Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Gazeteci - Yazar

Bu da Nereden Çıktı?.

Cağaloğlu’nda Beyan Yayınları her Cumartesi öğleden sonra İstanbul’un aydınlarıyla bir konuyu gündeme taşır ve tartışır. Ancak önce çiğ köfte ve çay ikramı yapılır, düşün ziyafeti daha sonra. Yurt içinden ve dışından konuklar da katılır zaman zaman. Oturum yöneticisi de umumiyetle yazar, fikir adamı Bayram Karaçor’dur. İsteyen herkese söz hakkı verir, konuşmacı eteğindeki taşları döker. Sanıyorum gündemdeki her tema bu toplantıda görüşüldü. Bir defasında gençlerimizin de bulunduğu sohbette ferasetli bir arkadaşımız “deizmi” tartışalım diye teklif etti. Bu ismi ilk defa duyan dostlarımız da vardı. Kabul edildi. Altı ay sonra önemine binaen yeniden bir kere daha müzakere ettik bu konuyu. Toplantıda büyük bir alaka gördü ve görüşler dile getirildi.

Benim kuşağımın(1968) yaşadığı dönemde İstanbul’da Deniz Gezmiş, Paris’te “Kızıl Deni” olarak bilinen Daniel Chon-Bendit’in başını çektiği “ideal düzen arayışı” iddiasıyla başlattığı ve hızla yayılan anarşik eylemler vardı. Türkiye’de olduğu gibi bütün dünyada üniversitelerin işgalleri yaşandı. Bu eylemlerin fikir babası ise kolektivist anarşizmin kuramcısı İsviçre’de vefat eden Karl Marks’tan etkilenmiş Rus fikir adamı Mihail Aleksandroviç Bukunin (1814-1876) idi. Deizm de ne ola ki? Daha bunu algılamaya çalışırken Karabük Üniversitesi Öğretim Üyesi değerli dostum Münir Dedeoğlu “Deizm yaradancılık anlamındadır. Deist görüşe sahip olanlar sadece Allaha inanırlar. Dinleri redderler. Deistelere göre tanrı dünyanın işleyişine müdahale etmez!. Deizm bizi önce teizme, sonra agnostisizme, ardından gnostizme, en sonunda ateizme(tanrı tanımaz) götürür” dedi.

İNSANA YATIRIM ÖNCELİK OLMALI

Bu ip uçları müzakeremizi daha da ileriye bakar hale getirdi. Hepimiz pür dikkatiz. Meğer örtülü bir tartışma varmış ülkemizde; ailelerin, hükümetin, üniversitelerin, okulların, yöneticilerin haberi yokmuş!. Öyle anlaşılıyor ki yatırımlarını insana değil de otobanlara, tünellere, AVM’lere, gökdelenlere endeksleyen Ankara’da pek önemsemiyormuş gelişmeyi!. Gerçekten bu tartışmalar üç-beş ay sonra bütün ülke genelinde genişledi, tartışıldı, konuşuldu, gazete ve televizyonlara konu oldu. Beyan Yayınları Sahibi Ali Kemal Temizer’i kutladım böylesi etkinlikleri dolayısıyla. Çünkü Başkent Ankara’da yönetimde sorumluluk almış kişilerden altı ay kadar ileri düşünüyor yöneticimiz ve katılımcılar. Hani dindar nesil yetiştirecektik? Hani her mahalleye bir cami ve imam hatip okulu açmıştık? Sorunu çözecektik. Peki bu nedir? Hep savunuyorum ve iddia ediyorum önce insana yatırım yapacak yönetimler.

Diyanet İşleri Başkanlığı gerektiği gibi bir dini hayat araştırması yapmadı(2014). 15 Temmuz çirkin darbe girişimi Türkiye’deki fay hatlarını harekete geçirdi. Terör örgütleri FETÖ, DEAŞ, PKK, merdiven altı din adamları etkiledi gençlerimizi, travma yaşandı. O ne dehşetengiz görünlerdi televizyonlarda. Katı gelenekçiler, İslamcı ve seküler modernistler, katı laikler ve milliyetçi muhafazakarlar arasında sıkıştı kaldı gençlerimiz. Çünkü günümüzde iletişim ve etkileşim o kadar kolaydır. İnternetle bilgiler avucunuzun içindedir. Youtube’a girmek çok kolay. Üstelik okullara bunun için de tabletler verildi. Ancak her kesim dini kendi yüklü bagajıyla anlatmayı sürdürdü.(Prof. Dr. Hilmi Demir/Hitit Üniversitesi-Star Gazetesi/08 Nisan 2018).

