Kur’an’ın metodu gerek ibadetlerde gerekse dünya muameleleri ile ilgili talimatlarda açık ya da kapalı bir şekilde gerekçeleri belirtmektir. Ancak ibadetlerdeki gerekçeler dünyaya ait maksatlar ve fani hedefler değil, belki sürekli ve ebedi hedeflerdir. Bu bakımdan dünya hayatına ait ahkâm değişebilir, fakat ibadetler asla değişmez.
Namaz kavramı Kur’an’da salat kelimesi ile ifade edilmiş olup 80 küsur yerde geçiyor. Bunların 68’i bildiğimiz namaz eylemi anlamındadır. Geride kalanların bir kısmı dua, bir kısmı da rahmet anlamında kullanılmıştır.
İlim dünyanın en değerli varlığıdır. Alimler de insanları en değerlileridir. Her şey için harcanan zamanın, Kıyamette hesabı verilecektir, fakat ilme harcanan zaman muhasebeden muaf tutulacaktır. Eski âlimler ilme büyük değer vermişler, onu her türlü faaliyetin üstünde tutmuşlardır.
Toplumda iki türlü davranış modeli vardır: Biri; paylaşan, insanı maldan ve maddeden daha çok seven, insana evrenin en değerli varlığı olarak bakan, doğduğu gibi temiz yaşayan, temiz olarak ölen, aldatmayan, aldanmayan, malının en iyisinden veren, başkasını kendisine tercih eden, kalbi sevgi ve şefkat duygusu ile dolu olan, okuyan, bilgi ve düşünce üreten, ana-babasına itaat eden, devletine hizmet eden, hak ve hukuku gözeten, çevreye zarar vermeyen, komşularına ve arkadaşlarına karşı güzel davranan, hocalarına karşı saygılı olan, nefsini yenen, kötü duyguları aşan, Allah yolunda mal ve canı ile cihad eden Müslüman...
Abdullah b. Amr b. Âs’tan rivayet olunduğuna göre, Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Kişinin ana-babasınıa sövmesi büyük günahlardandır. Abdullah sordu: Kişi Hiç ana-babasına söver mi? Şöyle cevap verdi: Bir adamın babasına ve anasına söver o da onun ana-babasına söver.”
İnsanın Rabbi ile ilişkileri çok önemlidir. Çünkü bu ilişkileri iyi kuramayan fertlerin oluşturduğu toplum da kötü olur. Ancak, bu ilişkilerin düzgün olması yeterli değildir. Ferdin toplumu ile ilişkileri de düzgün olmalıdır. İnsanın değeri öteki ile ilişkilerinde ortaya çıkar. Bu ilişkilere aşağıda ana hatları ile işaret edilecektir:
Bilindiği gibi, İslam’ın beş temel emrinden biri olan namazın geçerli olma şartlarından biri taharettir. Taharet temizlik demektir. Müslüman kişi ruhunu iman ile temizlediği gibi, bedenini ve çevresini de görünür ve görünmez pisliklerden ve hoş olmayan görüntülerden temizlemesi gerekir.
Büyük tasavvuf erbabı İbrahim b. Ethem (Rh.A.) demiştir ki; Lubnan Dağı’nda Allah adamları ile dost oldum. Onlar bana, halka döndüğümde şu tavsiyelerde bulunmamı söylediler:
Hz. Peygamber (s.a.) imanın alametlerini şöyle açıklamıştır: “Üç şey imandandır: Kimsenin görmediği bir yerde soğuk bir gecede, kişinin ihtilam olması, sonra kalkıp yıkanması, sıcak günlerde oruç tutması, kimsenin görmediği ıssız bir yerde namaz kılması.” (Beyhakî, age, 1/76, H.No: 52)
Allah katında en makbul şey imandır. Allah’ın huzuruna amelsiz git, isyanla git, fakat imansız gitme. Ne olursan ol, nerede olursan ol, yeter ki imanlı ol, kurtulursun. Amelsiz cennete girilir, fakat imansız girilmez.
Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.)’e salât ve selam olsun. Karanlığı aydınlığa çeviren, bilgiyi, düşünceyi ibadetleştiren, insanı her bakımdan özgürleştiren ve mükemmelleştiren, aklın önündeki engelleri kaldıran, hayatı kolaylaştıran, sapık inançları ve yanlış ideolojileri savuran, insanlığı felaketlerden kurtaran, müjdeleyen ve uyaran, sevgi ve rahmet peygamberi Hz. Muhammed (s.a.)’e salât ve selam olsun. O’nun ruhu bu toplantıdan haberdar olsun.
