Doğu Türkistan’ın Başbakanı rahmetli İsa Yusuf Alptekin Bey’den,

Komünist Çin’in zulmünden ve feci işkencelerinden kurtulmak için filimlere konu olacak korkunç bir kaçış serüveni yaşayıp çoluk çocuk, âilesi ve arkadaşları ile Himalayaları aşarak Türkiye’ye sığınan, bu kaçışta çok kayıp veren, sevgili kızının ayağının donarak düştüğünü gören, o günlerin Rus ve Çin taraflısı basın organları sayesinde isimlerinden ve yaşadıklarından kimsenin haberi olmayan bir mazlumlar grubunun liderinden… Şiddet ve savaş yanlısı olmayan bir bilge âdemden… Aynı baskı ve işkencelerin mağduru olan, Tibet’te mekân tutan Dalay Lama’yı bütün dünya tanırken, onun yaşadığı zulmü herkes bilirken onun yakın dostu aynı çilelerin daha katmerlisinin yaşamış İsa Bey’den kimsenin haberi yoktu. O yiğit adamın sesi hâlâ kulaklarımda… “ Bana haber gönderiyorlar. Bizi kurtarmak için bir şeyler yapın. Amerika mı, Birleşmiş Milletler mi, hangi el bizi kurtaracaksa çabuk olsun. Yoksa toptan imhâ tehlikesiyle karşı karşıyayız. Çabuk olun, eğer hiçbir şey yapmıyorsanız, atom silâhına sâhip bir devlete rica edin, birkaç atom bombasıyla bizi imhâ etsin de bu zalim ve eşi bulunmaz canavarlıktan, Kızıl Çin emperyalizminden toptan ölerek kurtulalım hiç olmazsa” diye ağlayan sesi.

Ne kadar kibar ve dost insandı. Âilece de çok yakınlaşmıştık. Eşi Fatma Hanım’ın Türkistan yemeklerini unutulmaz sohbetlerin arkadaşlığında az yemedik. Beraberce yaptığımız kır gezmelerini de unutamadık… Ergun Göze Doğu Türkistan’ın bu büyük dramı hakkında yazan, destekleyen, bizim vurdum duymaz Dış işlerine de çatan aşağı yukarı tek kalemdi. Beni, hatırladıkça gülümseten bir hâtıramı sizlerle paylaşmak isterim. Fatma Hanım’ın bu çilekeş Doğu Türkistan anasının eşime “ Ergun Beyciğim hep İsa Beyciğimi yazıyorsunuz ama beni hiç yazmıyorsunuz” diyerek tatlı tatlı sitem edişini… Eşimin kısa bir zaman sonra bir fıkrasında kendisinden bahsedişine bu çilekeş, fedakâr Türk anası ne kadar sevinmişti.

Ergun Göze Tercüman Gazetesi’nde yıllarca süren, ne yazık ki vatan düşmanlarını sevindiren bir sonla noktalanan yazı hayâtında O kahraman adamın yalnızlığını ve büyük dramını ısrarla bir kitab olabilecek sayısız fıkralarla dile getiren korkusuz bir kalemdi. 1.9.1970 tarihli, Doğu Türkistan’ın bir başka çilekeş evlâdı olan “ Polat Tufani’nin aziz ruhuna” ithafıyla başlayan fıkrası “HÜR DOĞU TÜRKİSTAN HÜKÜMETİ KURULMALIDIR” adını taşıyor ve bunun örneklerini sıralıyordu.:.

“İkinci Dünya Harbi’nin müttefikler namına en karanlık günleri, Alman harp Makinesi her gün bir devleti haritadan siliyor. Yerlerine kukla hükümetler kurup Nazi politikasının emrine veriyor. Buna karşılık da her gün Londra’da bir hür hükümet kuruluyor. Bir gün Hür Çekoslavak, bir gün Hür Polonya Hükümeti vesaire…” 9.9.1970 tarihli “”HÜR DOĞU TÜRKİSTAN”yazısı ise böyle bitmektedir. “Hür Doğu Türkistan Hükümeti’nin kuruluşunun, Türkiyemiz için daha çok ehemmiyetli olduğunu son bir şekilde ifâde edeyim: Doğu Türkistanlı milletdaşlarımız bize kaçarak Türkiye’ye iltica ettiler. Hâlbuki bizim maazallah gideceğimiz başka yer yok. Ve işitiyorsunuz değil mi? Üniversite koridorlarından, Sıkıyönetim Mahkemesi’ne akseden kızıl uğultuları…” İşte İsa Yusuf Alptekin, Türk’ün Mao’nun feci işkencelerinden kaçan bu seçkin evlâdı ne yazık ki sığındığı Anavatan’ında o kızıl uğultuları duymak talihsizliğine uğrayacak, o sapık ideolojiye gönüllü olarak esir olan Tür gençlerini büyük bir acıyla seyredecekti.

Yıllar yılları kovaladı ama bizler Kızıl Çin’in akıl almaz, hiçbir vicdanın kabul edemeyeceği zulmünden kaçamayıp orada kalanlar için hâlâ ağlıyoruz. Kısacası iktidarlar değişti onların kaderi değişmedi. Sahipsizlikleri ve yalnızlıkları da… Ergun Göze’nin Merkezefendi Camii’nin musalla taşında bekleyen tabutunu mahalli kıyafetleri içinde “Mavi Gök bayrak” la örtenler o kalemim kimsenin sahip çıkmadığı dâvâlarına sâhip çıkışını unutmayan Doğu Türkistanlı gençlerdi.