HUKUK VE AHLAK DİN İLE DAYANIŞMALI

Halen de bu böyle devam ediyor. Oy deposu diye cemaatlere Osmanlıdaki gibi bir nizamname getirilmedi, tam tersi imkanlar sunuldu. Cemaatler FETO’nun boşluğunu doldurmaya çalıştı. Öğretmenler öğrencisini tanımıyor artık. Başaramazsa “kursa git” diyor. Sonra ve önemli bir husus hayatı kuşatan sanat ve kültür gibi zeminler bitirildi. Sıkıntıya sokuldu. Düşün ve kültür ile medeniyet hareketinde mirasyedi olundu. Diyanet, İslam Aleminin yapması gereken kendi sahih-temiz aklı, epistemolojisi, kendi dinamiklerini devreye sokmayı beceremedi. Yaşlıların mescitteki taburede namaz kılması bile eleştirilerek “Camileri kiliseye çevirdiniz. Gidin evinizde kılın” denildi ve bir aksakal nesli dışlanmak istendi. İslam geleneği yenilenerek yeniden inşa edilmeliydi. Şehirleşme hızla artıyor. Bu husus yaşanan seküleşlermenin ve bazı gençlerimiz din ile gevşek ilişki biçiminin telafisi ve tedavisi olabilirdi. Çünkü dindar ailelerde de sadece ölçüsüz zenginleşme, lüks yaşama, markalaşma dolayısıyla din duyarlılığı zayıfladı, eğitim ve kültür politikası dibe vurdu, medyanın, internetin, televizyon dizilerinin getirdiği dejenerasyon, sonra sosyal medyanın sorumsuzca ve sınırsızca kullanılması yeni bir dünya görüşü ortaya çıkarıyor siz fark etmeseniz de(Mehmet Akif Çeç-Star Gazetesi). İnsanların önüne doğru, düzgün ve iyi Müslüman olmaktan önce maddi başarı, kariyer ve yüksek yaşama idealinin maalesef önce aileler koyuyor. Böylece inançtaki sağlamlık zayıflıyor. Mahalleler siteler dönüştü. Neticede din ile hayatı birbirinden ayırdılar. Dini vicdanlara hapsettiler. Din ile hayattın akışındaki irtibatı kestiler. Çünkü İslam alimlerinin sayısı azaldı ve mevcutlar da gereken bilimi üretemedi. Ulema toplumumuzun şartlarına ve ve ihtiyacına göre yorumlar getiremedi. İnsanların zihni bir berraklığa kavuşmasına katkı veremedi(Erol Erdoğan-sosyolog).

TOPLUM BİREYSELLEŞİYOR VE ÖZGÜRLEŞİYOR

Mesele çok ciddi, deizmin ötesinde çok ciddi nereden bakarsanız bakınız. İnsani ve dünyevi sorumlulukları görmezden gelemeyiz. Zihinlerde hurafelerden arınmış gerçek İslam’ı yeniden inşa etmek gerekiyor. Bunun için de önce Kur’an-ı Kerim’i bir hukuk metni gibi görerek, modern hukuk, zamanın değişen ekonomik, sosyal ve politik alanlarında hükümler arama çabası içinde olunması icap ediyor. Yaşanılan zaman diliminde mevcut hukuki hükümlerle, toplumların sosyolojik, psikolojik, ruhsal, ekonomik yapıları, gelenekleri, örfleri ve adetleri arasında bağları bulunmaktadır(Mehmet Ocaktan-Karar 04 Nisan 2018). Sorunlara çözüm arayışları artarak sürmelidir. Toplumda bireyselleşme ve özgürleşme iradesini kulak arkası edemeyiz. Müslümanlar nerede yanlış yaptıklarını defalarca düşünmelidirler. Bunu “kader ve tevekkül anlayışı” veya ahir zaman fitnesi” diyerek kolaycılığa sapamayız. Çünkü gençlerimizin önünde onlarca kötü örnekler var. Bunlar ve yanlış rol modeller yeniden gözden geçirilmelidir(Elif Çakır-Karar 06 Nisan 2018).

Terbiye örnek temsil ister.

Müslümanalar dünya-ahiret dengesini yeniden gözden geçirmeliler.

İslamiyet gözyaşlarıyla sunulmamalı.

Adalet duygusu artırılmalı, insan hukukuna güven verilmeli.

Güçlüler ve siyasiler dini söylemlerini daha usturuplu, daha dikkatli aktarmalılar.

GELİŞME KUŞAKLARARASI ÇATIŞMAYA DÖNMEMELİ

Din, siyaset, ticaret ve cemaat ilişkilerine sınır getirilmeli. Cemaatler kesinlikle ticaret ve siyasetle uğraşmamalı. Bir nizamname ile zaptü rapt altına alınmalı, denetimleri yapılmalıdır.

Dini duyguları her alanda geçer ölçü yaparak dini yoruyoruz(Akif Beki/Kara).

Yoksa dünyanın bu hızlı gelişim ve dönüşümü karşısında belki de birkaç yıl sonra gençlerimiz bizlerle kavgaya tutuşacaktır.

Deizim nasıl mı önlenir? Önce örnek olmakla, sonra üretmeyi ve paylaşmayı bilmekle. Ardından da herkes ve her kesim sorumluluğunun farkına varacak. Reyting uğruna hurafe yayın yapılmamalı ve taban bulabilen politik söyleme iltifat edilmemelidir.

Bir şeyin yapılması, yıkılmasından defalarca daha zordur.