyen en önemli faktör ekonomik göstergelerdir. Enflasyon, fiyatlar ve işsizliğin yüksek olduğu ortamlarda yapılan seçimlerde kazanan genellikle muhalefet partileri olur. 2023 seçimlerine gidilirken Türkiye ekonomisindeki göstergelerin tamamı açıkça iktidarın aleyhinde görünüyordu. Son beş yıldır enflasyon ve fiyatlar sürekli yükseliyor, paramız değer kaybediyor, dış ticaret açığı büyüyor, dış borcumuz artıyordu. 2001'de yapılan yapısal reformlarla özerk hale getirilen, yasasında görevinin fiyat istikrarını sağlamak olduğu belirtilen, 2015’e kadar bu görevini başarıyla yapan TCMB’nin 2015’te önce başkanı değiştirildi; art arda yapılan tayinlerle başına denileni yapmaya hazır isimler getirildi. Ardından özerkliği kaldırılarak yukarıya bağlı itibarsız sıradan bir kuruluşa dönüştürüldü. Ekonominin yönetimi “faiz sebep enflasyon sonuçtur“ hükmüne uygun tarzda düzenlendi. Ama son beş yıldaki rakamlar, MB’nin rezervlerinin eksi 60 milyar dolara düşmesi bu politikanın çıkmaza girdiğini gösteriyor. İki ay kadar önce çıkartılan Devlet tahvilini dış borsada yüzde 9.5 gibi çok yüksek faizle satabildik.

Seçim döneminin başladığı sırada birkaç saat arayla yaşanan Kahramanmaraş merkezli 7.6 büyüklüğündeki iki deprem "asrın felâketi" oldu. Elli binden fazla can kaybının yanı sıra yerleşim yerleri enkaza dönüştü; üç milyona yakın vatandaşımız evsiz kaldı. Ekonomimizde depremin yol açtığı zararın yüz on milyar dolar olduğu resmen ifade edildi. Diğer yandan kesin sayıları bilinmeyen ama on milyondan az olmadığı anlaşılan yasal ve kaçak sığınmacılar sorunu Türkiye’nin nüfus dengesi, kültürel dokusu, toplumsal huzuru üzerinde büyük bir tehdit oluşturuyor. İktidar şimdiye kadar bu hayati sorunu nasıl çözeceğine ilişkin herkesi rahatlatacak bir proje açıklamak yerine konuyu geçiştirmeyi tercih ediyor.

Bütün bu olumsuz şartlara AK Parti’nin oyu yedi puan azalıp 2002 seviyesine inmesine rağmen R.T. Erdoğan 2.turda yüzde 52 oy oranıyla yeniden Cumhurbaşkanı oldu. Bu sonuç O’nun açısından elbette başarıdır. Buna karşılık 14 Mayıs’ta yapılan ilk turun sonuçları alınıncaya kadar Cumhurbaşkanlığı’nı “muhtemelen” TBMM’ni mutlaka kazanacaklarından emin altılı masadaki partiler, hem Cumhurbaşkanlığı hem de milletvekilliği seçimlerinde başarı sağlayamadılar. Bu sonuçların objektif bir değerlendirmesini yapmadıkları, sebeplerini aramadıkları takdirde dokuz ay kadar sonra yapılacak yerel seçimlerde de hayal kırıklığı yaşayabilirler; CHP-İYİ Parti ittifakı toparlanmadıkları takdirde üç metropol kentin yanı sıra altı büyük kenti kazanmış olmalarıyla sağladıkları moral üstünlüğünü kaybedebilir.

Cumhurbaşkanı ve Ak Parti Genel Başkanı Erdoğan 2023 seçimlerine büyük önem veriyor, son defa aday olacağını belirterek mutlaka kazanmak istiyordu. Hazırlıklara aylarca önceden başlamış, partisini alarma geçirmiş, hiç bir şeyi tesadüfe bırakmadan ayrıntılarına kadar bütün gelişmeleri kontrolüne almıştı. MHP ve BBP ile kurduğu ittifaka “Cumhur İttifakı" adına vererek bir nevi kurumsal yapı oluşturdu; bu yapının adayı olduğu bir yıl kadar önce ilan edildi. AK Parti teşkilatının rehavete kapılmaması için sık sık uyarılar yaptı, seçmenle doğrudan temas kurmaları talimatını verdi. İl ve ilçelerin parti ve belediye yöneticileri muhtarlarla yakın ilişki içerisinde mahallelerin nabzını tutmaya çalışıyorlardı. Seçim stratejisini belirlerken ekonomik konulardan, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı gibi meselelerden uzak kalmaya özen gösterdi; konuşmalarında toplumun dini ve milli hassasiyetlerine doğrudan hitap eden, mitinglerinde sıkça tekrarlanan, aynı anda otuza yakın TV kanalı üzerinden geniş kesimlere duyurulabilen, hafızalarda kolayca yer bulan bir dil kullandı. Muhaliflerini PKK’lılarla, Kandil’deki elebaşlarıyla, siyasi uzantılarıyla işbirliği yapmakla suçlayarak şeytanlaştırdı.

