Allah’ın kitaplarından maksat, Hz. Musa’ya gönderilen Tevrat, Davud Aleyhisselam'a gönderilen Zebûr, İsa Aleyhisselam’a gönderilen İncil ve Hz. Muhammed Aleyhisselam’a gönderilen Kur’an’dır. Bugün dünya üzerinde Zebûr’dan bir eser kalmamış, Tevrat ile İncil de değiştirilerek günümüz kadar gelmiştir. Fakat asılları korunamamıştır. Bu kitaplar içinde sadece, indirildiği gibi, hiçbir tahrife uğramadan günümüze kadar intikal eden kutsal kitap Kur’an’dır.
İmanın ikinci esası meleklere inanmaktır. Melekler duyu organları ile idrak edilemeyen latîf cisimli nurani varlıklardır. Bu varlıklar insanlar gibi olmayıp; hiçbir kötülük işlemezler, Allah’tan aldıkları emirleri eksiksiz olarak yerine getirirler.
Allah kelimesi Arapça bir sözcük olup; evreni yaratan ve yöneten en yüce varlık, yaratıcı kudret anlamında olup ilah kelimesinden türemiştir. Kelime aslında ilah idi. Daha sonra bu kelimenin başına (el) takısı getirilerek (el-ilah) şeklini almıştır. Zamanla bunun telaffuzu Allah şekline dönüşmüştür. Bu kelime bugünkü Türkçemizle (Allah) tarzında söylenmektedir. Allah kelimesi yerine “Tanrı”, “Çalap” kelimeleri ya da herhangi bir dildeki bir isim da yaratıcı için kullanılabilir. Ancak, Kur’an-i Kerim’deki kullanılış şekli ile (Allah) tarzında söylenmesi Müslümanlar için daha güzel bir davranış olur.
Peygamber terimi farsça bir terkip olup Allah’tan haber getiren kimse demektir. Bütün peygamberlere inanmak ve bunlar arasında herhangi bir ayırımda bulunmamak iman esaslarından biridir. Kitaplara inanmada olduğu gibi, peygamberlere inanmada da İslam, Müslümanları diğer din mensuplarından ayrı bir konuma getirmiş ve yükseltmiştir.
“Hz. Peygamber (s.a.) üç defa “Din nasihattir, din nasihattir, din nasihattir” buyurdu. Ashab: Ey Allah’ın elçisi! Kim için nasihattir? Sorusuna karşılık: Allah için, Resûlü için ve müminlerin önderleri için…” cevabını verdi.” Bu hadiste geçen nasihat sözlükte: İhlâs, ameli, sevgiyi Allah ve Resûlüne tahsis etmek anlamlarını ifade eder.” (Buhari, edbe, 59)
Kanaatimizce İslam dünyasının önemli meselelerinden biri kader meselesidir. Ancak kader inancı ile kadercilik birinden farklı şeyler olup kader inancı ile kaderciliği birbirine karıştırılmaması gerekir. Kaderin doğru anlaşılması ve doğru yorumlanması gerekir.
“O Allah ki, sizi çamurdan yarattı sonra eceli takdir etti. İsimlendirilmiş olan ecel Allah katındadır. Sonra siz şüpheleniyorsunuz.” (Enam, 6/2) “Allah bir işe hükmedince ona sadece “ol” de, olur.” (Âl-i İmran,3/47, Bakara, 2/117; Meryem, 19/35)
İslam, Kur’an ve sahih sünnet demektir; İslam paylaşmak demektir, İslam demek, fert yok toplum var demektir. İslam her türlü üstün meziyetlerin birleştiği yol demektir.
Amel imanın gereği olan eylem demektir. İman Müslüman’ın en değerli varlığı, hayatın en önemli olgusudur. Fakat iman amel ile kardeştir. Kardeşler birbirinden ayrılmazlar. Yüce Allah’ın Kur’an’da buna büyük önem verdiğini görüyoruz.
Ezan sözlükte bir şeyi ilan demek, namazın vakitlerini bildirmektir. Dini yönden ezan şöyle tarif edilebilir: “Günde beş vakit namazın farzlarından önce vaktin girdiğini bildirmek üzere, yüksekçe bir yere çıkılarak belli ifadelerle ve yüksek sesle okunan ve tevhid inancını simgeleyen, namaza ve kurtuluşa çağıran ilahî sözler bütünüdür.”
Fıtrî temizlik dışında, özellikle namaz kılmak için şart olan temizlik taharet almak, abdest almak ve yıkanmaktır.
Gusül abdestinin nasıl alınacağını Sevgili Peygamberimiz (s.a.)’den öğrenmekteyiz. Hz. Âişe’den rivayet olunduğuna göre; Hz. Peygamber (s.a.) cünüplükten yıkandığı zaman önce ellini yıkar, sonra sağ eli ile sol eline su dökerek bununla avret yerlerini yıkayıp temizler, sonra namaz abdesti gibi abdest alır, sonra parmaklarını saçlarının dibine sokarak başına avuçları ile üç kere su dökerek yıkar, sonra bütün vücudu üzerine su akıtarak en son ayaklarını yıkar ve teknesinden çıkardı.” (Şevkânî, Neylü’l-Evtâr, 1/286)
Arapçada “vudu” kelimesi ile ifade edilen abdest farsça kökenli bir terim olup sözlükte: temizlik ve güzellik anlamlarını ifade eder. Dini terim olarak abdest şöyle tarif tanımlanmıştır: