Yapay zekâ şirketleri modellerini eğitmek için dijital kitapları kullanıyor; ancak sosyal medyadaki "fiziksel kitapların yakıldığı" iddiası tamamen asılsızdır.
Cevap, beklediğimizden daha rahatsız edici. Kitaplar yakılmıyor. Ama milyonlarca kitabın satın alındığı, sırtlarının kesilip sayfalarının tarandığı ve ardından kâğıt hamuru olmak üzere geri dönüşüme gönderildiği artık bir söylenti değil. Mahkeme belgeleri ve gazetecilik araştırmalarıyla kayıt altına alınmış bir gerçek.
Bu hikâyenin iki ana kahramanı var: Claude modelinin geliştiricisi Anthropic ve Amazon. Bu yazıda neyin kanıtlandığını, neyin abartıldığını ve asıl sorunun ne olduğunu anlatmaya çalışacağız. Çünkü mesele yalnızca birkaç milyon kitap değil. İnsanlığın yüzyıllar boyunca biriktirdiği yazılı mirasın, birkaç şirketin eğitim verisine dönüşmesi.
Project Panama: “Dünyadaki bütün kitapları” taramak
Hikâye, üç yazarın 2024’te Anthropic’e açtığı telif davasıyla başlıyor. Andrea Bartz, Charles Graeber ve Kirk Wallace Johnson, şirketin Claude’u eğitmek için korsan kitaplar kullandığını ileri sürdü. Dava ilerledikçe mahkemeye binlerce sayfa iç belge sunuldu. Bu belgelerin bir kısmı 2026’da gizlilikten çıkarıldı ve ortaya şirket içinde “Project Panama” adı verilen bir operasyon çıktı.
The Washington Post’un 27 Ocak 2026’da yayımladığı haberle kamuoyuna duyurulan proje, şirketin iç planlama belgesinde tek cümleyle tanımlanıyordu: “Project Panama, dünyadaki bütün kitapları tahrip ederek tarama çabamızdır.” Aynı belgede bir cümle daha vardı: “Bunun üzerinde çalıştığımızın bilinmesini istemiyoruz.”
Proje 2024’ün başında hız kazandı. Başına, yaklaşık yirmi yıl önce Google Books projesinin kuruluşunda görev almış eski bir Google yöneticisi, Tom Turvey getirildi. Belgelere göre Anthropic yaklaşık bir yıl içinde on milyonlarca dolar harcayarak milyonlarca kitap satın aldı.
Süreç nasıl işliyordu?
- Kitaplar, ABD’deki Better World Books ve İngiltere’deki World of Books gibi ikinci el kitapçılardan, çoğu zaman on binlerce adetlik partiler hâlinde satın alındı.
- Tarama işi bir taşeron firmaya verildi. Bu firma, hidrolik bir kesme makinesiyle kitapların sırtlarını kesip sayfaları birbirinden ayırdı.
- Serbest kalan sayfalar endüstriyel tarayıcılardan geçirilip dijital metne dönüştürüldü.
- Geriye kalan kâğıtlar geri dönüşüm tesislerine gönderildi. Bir zamanlar kitap olan sayfalar, tuvalet kâğıdına ve karton kutuya dönüştü.
Taşeron firmadan bir yetkiliye göre Anthropic, altı ay içinde 500 bin ile 2 milyon arasında kitabı bu şekilde dönüştürmeyi hedefliyordu. Belgeler, şirketin kitap tedariki için New York’un ünlü kitapçısı Strand ile ve “kronik olarak yetersiz finanse edilen” bir kütüphaneyle görüşmeyi de tartıştığını gösteriyor. Strand ise Anthropic’e kitap satmadığını açıkladı.
Neden kitaplar?
Belgelere göre yöneticiler, Claude’un “iyi yazmayı” internetteki “düşük kaliteli dilden” değil, internet öncesi döneme ait kitaplardan öğrenmesini istiyordu. Ayrıca kitapların, yapay zekânın yapay zekâ üretimi metinlerle eğitilmesinden doğan ve “model çöküşü” denen bozulmaya karşı bir ilaç olacağını düşünüyorlardı.
