Bundan 22 yıl önce 24 Nisan 2004 Tarihli referandumda, Rum tarafının ‘Hayır’ oyu ile ret edilen ‘Annan Planı’, Kıbrıs Türk Halkının adada ki varlığına son veren tuzak bir plandır denildiğinde; yapılan ikazlara aldırış edilmemişti!

Kıbrıs Türk’ünü, bu plana evet demesi için gerçekleşmesi imkânsız vaatler ile kandırmışlar; üstüne, üstlük herkesin cebine AB Pasaportu bile koymuşlardı!

Ya Rum’lar da bu plana evet deseydi, bu tuzak plan kabul edilerek yürürlüğe girseydi; acaba adada neler yaşanmış olacaktı?

O dönemde Rum kesiminde yayınlanan Alithia gazetesi bu değişimleri şöyle özetlemişti:

  • 29 Nisan 2004: Kimlik- pasaport ibrazı gerekmeden kullanılabilecek iki geçiş noktası açılacaktı. Rum’ların nerede ikamet ettiklerine bakılmaksızın, istenilen herhangi bir yerde ikinci konut edinme hakkı olacaktı. İade edilecek olan toprak, hukuki açıdan Kıbrıs Rum devletine ait ama iadelerine kadar denetimi Güvenlik konseyinin yetkisiyle Barış Gücünde olacaktı. Kıbrıslı Rum’lar, Yenierenköy, Sipahi ve Dipkarpazda eğitim, din ve siyasi kazanımlarla derhal özerklik statüsü kazanacaklardı. Kıbrıs lirası, bütün Kıbrıslıların parası olacaktı.

  • Mayıs 2004: İngiliz üsleri arazisinin yarısı Birleşik Kıbrıs Cumhuriyetine verilecekti. Bu arazinin % 90’ınından fazlası Rum eyaleti tarafında kalacaktı.

  • 13 Haziran 2004: Avrupa Parlamentosu seçimleri ile eş zamanlı olarak, Federal parlamento ve her eyaletin parlamentoları için genel seçimler yapılacaktı.

  • 1 Ağustos 2004: BM’in yeni Barış Gücü tam yetki sahibi olacak ve Güvenlik Konseyinin yetkisi temelinde misyonunu yerine getirmek için geliştirilecekti.

  • 11 Ağustos 2004: İlk etapta iade edilecek ara bölgenin tamamını, kapalı Maraş’ı ve Erenköy’ü kapsayan topraklar kapsamındaki bölgeler, Kıbrıs Rum eyaletine devredilecekti. 15 bin Rum göçmen, evlerine dönecek ve mallarına yeniden kavuşacaktı.

  • 29 Ekim 2004: İkinci etapta iade edilecek topraklar kapsamındaki Düzce, Taş Köy, Maden Köy ve Lefke; Kıbrıs Rum eyaletine iade edilecekti. 3 bin 200 Rum göçmen evlerine dönecek, mallarına yeniden kavuşacaktı.

  • 1 Ocak 2005: Kıbrıs Türk eyaletinde Türk Lirasının kullanımına son verilecekti.

  • 29 Ocak 2005: 6 bin Türk askeri Kıbrıs’tan geri çekilecekti. Rum Milli Muhafız ordusu ve Türk kuvvetleri silah sistemlerini % 20 oranında azaltacaktı.

  • 29 Nisan 2005: Daimi ikamet veya çalışma izni olmayan Türk vatandaşları Kıbrıs’ı terk edeceklerdi.

  • 29 Haziran 2005: Ömerli, Bademli Köy, Gaziler ve Kırklar Köyleri Kıbrıs Rum eyaletine iade edilecekti. 4 bin Rum göçmen, evlerine geri dönecek ve mallarına yeniden kavuşacaktı.

  • 29 Eylül 2005: 7 bin 500 Türk askeri daha Kıbrıs’tan çekilecek, Rum Milli Muhafız ordusu ve Türk kuvvetleri silah sistemlerini % 25 daha azaltacaklardı.

  • 29 Ocak 2006: 7 bin 500 Türk askeri daha Kıbrıs’tan çekilecek, Rum Milli Muhafız ordusu ve Türk kuvvetleri silah sistemlerini % 25 daha azaltacaklardı.

  • 25 Eylül 2006: Türk ordusunun sayısı, Kıbrıs Türk eyaletinde 6 bin ile sınırlanacaktı. Aynı sayıda Yunan askeri Kıbrıs Rum eyaletinde konuşlanacaktı. Askeri kontenjanlar, kısıtlı silah gücü ile önceden uzlaşılmış 6 kışlada bulunacaktı.