Ben fakirden büyük bir nezaketle de izin isteyen Müslüman Türk’ün bütün vasıflarını taşıyan Doğu Türkistanlı gençler… Onlar öz vatanında garip, Sığındığı Türkiye’de ise sahipsiz, İsa Yusuf Alptekin’in, Sığındığı Anavatanda’da memleketini işgal edenler tarafından zehirlenmiş Maocu hainlerle tekrar karşılaşmak talihsizliğine uğrayıp çaresiz kalarak (BİZDEN İBRET ALIN) diye dolaşmağa mecbur kalan İsa Yusuf Alptekin’in talihsiz çocukları…

Bu yazıma Ergun Göze’nin çok acı çekerek yazdığı fıkralarından biriyle son vermek istiyorum. 20. 11.1971 tarihinde yazdığı “ORADA BİR VATAN VAR UZAKTA… adını taşıyan bir fıkrasıyla…

“İsa Yusuf Alptekin Bey’in basın toplantısındayız. Sayın Alptekin “ Doğu Türkistan” dâvâsını dünyâyâ tanıtmak için çıkmış olduğu seyahattan intibalar anlatıyor. Seyahatinin nasıl imkânsızlıklar içinde geçtiğini hikâye ediyor. Alptekin’i dinlerken içimde hep bu söz tekrarlanıp duruyor:

“Orada bir vatan var uzakta” Evet orada, Doğu Türkistan’da bir vatan var. Bir ana vatan… Oradan kopup gelmişler… Oradan kopamayanlarımız hâlâ oradalar. Ama tepelerinde “Kızıl Çin emperyalizmi. inim inim inliyorlar. Her gün hakaret, işkence, ölüm… Orada bir vatan var uzakta. Adı Doğu Türkistan… Çinliler “Sinkiang” diyorlar, binlerce senelik Türk yurdunun namını silmek için,
“Orada bir vatan var uzakta” Vatanlar vatanı Alişir Nevâilerin, İmam-ı Buhârilerin, Satuk Buğra Han’ların, Dede Korkut’ların vatanı… Şimdi Kızıl Çin’in feza istasyonu olmuş. rızkı, alınteri, töresi ananesi, ayaklar altında. En zalim bir emperyalizminin kucağında. Analar yaralı, evlâtlar yetim, camiler kapalı, minareler yıkık, ocaklar sönük, bütün belâlar başında.

“Orada bir vatan var uzakta” O kadar insanlıktan uzak bir idare altındaki, her gün on binlerce kişi Rus sınırına can atıyorlar… O kadar akıl almaz bir Kızıl Çin emperyalizması altında eziliyorlar ki, eceliyle ölenlere ağlamıyor, bayram ediyorlar. İsa Yusuf Bey’in ağzından dinleyelim “Bana haber gönderiyorlar. Bizi kurtarmak için bir şeyler yapın. Amerika mı, Birleşmiş Milletler mi, hangi el bizi kurtaracaksa çabuk olsun. Zira toptan imha tehlikesiyle karşı karşıyayız. Çabuk olun. Eğer hiçbir şey yapmıyorsanız, atom silâhına sâhip bir devlete rica edin, bir kaç atom bombasıyla bizi imha etsin de bu zalim ve eşi bulunmaz canavarlıktan, Kızıl Çin emperyalizminden toptan ölerek kurtulalım hiç olmazsa.”

“Orada bir vatan var uzakta” Atom bombasını kızıl Çin emperyalizmine tercih ediyor. “Orada bir vatan var uzakta” deyişim sözün gelişi. Bu vatan bize şah damarımızdan daha yakın, yüreğimizden daha içte” Ama burada bir hariciye var asıl o uzak, kutuplar kadar uzak… Doğu Türkistanlılar boş yere atom bombası istemesinler, işte böyle bir hariciyemiz var. Atalım Doğu Türkistan’ı tuz-biber etmezse kabul etmeyin. Orada bir vatan var uzakta…”

Evet, aziz okuyucularım bu duygular içindeykan rahmetli Ecevit aklıma geldi. Başbakan Ecevit… Koskoca Lozan kahramanını kapının önüne koyuveren uydurukçayı ingilizcesinden bile çabuk konuşan büyük şair! Ecevit… Kızıl Çin Dışişleri Bakanı ile görüşürken ne demişti? “Bizim Çin’le aramızda hiç bir meselemiz yoktur.” “Yâni Doğu Türkistanlıları istediğiniz gibi kesip biçebilir, onlara size has işkencelerin her türlüsünü tatbik edebilirsiniz. Ya Sayın Abdullah Gül’e ve sayın partili Cumhubaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a ne demeli. Ticaret gayesiyle ziyaret ettikleri Kızıl Çin’den döndüklerinden sonra kendilerine biraz hududu aşarak muhabbet gösterdikleri için yüzlerce Doğu Türkistanlı öldürülmüştü de kılları kıpırdamamıştı. Bu üç muhteremden birisi solcu diğer ikisi ise namazında abdestinde sağcı… Kısacası yok birbirimizden farkımız… Kızıl Çin Doğu Türkistanlıları isterse tek kişi kalmayana kadar Çinlilere has işkencelerle öldürsün, milyonlarca Türkistanlıyı atom denemelerinde kobay olarak kullansın umurlarında mı? mühim olan alışveriş… Ve bir de o kahrolası “KOLTUK”…