Amazon: Bir AirTag’in ortaya çıkardığı gizli tesis
Anthropic’in hikâyesi mahkeme belgelerinden çıktı. Amazon’unki ise bir gazetecinin kurduğu basit ama zekice bir tuzaktan.
2026 yazında ABD’deki sahaf ve kitap satıcıları tuhaf bir şey fark etti: Pazarlık yapmayan alıcılardan gelen, binlerce kitaplık toplu siparişler aniden artmıştı. Bağımsız teknoloji haber sitesi 404 Media’nın kurucularından Emanuel Maiberg, bu kitapların nereye gittiğini merak etti.
Biblio adlı sahaf platformu üzerinden yaklaşık 1.000 kitaplık bir sipariş alan bir satıcı, kimliğinin gizli kalması şartıyla bir deneye razı oldu. Siparişteki nadir bir kitabın içine, 404 Media’nın verdiği bir Apple AirTag yerleştirildi.
AirTag’in yolculuğu şöyle oldu:
- Kaliforniya’dan uçakla Wisconsin eyaletindeki Milwaukee’ye
- İki hafta boyunca Kenosha yakınlarındaki bir dağıtım deposuna
- Oradan kamyonla batıya, Colorado’da bir gecelik mola
- Ve son olarak Las Vegas’ta, Amazon’a ait LAS8 adlı depoya
LAS8 normalde talep üzerine kitap basımı yapan bir tesis. Ama AirTag binanın kuzey ucunda durdu. Çalışanlar bu bölümü, “VGT3” adında ayrı bir operasyon olarak tanımlıyor. Logosu, elinde açık bir kitap tutan bir T. rex. Çalışanların anlattığına göre burada bir ekip kitapları teslim alıp barkodlarını okutuyor, bir başka ekip ise kitapları kesiyor.
Amazon, 404 Media’ya ve diğer yayın organlarına aynı kısa açıklamayı yaptı: Şirket, “müşterilerimizin kullandığı ürün ve hizmetleri geliştirmek için ticari kanallardan kitap satın alıyor.” Kitapların yapay zekâ eğitimi için kullanıldığını ise ne doğruladı ne de yalanladı.
Yani elimizde şu var: Kitapların Amazon tesisinde kesilip tarandığına dair güçlü kanıtlar. Ama bu verilerin hangi yapay zekâ modelinde kullanıldığı ve kitapların taramadan sonra ne olduğu henüz netleşmiş değil.
Kitabı gönderen satıcının sözleri ise meselenin duygusal tarafını özetliyor: Ona göre bu kitapların tarihî ve manevi bir değeri var, ama onları satın alan yapay zekâ şirketleri bununla hiç ilgilenmiyor.
Neden kitapları kesmek?
Buraya kadar okuyan herkesin aklına aynı soru gelir: Kitapları kesmeden taramak mümkün değil mi?
Mümkün. Bunu en iyi bilen şirket de Google. Google, 2004’te başlattığı Google Books projesiyle Harvard, Oxford, Stanford ve New York Halk Kütüphanesi gibi kurumların raflarındaki kitapları taramaya başladı. 2019’a gelindiğinde taranan kitap sayısı 40 milyonu geçmişti. Üstelik Google kitapları parçalamadı. Sayfaları tek tek elle çeviren operatörler, iki kamera ve kızılötesi ışık kullanan özel tarayıcılar kullandı. Kitaplar taramadan sonra kütüphanelerin raflarına geri döndü.
Anthropic’in Project Panama’yı yönetmesi için bu projenin kurucularından birini, Tom Turvey’i işe alması da bu yüzden ironik. Yirmi yıl önce kitapları koruyarak tarama yöntemi geliştiren deneyim, bu kez kitapları kesip atan bir operasyonda kullanıldı.
