Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Gazeteci - Yazar

Kendimize Dönüp Bir Bakmalı mıyız?

Rus tankları İkinci Dünya Savaşı’nda Berlin’e girene kadar, Almanlar Rusya’yı işgal ettiklerine inanıyorlardı. Çünkü Adolf Hitler’i destekleyen gazete ve radyolar öyle haber veriyorlardı. Ancak gerçek öyle değildi. Eğer bir ülkenin kendi insanlarını aldatan bir medyası varsa o ülkenin belki de başka düşmana ihtiyacı yoktur.

Sosyal Hayatımızda Çok Seslilik

Böylesi hatırlatmalar sosyal medyada dolaşırken benim de dikkatimi çekti. Durdum 1961 yılında Kilis’te başlayan fiili, 1967’de İstanbul’da devam eden resmi gazeteciliğim hatırıma geldi. O günden bugünlere kadar tek sesli bir gazetecilik yaşamışız meğer. Hala da devam ediyor. Gazete okumaya başladığım ve Vakıf Akbaba’ya abone olduğum günlerde siyasi partilerin gazeteleri vardı. Demokrat Parti Kudret, Tercüman, Osman Bölükbaşı’nın lideri olduğu Millet Partisi’nin Millet, CHP Ulus, Vatan adındaki gazetelerle önce yandaşı olduğu parti, sonra gazetecilik için yayın yaparlardı.

27 Mayıs Darbesi de öyle oldu. Darbecilerin çıkardıkları bir kanunla gazetelerde darbeyi ima edecek aleyhte bir yazıya bile müsaade etmezlerdi! Adalet Partisi’nin Adalet, Son Havadis, CHP’nin Ulus ve Tanin, Yeni Türkiye Partisi’nin Öncü adındaki gazeteleri yandaşlık örnekleriydi. Daha sonra siyasi hayatımıza katılan partilerin de gazeteleri oldu. Necmettin Erbakan’ın Milli Nizam Partisi, Milli Gazete ile basın tarihimize girdi. Hergün Milliyetçi Hareket Partisi ile paralel gitti. Aykut Edibali’nin Millet Partisi Bayrak ve Sancak ile örtüştü. Böyle oldu da ne oldu?

12 Eylül Askeri Darbesi geldi çattı.

Yabancı Kaynaklara Yöneliş Olabilir mi?

Artık sadece siyasi partilerin değil, sağ-sol bütün ekol, cemaat ve grup gazeteleri de okuyucu buldu. Bülent Ecevit Arayış dergisini yayınladı ve hakkında dava açılarak tutuklandı. Turgut Özal başbakan olunca Hürriyet’in cakasına karşılık Türkiye’de iki buçuk gazete kalacak dedi. Öyle de oldu. Tirajlar 1960 rakamlarına göre bile gerideydi. Çünkü nüfus sayımız ve okuma yazma oranınım artmış, ama gazete tirajımız o nispette değildi.

Günümüze gelince muhalefetin o kadar değil ama siyasi iradeyi temsilen hükümeti destekleyen gazete ve televizyon sayısı büyük oranla AK Parti lehine gözüküyor. Sadece TRT’nin 14 kanalı var. Geçenlerde baktım iktidar yanlısı medya da bazı yazarlar tehlike çanlarını görerek eleştirel yazılar kaleme aldılar. Sadece bekaya bakmak yeterli miydi? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ne söylerse medya da aynısı tekrar ediyordu. Gazeteciler, yazarlar, muhabirler politikanın dilini tevil etmekten öteye geçemeyip analiz, yorum ve içerik üretemiyor, entelektüel iddia ve araştırma yapamıyordu. Bu özellik kaybolma emareleri gösteriyordu. Tarafsız haber ve yorum bulamayanlar yabancı kaynaklara BBC, DW ve Sputnik gibi kuruluşlara zaman ayırıyorlardı. Garip bir gelişme ama hükümet tabanı bile bazı gelişmeleri bu yabancı kaynaklardan öğreniyordu.

Peyami Safalar Neden Hayatımızda Yok?