Zekâtta nakit ödeme yapmak daha makbul olmakla birlikte mal vermek esastır. Parası olmayanlar mallarının zekâtını o malların cinsinden aynî olarak ödeyebilirler. Ramazan-i şerifte bunun sevabına nail olmak için Müslümanlar ticarî mallarının kırkta birini aynî olarak ayırıp bizzat kendileri de verebilirler zekât ile ilgili güvendikleri bir kuruluşa teslim edebilirler. Hemen dağıtacak yer bulamayanlar, zekâtı vekâleten kabul edecek bir kuruma teslim ederlerse o kuruluş sonradan bu zekât mallarını fukaraya daha geniş bir zaman içinde ve daha güvenli bir şekilde dağıtabilirler.
1. Başta ilmî faaliyetler hız vermek, değerli âlimler yetiştirmek, ilmî neşriyat yapmak, dil kursları düzenlemek, ilmî konferanslar ve sempozyumlar düzenlemek, bunlar gerçekleştirmek için gerekli tesisleri kurmak ve yaşatmak.
İnsanın Allah ile bağlantısını kuran temel unsur imandır. Allah ile ilişkilerde her şeyden önce kuvvetli bir iman elde etmek, tüm hurafelerden arınmak gerekir. Zira İslam hak din olarak indirilmiştir. Hak ile hurafenin bir arada bulunması mümkün değildir. Kur’an ve sahih sünnet çerçevesinde her Müslüman’ın imanını yenilemesi, hurafe olduğu halde bilmeden inandığı hususlar varsa bunları terk etmesi, böylece inancını temizlemesi gerekir.
1. İnançta taklitçilik, iman esaslarını tam algılayamamak, imanı yakın derecesine vardıramamak, 2. Hz. Peygamber’i iyi tanımamak, onunla ilgili uydurma bilgilere kanmak, 3. Kur’an’ın muhtevası hakkında bilgi sahibi olmamak, mesajlarını algılamamak,
Allah’ın kitaplarından maksat, Hz. Musa’ya gönderilen Tevrat, Davud Aleyhisselam'a gönderilen Zebûr, İsa Aleyhisselam’a gönderilen İncil ve Hz. Muhammed Aleyhisselam’a gönderilen Kur’an’dır. Bugün dünya üzerinde Zebûr’dan bir eser kalmamış, Tevrat ile İncil de değiştirilerek günümüz kadar gelmiştir. Fakat asılları korunamamıştır. Bu kitaplar içinde sadece, indirildiği gibi, hiçbir tahrife uğramadan günümüze kadar intikal eden kutsal kitap Kur’an’dır.
İmanın ikinci esası meleklere inanmaktır. Melekler duyu organları ile idrak edilemeyen latîf cisimli nurani varlıklardır. Bu varlıklar insanlar gibi olmayıp; hiçbir kötülük işlemezler, Allah’tan aldıkları emirleri eksiksiz olarak yerine getirirler.
Allah kelimesi Arapça bir sözcük olup; evreni yaratan ve yöneten en yüce varlık, yaratıcı kudret anlamında olup ilah kelimesinden türemiştir. Kelime aslında ilah idi. Daha sonra bu kelimenin başına (el) takısı getirilerek (el-ilah) şeklini almıştır. Zamanla bunun telaffuzu Allah şekline dönüşmüştür. Bu kelime bugünkü Türkçemizle (Allah) tarzında söylenmektedir. Allah kelimesi yerine “Tanrı”, “Çalap” kelimeleri ya da herhangi bir dildeki bir isim da yaratıcı için kullanılabilir. Ancak, Kur’an-i Kerim’deki kullanılış şekli ile (Allah) tarzında söylenmesi Müslümanlar için daha güzel bir davranış olur.
Peygamber terimi farsça bir terkip olup Allah’tan haber getiren kimse demektir. Bütün peygamberlere inanmak ve bunlar arasında herhangi bir ayırımda bulunmamak iman esaslarından biridir. Kitaplara inanmada olduğu gibi, peygamberlere inanmada da İslam, Müslümanları diğer din mensuplarından ayrı bir konuma getirmiş ve yükseltmiştir.
“Hz. Peygamber (s.a.) üç defa “Din nasihattir, din nasihattir, din nasihattir” buyurdu. Ashab: Ey Allah’ın elçisi! Kim için nasihattir? Sorusuna karşılık: Allah için, Resûlü için ve müminlerin önderleri için…” cevabını verdi.” Bu hadiste geçen nasihat sözlükte: İhlâs, ameli, sevgiyi Allah ve Resûlüne tahsis etmek anlamlarını ifade eder.” (Buhari, edbe, 59)