Peki neden? Bunun birkaç nedeni var:
- Hız ve maliyet. Cildi kesilmiş bir kitabın sayfaları, fotokopi makinesine kağıt verir gibi otomatik tarayıcılardan saniyeler içinde geçiyor. Sayfa çevirerek tarama ise insan emeği ve zaman istiyor. Milyonlarca kitabı aylar içinde taramak isteyen bir şirket için fark çok büyük.
- Yarış. Yapay zekâ şirketleri arasında kaliteli metin için kıyasıya bir rekabet var. İnternetteki erişilebilir metinlerin büyük kısmı zaten kullanıldı. Geriye kalan en değerli kaynaklardan biri, henüz dijitale aktarılmamış kitaplar.
- Hukuki kolaylık. İlerleyen bölümde göreceğimiz gibi, satın alınan bir kitabın taranması ve fiziksel nüshanın ortadan kaldırılması, mahkemede şirketin lehine bir argümana dönüştü.
Kısacası kitaplar, korunması gereken eserler olarak değil, işlenmesi gereken bir hammadde olarak görüldü.
Mahkeme ne dedi?
Kitapların parçalanması bir skandal gibi görünse de hukuken şaşırtıcı bir sonuç çıktı.
23 Haziran 2025: Satın alınan kitaplar “adil kullanım”
Davaya bakan ABD’li yargıç William Alsup, Anthropic’in iki farklı yoldan edindiği kitapları birbirinden ayırdı.
Birinci grup, satın alınıp taranan kitaplardı. Yargıca göre bunların yapay zekâ eğitiminde kullanılması “adil kullanım” kapsamındaydı. İşin ironik tarafı şu: Yargıcın bu sonuca varmasında kitapların yok edilmesi de rol oynadı. Basılı nüsha tarandıktan sonra ortadan kaldırıldığı için, ortada fazladan bir kopya oluşmamış, kitap yalnızca kâğıttan dijitale biçim değiştirmişti. Yani kitabı parçalamak, şirketi hukuken korumuş oldu.
İkinci grup ise korsan kitaplardı. Mahkeme belgelerine göre Anthropic, 2021’de LibGen adlı korsan kütüphaneden en az 5 milyon, 2022’de de Pirate Library Mirror’dan yaklaşık 2 milyon kitap kopyası indirmişti. Yargıç bu kopyalar için aynı korumayı tanımadı: “Kalıcı, genel amaçlı bir kütüphane oluşturmak, kendi başına adil kullanım değildi.”
20 Temmuz 2026: 1,5 milyar dolarlık uzlaşma
Korsan kitaplar meselesi için yargılanmak yerine Anthropic yazarlarla uzlaşmayı seçti. 1,5 milyar dolarlık uzlaşma 20 Temmuz 2026’da mahkemenin nihai onayını aldı. Uzlaşma, yaklaşık 500 bin eseri kapsıyor ve eser başına yaklaşık 3.000 dolar ödeme öngörüyor. Davacı avukatları, bunun tarihteki en büyük telif tazminatı olduğunu söylüyor.
Ama burada önemli bir ayrım var: Bu para, kitapların parçalanmasının cezası değil. Ödeme, korsan kaynaklardan kitap indirilmesiyle ilgili. Anthropic’in hukuk müşavir yardımcısı Aparna Sridhar da bunu vurguladı: Uzlaşılan konu, “bazı materyallerin nasıl edinildiğiyle ilgiliydi, onları yapay zekâ geliştirmek için kullanıp kullanamayacağımızla değil.”
Kısacası ABD hukukuna göre şu an bir kitabı satın alıp kesmek, taramak, sayfalarını geri dönüşüme göndermek ve içeriğiyle bir yapay zekâ modeli eğitmek yasal. Korsan kopya indirmek ise değil.
Nadir ve tarihî kitaplar da gidiyor mu?
Konunun en hassas ve en çok abartılan kısmı bu. Sosyal medyada, eski el yazmalarının ve tek nüsha eserlerin makinelere atıldığını anlatan paylaşımlar dolaşıyor. Gerçek ise daha karmaşık.