Ekonomik sıkıntılardan fiyat artışlarından bunalmış olan halkın desteğini almak kolay değildi. Bu noktada devreye tarikatlar ve onların kurdukları vakıf ve dernekler, cami görevlileri girmeye başladı. Esası Cenab-Hakk’ı bilerek, yüceliğini idrak etmeye çalışarak, kendini aşk-ı İlahi yoluna adayarak, dünyevi hırs ve duygulardan arınarak manevi ve ruhi mertebe kazanmak, insanlığın hidayetine hizmet etmek olan tasavvuf hareketleri, asırlar boyunca çeşitli tarikat adları ve değişik isimlere intisaplar üzerinden birer silsile halinde günümüze kadar geldi. Tek parti döneminde yasaklanan ve yeraltına çekilerek varlığını sürdüren tarikatlar, çok partili döneme geçildikten sonra serbestçe faaliyet göstermeye başladılar. Halkımızın İslam’ı daha iyi öğrenme ve yaşama istekleri, dini yayınların çoğalması, okunmaları insanımızın tarikatlara yönelişini hızlandırdı. Ancak bu hızlı büyüme ve yayılma olayı tarikatlardan bazılarını ve bunlarla iltisaklı birçok dini Cemaati, dernek ve vakıfları olumsuz etkiledi; mensupları temel manevi özelliklerinden, kadim köklerinden uzaklaşarak dünyevileşmeye, şahsi ve maddi hesaplar yapmaya, sıfat ve makam arayışlarına yöneldiler.

Çok partili dönemde birçok siyasetçi seçilebilmek için seçim bölgelerindeki dini grupların önde gelenleriyle sıcak ilişkiler kurmaya çalışmışlardır. Ama özellikle 12 Eylül darbesinden sonra bu ilişkilerin kapsamı hızla genişledi. Tarikatlar ve dini görünümlü cemaatler dernek ve vakıflar kurarak, dergiler gazeteler çıkararak, kamu kaynaklarından da yararlanarak en etkili sosyal baskı grupları haline geldiler. İslam’ın debdebe ve gösterişi kınayan anlayışını unutmayı tercih ederek saray gibi külliyeler yaptırdılar. Şirketler kurarak holding haline geldiler. İktidarla yakın ilişki halinde, bir yandan kamu kaynaklarından yararlanırken, diğer yandan bürokrasi üzerinde her türlü işlerini yürütebilecek ağırlığa kavuştular. 15 Temmuz’daki menfur darbe girişimi din makyajlı yapılanmaların hukuki denetimlerle kontrol altına alınmamaları , “alnı secdelilerden zarar gelmez" denilerek başıboş bırakılmaları halinde neler yapabileceklerini gösteren tarihi bir derstir.

Bu grupların mensupları,  özellikle camilerde cemaate hitap etme imkânı bulunan birçok cami görevlisi son seçimde siyasi bir taraf olarak çalıştılar. Oyların kime verilmesi konusunda fetvalar verdiler; muhalefetin ehli küfür olduğunu, onlara oy vereceklerin günahkâr olacağını ilan ettiler. Bu çabalar İslami duyarlılığı bulunan ancak dini bilgileri sınırlı olan, minberde veya sohbetlerde dinlediklerini tartışmasız doğru kabul eden insanları doğal olarak etkiledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim stratejisi, çok büyük medya gücüyle, Diyanet dâhil kamunun imkânlarıyla, dini vakıf ve derneklerin destekleriyle başarı sağlarken, muhalefet her bakımdan dağınık ve kararsız kaldı, en kritik dönemde bocaladı. Suçlamalara cevap vermekte yetersiz kaldılar. Alanlara çoğu kere çıkamadılar, topluluklarla göz teması kurmaktan kaçındılar. Bir yıla yakın uğraşarak hazırladıkları 240 sayfalık programın okunmayacağını düşünüp iki sayfalık etkili bir dille yapacaklarını anlatacak beceriyi gösteremediler. Yedi Cumhurbaşkanı yardımcısının gayriciddi bir karar olduğunu fark etmediler. Aday listelerini çoğunluğu milliyetçi eğilime sahip milyonlarca kararsızı kazanacak tarzda düzenlemediler. Seçmenlerini yönlendirme (motivasyon) konusunda sınıfta kaldılar. Ayrıca sadece propaganda üstünlüğünü değil sandıkların korunmasını da iktidara bırakmış oldular. Bütün bu olanlara bakıldığında sandıklardan çıkan sonuçlar sürpriz olarak nitelendirilemez.