Star Gazetesi Genel yönetmeni Nuh Albayrak’a göre bu bir güç zehirlenmesiydi (20 Ocak 2019). Yeni Şafak Yazarı Kemal Öztürk ise İslami sivil toplum kuruluşlarının iktidarla ilişkili hale geldikçe inisiyatif kullanma, akıl yürütme, artı değer üretme, denetim ve yönetim kabiliyetlerinde ciddi bir gerileme olduğunu hatırlattı (03 Ekim 2017). Kemal Öztürk’e göre aynı yerden beslenen insanlar, hep aynı vitamini alan vücut gibi, bir yanı gelişirken, diğer yanı zayıflıyor. Dogmatik zihin de böyle oluşuyor.

Nereden bakarsanız bakınız düşünce tarihimiz için talihsiz bir dönemdeyiz. Çirkin 27 Mayıs Darbesinde yönetim karşıtlarına iktidar kuyruk ve mürteci diye yaftalarken, yandaşlarına “devrimci” diyordu. Peyami Safa tek başına da olsa buna yaklaşıma karşı çıkıyor “Onlar devrimci değil, devrimbaz” diye bir kelime icat ediyor ve taban da buluyordu. Yani devrimcilik oynayanlar. Bugün medyamızda analiz, yorum, dil, ufuk ve içerik yeterli olmadığından bir Peyami Safa çıkmıyor. Çıkma kabiliyeti olanlara da fırsat ve imkan verilmiyor, hatta yaşına başına bakmadan görüşünü açıklarsa hakkında takibat bile açılıyor. Böyle olunca dijital ve sosyal medya öne çıkıyor, konvansiyonel medya daha itibarlı ve etkili olmasına karşılık alanı daralıyor.

Toplumun Oluşması

Medyanın tek sesli olması, bugün artık iktidar yanlısı fikir emekçilerinin de belirttiği gibi kamuoyunun sağlıklı oluşamaması ilerde ciddi ve ancak uzun vadede kendini gösterecek problemlere yol açar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi AİHM’nin içtihat kararlarında bile medyayı “dördüncü kuvvet” diye tanımlamasının sebebi bu olsa gerek. Dolayısıyla toplumun sağlıklı oluşması çok sesli medya ile mümkün olabilir. Bu olmayınca da kamuoyu farklı mecralara yönelebiliyor.

Bunun neticesinde sorunlar bilimsel olarak ele alınamıyor, müzakere edilemiyor, reel ve prensip düzeyinde ortak akla dayanan çözümler geliştirilemiyor. Sonra bir de bakmışsınız çoğulculuktan uzaklaşılmış, aşırı siyasetin içinde kalıplaşmış bir vahim sonuç ile karşılaşıyoruz. Kaskatı kesilmiş sorunları çözmek de epeyi zaman alıyor.

Çözüm; Akıl ve İman Önde, Servet ve Güç Arkada

Bu konuda örnek ise Fransızların “Balladour Komisyonu”dur (2008). Yargı bağımsızlığı ve parlamentonun gücünü artırmak için Fransa uzman bütün tarafların katılımıyla sınırlı da olsa anayasa üzerinde iki yıl çalışarak bir değişiklik yaptı; yargı ve parlamentoyu rahatlattılar. Fransa’da yargı böylece tartışma konusu olmaktan çıktı.

Abdurrahman Dilipak’ın dediği gibi günümüzde hormonlu, geni ile oynanmış fetvalar herkese her konuda çözüm imkanı sunuyor(!) ama, aklımız ve imanımız servetin ve gücün önünde değil, arkasında olursa sağlıklı bir yön bulunabilir.

Onca kalabalığı rağmen bu yalnızlığın, paylaşamamanın, üretimsizliğin önüne ancak böyle geçilebilir. İktidar olmak kendimizi kaybetmek biçiminde gerçekleşmemeli. Herkes her konuda görüşünü açıklasın, yazsın, yaysın, herkese ve her kesime fırsat eşitliği sağlansın. Sınırlamaya şiddet ve ayırımcılık içermemek şartını da ekleyelim.

Bugün bir zamanlar kartal olan Adalet, Sonhavadis, Ulus, Tanin, Tasvir, Kudret ve Vatan gazeteleri artık yok. Bu bize bir şeyler hatırlatıyor mu sevgili meslektaşlar, aydınlar, ülke yönetiminde sorumluluk alanlar ve okurlar?