Önce üç kavramı birbirinden ayırmak gerekiyor:
- Baskısı tükenmiş kitap: Artık yeniden basılmıyor, ama sahaflarda ve kütüphanelerde çok sayıda nüshası bulunabilir.
- Az bulunan kitap: Piyasada bulmak zor olabilir, ama bu onu tarihî bir eser yapmaz.
- Nadir ve koleksiyonluk kitap: Yaşı, tarihî önemi, üzerindeki notlar ya da fiziksel özellikleri nedeniyle nüshanın kendisi değer taşıyor.
Mevcut kanıtlar, çoğunlukla ilk iki gruptaki kitapların tarandığını gösteriyor. 404 Media ile konuşan kitap satıcıları, toplu siparişlerde en nadir kitapların, yani ISBN numarası verilmeye başlanmadan önce basılmış eserlerin, hiç yer almadığını söylüyor. Alıcıların ISBN numaraları üzerinden sistematik biçimde ilerlediğini düşünüyorlar. Anthropic de koleksiyon değeri taşıyan kitapları yok etmek amacıyla satın almadığını belirtiyor. Doğrulama sitesi Snopes’un Ağustos 2026’daki incelemesi de milyonlarca kitabın parçalandığını doğrularken, eşsiz tarihî nüshaların sistematik biçimde yok edildiğine dair kanıt bulamadı.
Ama bu, endişelerin tamamen yersiz olduğu anlamına gelmiyor. Anthropic’in belgelerinde daha az bilinen, özel alanlara ait ve nitelikli kitaplara öncelik verildiği görülüyor. Amazon’un AirTag’li kitabı da, ikinci el piyasası neredeyse hiç olmayan ve metni daha önce hiç dijitale aktarılmamış bir kitaptı. Yapay zekâ şirketleri için en değerli kitap, başka hiçbir yerde bulunmayan metni taşıyan kitap. Bu da şirketlerin ilgisini, tam olarak en korunmasız kitaplara yöneltiyor.
Bir kitabın son nüshalarından biri parçalandığında, metni bir şirketin sunucularında yaşamaya devam ediyor. Ama okurlar, araştırmacılar ve kütüphaneler için o kitap artık yok.
Doğru olan, abartılan
Sosyal medyada dolaşan iddiaların hangisinin kanıtlandığını, hangisinin abartıldığını bir arada görelim:
| İddia | Gerçek durum |
|---|---|
| Yapay zekâ için milyonlarca kitap parçalandı. | Doğru. Mahkeme kararında ve şirket belgelerinde açıkça yer alıyor. |
| Anthropic bunu gizli bir proje olarak yürüttü. | Doğru. İç belgede “bilinmesini istemiyoruz” ifadesi var. |
| Amazon da kitapları kesip tarıyor. | Güçlü kanıt var. Tesis tespit edildi; ama Amazon yapay zekâ amacını doğrulamadı. |
| Kitaplar yakıldı. | Yanlış. Sayfalar geri dönüşüme gönderildi. |
| Eşsiz tarihî eserler sistematik olarak yok ediliyor. | Kanıt yetersiz. Çoğunlukla ikinci el kitaplar hedef alındı. |
| Anthropic kitapları parçaladığı için 1,5 milyar dolar ödedi. | Yanlış. Ödeme, korsan kitap indirmeyle ilgili. Parçalama mahkemece yasal bulundu. |
| Bütün yapay zekâ şirketleri aynı yöntemi kullanıyor. | Genellenemez. Şu an belgelenen yalnızca iki şirket var. |
Ayrıca şunu da unutmamak gerekiyor: Korsan olarak indirilen yaklaşık 7 milyon kitap ile satın alınıp parçalanan kitaplar ayrı kategoriler. Bu rakamlar toplanarak “yok edilen kitap sayısı” hesaplanamaz.
Bir kitap yalnızca metinden mi ibaret?
