Gerçekten de 1968 yılından günümüze kadar onlarca kez çözüm masası kurulan Kıbrıs konusunda hiçbir sonuç alınamamıştır
En son İsviçre'nin Crans-Montana kasabasında 2017 yılında gerçekleştirilen Kıbrıs konferansı, taraflar arasında nihai bir anlaşmaya varılamadan sonuçsuz kalmıştır.
Altı temel başlıktaki (Yönetim-Güç Paylaşımı, AB, Mülkiyet, Toprak, Güvenlik-Garantiler) temel görüş ayrılıkları aşılamadığından, masada herhangi bir nihai mutabakat sağlanamamıştır.
Böylesine sonuç alınamayan, neredeyse 60 yıldır süregelen bu müzakereler sürecinin devamındaki ısrar nedendir?
Bunun bir tek yanıtı vardır, o da:
Hristiyan âleminin Kıbrıs adasında dalgalanan ay yıldızlı bayrağımızın, kurulan son Türk devleti KKTC’nin hazmedemedikleri varlığıdır.
Pekiyi bu gerçek değişebilecek midir?
Tabii ki hayır…
Son müzakereler tarihinden bugüne 9 yıl geçmiştir. Ancak hem adadan, hem de BM’den gelen haberlere göre yeni bir müzakere sürecinin yılsonuna doğru başlaması için tüm hazırlıklar tamamdır.
Hele ki, hem Rum lider Hritodulidis, hem de KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman yeni bir müzakerenin başlamasını dört gözle beklemektedirler.
Pekiyi, müzakere süreci nasıl başlayacaktır?
Rum lidere göre yeni müzakere süreci Crans-Montana’da kaldığı yerden başlamalı, süreç o görüşmelerde ele alınan başlıklar üzerinden ilerlemeli, federasyon temelinde yapılacak görüşmeler sonucunda da ‘’Birleşik Kıbrıs’’ hedefine ulaşılmalıdır.
KKTC Cumhurbaşkanı Sn. Erhürman müzakere sürecinin başlaması için bazı ön şartlar ileri sürmekte; öncelikle egemen eşitlikte ısrar etmektedir. Ama federasyon temelinde yapılacak bir görüşme, Erhürman’ın da seçilmeden önce taraftarlarına verdiği sözlerin en başındadır.
Şu husus unutulmamalıdır ki, müzakere sürecinin başlaması için Kıbrıs adasının garantör ülkelerinin de görüşleri önemlidir.
Bu yeni süreçte ‘’adada federasyon görüşmeleri sona ermiştir, İki devletli yapı çözümün temel şartıdır diyen Türkiye’’ ile hala ‘’Kıbrıs adasının günün birinde kendisine bağlanacağının hayalini kuran Yunanistan’’ bu gelişmelere ne diyecektir? Bu da önemlidir.
Bu kadar görüş ayrılıkları olan tarafları BM genel sekreterlik görevi yılsonu bitecek olan Guterres nasıl bir araya getirecektir?
Bir araya getirse, müzakere süreci yeniden başlasa ne olacaktır?
Rum tarafı ve Yunanistan’ın Kıbrıs’ta mutlak isteği tektir: ‘’Adanın sahibi biziz, Türkler ancak azınlık statüsüne razı olursa çözüme evet deriz.’’
Zaten bugüne değin yapılan tüm müzakerelere bakıldığında Rum tarafının ‘’Tek devlet-Tek Egemenlik-Tek Millet’’ isteği gözetilerek konu başlıkları çözülmeye çalışılmıştır. Amaç Annan Planında elde edilemeyen ‘’Birleşik Kıbrıs’ın’’ müzakere süreci ile elde edilmesidir.
Ama Kıbrıs Türk tarafının da kan ve can bedeli ödeyerek kurdukları; 1983 yılından beri yaşayan, dimdik ayakta duran KKTC devletinden vazgeçmeye hiçbir niyeti yoktur.
Adada ki yaşama baktığımızda:
Bir tarafta kilise çanları, bir tarafta ezan sesleri işitilmektedir.
Dili, dini, örf ve adetleri farklı iki halk apayrı yaşam biçimiyle güne başlamakta, geleceklerini buna göre planlamaktadırlar.
Böylesine farklı yaşam biçimleri olan iki ayrı halkı yeniden bir araya getirmek; yıllar önce yaşanan acıların, yıllar sonra bir kez daha yaşanmasından başka neyi sağlayacaktır?
Sonuç itibariyle Kıbrıs konusunda yeni bir müzakere dönemi başlasa da hiçbir şey değişmeyecek, taraflar kendi devletleri içinde hayatlarına aynen devam edeceklerdir.
Kazananı, kaybedeni olmayan bu süreçlerde kaybedilen sadece zamandır!
Aslında kaybedilen zamanı iyi kullanan taraf kazanacak, adadaki yaşam gelecekleri ona göre şekillenecektir.
Kıbrıs Türk’ünün yaşadığı devlet; KKTC her geçen gün daha ileri gitmekte, zaman iyi kullanılmakta, insanların yaşam biçimleri, gelecekleri ona göre şekillenmektedir.
KKTC de mevcut hükümet başta turizm olmak üzere; eğitim, inşaat, iletişim, alt yapı, enerji yatırımlarıyla büyüyen KKTC vatandaşlarına daha iyi imkân sağlamak amacıyla anavatan Türkiye ile tam bir işbirliği içindedir.
KKTC’ye Türkiye’den gelen can suyunun yanı sıra, önümüzdeki yıl yapımına başlanacak doğal gaz hattı ile adaya gelecek bu enerji kaynağı Rum tarafından bir adım daha ileri gidilmesini sağlayacak; deniz altından döşenen elektrik hattıyla da adanın kuzeyinde yaşanan tüm sıkıntılar sona erecektir.
Böylesine güzel gelişmeler yaşanırken; KKTC Cumhurbaşkanı enerjisini sonu olmayan müzakereler sürecinde harcamamalı; KKTC devletinin uluslararası camiada tanınması için gayret göstermelidir.