Nuri GÜRGÜR

Avukat

Komisyon Raporunun Düşündürdükleri

TBMM’de, çözüm süreci için İYİ Parti’nin dışındaki partilerin katılımıyla kurulan Komisyon raporunu tamamladı; 47 oyla oylanarak kamuoyuna sunuldu. İstişari nitelikteki raporun uygulanması artık Meclis’in inisiyatifinde bir konu. Ancak rapordaki mutabakatın Meclis’te sağlanması, somut sonuçlara ulaşılması çok zor görünüyor. Çünkü tarafların meseleye bakışlarında büyük farklılıklar ve aykırılıklar var.

Raporda sonraki alanlara geçilebilmesi için PKK’nın bütün unsurlarıyla silah bıraktığını, kendini feshettiğini söylemesinin yeterli olmadığı, Devlet’in yetkili kurumlarının bunu somut ve denetlenebilir kriterler çerçevesinde, objektif tarzda tespit edilmesi gerektiği belirtiliyor. Güvenlik tehdidinin kalmadığının devlet tarafından resmen teyidi isteniyor. Bu olmadan yeni düzenlemelere başlanmayacağı belirtiliyor.

Oysa Öcalan ve DEM farklı düşünüyorlar; örgütün açıklamalarını yeterli görerek silah bırakmanın ve feshin yapıldığını, böylece ilk aşamanın tamamlandığını öne sürerek hukuki ve yasal düzenlemelere başlanılmasını istiyorlar. Fakat yaşananlar bunun doğru olmadığını gösteriyor. PKK’nın Suriye’deki elebaşısı Bahoz Erdal geçen ay 400 kadar militanla Halep’e giderek terör örgütünü temsilen çatışmalara katıldı. Şam rejimini protesto ve SDG’ye destek için Güneydoğu’da bazı vilayetlerde düzenlenen gösterilerde örgütün varlığını sürdürdüğü gösterilmeye çalışıldı. Bu tablo ortadayken devletin düzenlemelere başlamasını istemek arada bir amaç ve niyet farklılığının olduğunu gösteriyor.

Terörsüz Türkiye ideali hangi siyasi görüşten olursa olsun, milletimizin tamamına yakınının benimsediği ortak duygudur. Devlet bu ortamın oluşması için elli yıldır uğraşıyor, terör örgütünü etkisiz hâle getirmeye çalışıyor. 2015-16 yıllarında Suriye’deki kazanımlarından cesaret alarak Güneydoğu’da bazı sınır kentlerinin il ve ilçelerinde ayaklanma eylemlerine yönelen terör örgütü güvenlik güçlerimiz tarafından çökertildi, yurdumuzda benzer eylemlere kalkışamayacak hâle getirildi. Bu sebeple on yıldır silahlı eylemlere (iki bireysel olay dışında) son verdiler. Stratejilerini siyasi yollardan elde etmeye çalışıyorlar.

DEM, etnikçi Kürt siyasi hareketinin siyasi sözcülüğünü yapıyor. Fakat bağımsız değil, iradesini Kandil’e teslim etmiş durumda, oradan yönlendiriliyor. DEM Eş Başkanı Bakırhan, Türkiye’nin sorunlarından çok Suriye’deki gelişmelerle, SDG’nın ve Rojava’nın durumuyla ilgileniyor. Türkiye’nin Şam yönetimine güçlü destek vermesine çok içerliyor. Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ses çıkaramayacağından Türkiye’nin Dışişleri ve Millî Savunma Bakanlarını SDG avukatlığını yaparcasına ağır şekilde eleştiriyor İstifalarını isteyecek kadar küstahlaşıyor.

Terör konusunda PKK sürekli gündemde olduğunda KCK’nın varlığını yeterli derecede önemsemedik. Oysa 2005’te Apo’nun isteği üzerine kurulan KCK bölgenin Türkiye dahil dört ülkesinde “üst kurul-yasama organı” işlevi yapıyor. PKK, YPG/SDG, PJAK gibi yürütme yetkisi verilen yerel örgütler KCK’ya bağlı konumdalar.  Cemil Bayık, Besi Hozat, Karayılan vb. elebaşılar bu örgütün İcra Kurulu üyeleri. KCK bölgedeki dört ülkedeki Kürt siyasi hareketini yönetiyor. Etnikçi fitnenin siyasi hayatımızı zehirlemesini engellemek için bu soruna çözüm aranmalıdır.

Halen Kürt siyasi hareketinin siyasi temsilciliğini yapan DEM, raporun yazılmasında görüşlerinin belirtilmesi hususunda ısrarcı kalmadı, ilk hazırlık döneminde öne sürdüğü radikal görüşleri, bir süredir taktik nedenlerle dillendirmiyor. Bunları gündeme getirmekte ısrarcı olması halinde Öcalan’ın durumu başta olmak üzere görüşmelerin tıkanacağının farkında. Oysa 24 Anayasası ve Lozan konularında neler dedikleri ortada. Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter bir ulus devlet olduğunu, Türklerin kurucu üst iradeyi oluşturduğunu kabul etmiyorlar. Yeni bir anayasa yapılarak devlete ortak olmak istiyorlar.

Komisyon raporu siyasi partilerin onaylayacağı ama gerçekleşme ihtimali çok zor olan patlak vaatler içeriyor. Bunların konuşulup tartışılması somut sonuçlara ulaşılmadan yıllarca sürebilir. Öcalan’ın tartışılan umut hakkı konusuna doğrudan değinilmemiş. AİHM içtihatları bağlamında “yaşlılık, hastalık ve uzun süreli hapis” gibi gerekçelerle ileride Meclis’ten karar çıkartılabilir. 

 DEM ve etnikçi Kürt siyasi hareketi, yaklaşan seçimlerin kendilerine elverişli bir ortam sunacağını düşünüyor; Meclis gruplarını kazanmak için seçmen tabanlarının varlığı dolayısıyla iş birliği teklifleri alacaklarından eminler. Seçimi kazanma hırsı ağır basar mı, millî kimliğimizle sorunları bulunan etnikçi fitne hareketine imkân tanınır mı? Umarız aklıselim ve basiret etkili olur, amaçlarına silahlı eylemlerle ulaşmaya, etnikçi fitneye siyasi prim verilmez.