Yeni bir Ramazan iklimine, (Hicri,1447- Miladi 2026) elhamdülillah kavuşmanın huzur ve mutluluğunu yaşıyoruz. Bütün Türk ve İslâm âlemine, huzur, barış ve esenlik getirmesini Yüce Rabbimiz Allah' tan (c.c.) diliyoruz. Kıymetlî okuyucularımızın da mübarek Ramazan aylarını tebrik ediyor, sevdikleriyle beraber, sağlık ve mutluluk içinde Ramazan' ı idrak ederek, Ramazan Bayramı da kavuşmalarını Cenabı Hak'tan temenni ediyoruz.
İlahi sevgiden deli divane olmuş, sufi, mecnun ve meczuplara verilen bir unvanı taşıyan Behlül Dana Hz. leri, ünlü Abbasi halifesi Harun Reşit zamanda yaşamış sufî bir derviş ve Allah c.c. dostudur. Dilden dile dolaşan, birçok hikâye ve menkıbeler, ona bağlandığı gibi, bazı düşündürücü halk fıkraları da kendisine mal edilmiştir.
İşte bunlardan ibretlik bir hikayesi şöyledir. Bir gün Behlül Dana, halife Harun Reşit' in yanına gider ve kendisine bir iş verilmesini ister. Halife: "sana şehirdeki fırınları denetleme işini verdim, git fırınların ağası ol ve onları teftiş et" der. Behlül Dana, hemen işine başlar ve fırınları denetlemeye koyulur. Çarşıda ilk fırına girer, ekmeklerin gramlarını kontrol eder, normalden eksik çıkması üzerine, fırıncıyı çağırır ve ona:" hayatından memnun musun? Hayattan lezzet alıyor musun? Ailenle aran nasıl geçimin iyimi? diye sorular sorar. Fırıncı sorulara hep olumsuz cevap verir. Behlül ayrılırken fırıncı: "Bir ceza kesmeyecek misin? "diye sorunca; "hayır" der. Sonra ikinci bir fırına girer. Bu fırında gramlar fazladır. Aynı benzer soruları 2.fırıncıya da sorar, hep müspet cevaplar alır. Behlül Dana, halifenin tekrar huzuruna çıkar ve Harun Reşit' e: "ben bu işi yapmayacağım, başka bir iş ver" deyince; halife:" yahu daha az önce sana bu işi verdik, niye yeni bir iş istersin? deyince, Behlül: "Efendim, çarşı- pazarın zaten bir ağası varmış, benden önce somunlarla beraber VİCDAN ları da tartmış, ona göre herkes hesabını ödemiş, yani bana ihtiyaç kalmamış " der.
Bu kıssadan elbette herkesin alacağı birçok dersler vardır. Ramazan- ı Şerife eriştik diye seviniyoruz. Dayanışmanın, yardımlaşmanın, merhametin zirvelere ulaştığını kabul ettiğimiz bu mübarek ay daha gelmeden, *Ramazan Zamları* nın peşi peşine yağmur gibi yağdığına şahit oluyoruz. Makul, mantıklı ve insaflı artış yapan esnaf, tüccar ve iş adamlarımızı İSTİSNA edersek; gözünü para ve yüksek kar hırsı bürümüş fırsatçı tacirlere ne söyleyelim? Beğenmediğimiz" ELİN GAVURU" yaftasını vurduğumuz batıda, Noel, yılbaşı, paskalya ve milli özel günlerde indirimler yapılır. Bizde ise tam tersi, fakir fukara, garip' gureba, bir ay da olsa temel gıda maddelerinde rahat edeceği yerde; vicdansız ve de insafsız fiyat artışlarıyla her Ramazan' da muhatap olur. Ve her zaman aynı konular konuşulur, tartışılır ve bir arpa boyu yol alınmaz.
Dolayısıyla da ekonomik durumu zamlardan etkilenmeyen belli bir kesimin dışında; toplumun önemli bir kesimi (Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı verilerine göre yaklaşık 13 milyon insanımız) Ramazan kolilerine muhtaç vaziyette kalmaya devam eder.
Şu bir gerçektir ki; genellikle günlük hesaplarımızı, paraya, mala, mülke veya maddi çıkarlara endeksli yaptığımızdan dolayı, aile ve toplumsal huzurumuz kaybolmakta ve sürekli her şeyden şikâyet eden, haline şükretmeyi bilmeyen insanlar olarak yaşamaya devam ediyoruz. Bizi tarih boyunca biz yapan, temel, değişmez dinî ve ahlâkî değerlerimize sımsıkı sarılarak, önce kendi iç dünyamızı düzeltmeli ve her işimizi sadece Allah c.c. rızası için yapmayı gaye edinmemizi, iş ve görevlerimizi dürüst ve İslâm ahlâkı kurallarına uygun olarak yapılmasını vazgeçilmez prensip edinmeliyiz.
Vesselam…