Şirketlerin bakış açısından bir kitap, içindeki kelimelerden ibaret. Kelimeler tarandıysa, kâğıt artık gereksiz bir ambalaj.
Bu yaklaşımı savunanların da argümanları var. Parçalanan kitapların büyük çoğu, ikinci el piyasasında zaten binlerce nüshası bulunan sıradan kitaplar. Kitaplar çalınmadı, satın alındı ve bedeli ödendi. Üstelik bu, korsan kütüphanelerden izinsiz kitap indirmekten çok daha yasal bir yol. Mahkeme de bunu böyle değerlendirdi.
Ama kitap sevenler için bir kitap, metninden çok daha fazlası. Bir sahaftan alınan eski bir kitabın kenarlarına düşülmüş notlar, ilk sayfasındaki ithaf, arasında unutulmuş bir mektup ya da kurutulmuş bir çiçek… Bütün bunlar, o nüshayı diğerlerinden ayıran ve hiçbir tarayıcının kaydetmediği şeyler. Kitap tarihi araştırmacıları için bu izler, geçmişte insanların nasıl okuduğunu anlamanın en değerli kaynaklarından biri.
Daha büyük bir soru da var: Bu kitapların dijital kopyaları kime ait? Google Books’un taradığı kitaplar en azından aranabilir bir kütüphaneye dönüştü ve fiziksel nüshalar kütüphanelerde kaldı. Project Panama’da ise fiziksel nüsha yok oluyor, dijital kopya ise yalnızca bir şirketin modelini eğitmek için kullanılıyor. Bir kitap toplumun ortak raflarından çıkıp bir şirketin kapalı veri merkezine giriyor.
Bu tablo, bir önceki yazımız “Yapay Zekâyla Çalmak Normalleşiyor mu?” ile de aynı noktada buluşuyor. Orada, yapay zekânın sanatçıların sesini, hareketlerini ve üslubunu nasıl elden ele dolaştırdığını ve emek sahibinin nasıl silindiğini konuşmuştuk. Kitaplarda da benzer bir şey oluyor: Yazarın emeği, okurun izi ve kitabın kendi tarihi, bir modelin içinde görünmez hâle geliyor.
Fahrenheit 451: Bir distopyanın sessiz gerçekleşmesi
Kitapların yok edilmesi söz konusu olduğunda akla ilk gelen eser, Ray Bradbury’nin 1953’te yayımlanan romanı Fahrenheit 451. Romanın adı, kâğıdın tutuştuğu sıcaklıktan geliyor. Bradbury’nin hayal ettiği gelecekte itfaiyeciler yangın söndürmüyor, kitap yakıyor. Kitap okumak suç, kitap saklayanların evleri ateşe veriliyor.
Bugün kitaplar yakılmıyor ve kimse kitap okumayı yasaklamıyor. Ama romanı yeniden okuduğunuzda, Bradbury’nin asıl uyarısının ateş olmadığını fark ediyorsunuz.
Kitaplar önce yasaklanmadı, önce sıkıcı bulundu
Romanın en çarpıcı sahnelerinden birinde itfaiye şefi Beatty, kitapların nasıl ortadan kalktığını anlatır. Ona göre her şey bir yasakla değil, kısaltmayla başladı. Klasikler önce on beş dakikalık radyo programlarına sığdırıldı, sonra iki dakikalık köşe yazılarına, en sonunda da on iki satırlık bir sözlük maddesine indirildi. İnsanlar kitaplardan kendi istekleriyle vazgeçti. Devlet, yalnızca zaten terk edilmiş olanı yaktı.
Bradbury de yazı hayatının sonlarına doğru, romanının sansürle değil, insanların okumaya olan ilgisini kaybetmesiyle ilgili olduğunu söyleyecekti.
Bugün yapay zekâya “bu kitabı bana özetle” dediğimizde, Beatty’nin anlattığı yolculuğun son durağına çok yaklaşmış oluyoruz. Yüzlerce sayfalık bir eser, birkaç saniyede birkaç paragrafa iniyor.
Duvar ekranları ve kulaklıklar
Bradbury’nin 1953’te hayal ettiği dünyanın bazı ayrıntıları bugün ürkütücü derecede tanıdık geliyor. Romandaki insanlar, duvar boyu ekranlarda bitmeyen programlar izliyor ve kulaklarına yerleştirdikleri minik “deniz kabukları” sayesinde gün boyu sesle dolu bir dünyada yaşıyor. Kimse sessiz kalamıyor, kimse tek başına düşünmüyor. Bu tablo, bugünün büyük ekranlı televizyonlarına ve kablosuz kulaklıklarına şaşırtıcı biçimde benziyor.
Kitapları ezberleyen insanlar, kitapları yutan makineler
Romanın sonunda umut veren bir sahne var. Şehirden kaçan bir grup insan, her biri bir kitabı ezberleyerek “yaşayan kitaplara” dönüşüyor. Fiziksel kitaplar yanıyor, ama metinler insan hafızasında yaşamaya devam ediyor. Bir gün yeniden yazılmak üzere.
Bugün yaşanan, bu sahnenin tuhaf bir yansıması. Fiziksel kitaplar yine yok oluyor, metinler yine yaşamaya devam ediyor. Ama bu kez onları ezberleyenler insanlar değil, bir şirketin sahip olduğu yapay zekâ modelleri. Bradbury’nin kahramanları kitapları herkese geri vermek için ezberliyordu. Bugünün modelleri ise o kitapları, bizim sorularımıza cevap veren ve adını nadiren andıkları bir kaynağa dönüştürüyor.
Belki de Fahrenheit 451’in distopyası tam olarak böyle gerçekleşiyor: Ateşle, yasakla ve itfaiyecilerle değil. Sessizce, yasal olarak ve bizim kolaylık olarak gördüğümüz bir şekilde. Kitaplar yakılmıyor. Yalnızca artık onlara ihtiyaç duymadığımıza ikna ediliyoruz.
Kitaplar yakılmıyor, ama kayboluyor
Söylentilerin söylediği gibi kitaplar ateşe verilmiyor. Ama gerçek, bir bakıma daha sessiz ve daha kalıcı. Yapay zekâ şirketleri, insanlığın yüzyıllar boyunca biriktirdiği yazılı mirası satın alıyor, kesiyor, tarıyor ve geriye kalan kâğıdı hamura çeviriyor. Üstelik bunu yasal olarak yapabiliyor.
Belki de asıl soru, bunun yasal olup olmadığı değil. Asıl soru, bir toplum olarak buna razı olup olmadığımız. Kitapların metni yapay zekâyı daha iyi yazan bir makineye dönüştürüyor. Ama o metni yazan yazarlar, o kitapları okuyup kenarlarına not düşen okurlar ve onları yıllarca raflarında saklayan kütüphaneler bu hikâyenin hiçbir yerinde yok.
Bir sonraki sefer bir sahafta tozlu bir kitabı elinize aldığınızda, şunu düşünün: Belki de o, kendi türünün son nüshalarından biri.
Kaynaklar
- The Washington Post – Inside an AI start-up’s plan to scan and dispose of millions of books (27 Ocak 2026)
- infoDOCKET – Washington Post haberinin özeti
- Euronews – Project Panama: How Anthropic secretly destroyed millions of books to train its AI (5 Ağustos 2026)
- GeekWire – How an AirTag planted by a reporter led to a secret Amazon site (17 Ağustos 2026)
- Bartz v. Anthropic – Mahkeme kararı (23 Haziran 2025)
- The Register – LLMs can hoover up data from books, judge rules (24 Haziran 2025)
- JURIST – Judge approves record $1.5 billion settlement involving Anthropic (Temmuz 2026)
- Teyit – Yapay zekânın veri açlığı: Fiziksel kitaplar neden yok ediliyor? (5 Eylül 2026)
- Wikipedia – Google Books