  • 29 Ekim 2006: Güvercinlik, Günebakan, Çayönü, Türkmen Köy, Yeşil Irmak, Akdoğan, İncirli, Kuru Tepe Köyleri ile Maraş’ın kuzey batı bölgesi Rum eyaletine iade edilecek; 12 bin Rum göçmen evlerine ve mallarına geri dönecekti.

  • 29 Nisan 2007: Alay Köy, Yukarı ve Aşağı Bostancı, Haspolat ve Maraş’ın kuzeyi Rum

Eyaletine iade edilecek. 14 bin Rum göçmen ev ve mallarına geri dönecekti. Kıbrıslı

Rum’lar, Kıbrıslı Türk’lerin ikameti amacıyla kullanılmayacak olan Kıbrıs Türk

Eyaletinde ki mallarının 1/3 nü elde etmiş olacaklardı.

  • 29 Ekim 2007: Güzelyurt kenti ile Gürpınar, Şirin evler, Ağır Dağ, Paşaköy, Özhan, Serhat Köy, Korkuteli, Çamlı Köy, Gemi konağı, Karpaşa, Mevlevi, Kozan, Çamlıbel, Zümrüt Köy, Kılıçaslan, Koruçam, Güneş Köy, Yeşilyurt, Yeşilırmak, Dörtyol, Aydın köy, Pirhan, Akçiçek, Vadili Kıbrıs Rum eyaletine iade edilecekti. 33 bin Rum göçmen geri dönecekti.

  • 29 Nisan 2009: Bütün Rum’lar Kıbrıs Türk eyaletinde, her kentin ve köy nüfusunun % 6’sı oranında daimi yerleşme hakkı kazanmış olacaktı. Kıbrıslı Rum’lar 3’te bir kriterine uygun olarak mallarını geri alacaklar; Kıbrıslı Türk’lerin adanın başka bir bölgesinde, başka konutlara (neresi, ne halde olduğu/olacağı meçhul!) taşınmaları tamamlanacaktı…

  • En önemlisi ise en nihayetinde Türk asker sayısı 950’ye inecek, Türkiye’nin garantörlük hakkı ise Uluslararası denetime tabi olacaktı…

İşte bundan 22 yıl önce; ‘’Yes Be Annem’’, ‘’Barra Denktaş’’ nidalarıyla yeri göğü inletilen KKTC’ de, şehitlerimizin isimlerini taşıyan caddelerimizde, AB Bayraklarının, ne idüğü belirsiz paçavraların sallandığı Lefkoşa sokaklarında; planın kabulü için her türlü oyunun oynandığı ‘Annan Planı’ gerçeklerinin özeti yukarıda sıraladıklarımdı…

Şimdi bu gerçeklerin ışığında bir kez daha sormak istiyorum:

Hala Federasyon çatısı altında çözüm peşinde olanlar; Rum tarafının hedeflediği ve asla vazgeçmediği ‘Kıbrıs’taki Çözüm’ şekli böyle mi gerçekleşsin? Pekiyi, Kıbrıs Türk Halkının bu çözümdeki kazanımları nedir?

Genelde o dönemin gerçeklerini, Rum basınından öğrenebildiğimiz için! Kıbrıs Türk Halkının kazanımı koskocaman bir hiç olacaktı!

Sonuçta sadece on binlerce yurttaşımızın yaşadığı evleri terk etmesi yeni göçler, yaşanacak aile dramları, büyük bir toplumsal travma, kargaşa, gözyaşı ve barışa indirilen acımasız bir darbe yaşanacaktı…

Neden veren taraf hep Kıbrıs Türk’ü? Neden tüm haksızlıkların muhatabı? Onca çekilen acıların, yitirilen canların, geleceği olmayan nesillerin yaşadığı umutsuz yılların hesabı nerededir?

Neden? Bu halk tarihi boyunca Kıbrıs’ta kendi vatan topraklarından atılmak isteniyor ve bir türlü rahat bırakılmıyor?

Kıbrıs Türk Halkı’nın çilesi ne zaman bitecek? Tarihi gerçekleri görmezden gelen gözler, gelecekte yaşanacakları da görebilmekte midirler?

Ama her şeye rağmen pes etmeyen ve her defasında Anavatanı Türkiye’ye olan bağlılığı ile hak ettiği vatan topraklarında dimdik ayakta kalmayı başarmış olan yine bu halktır.

Yakın tarihte dünya coğrafyasının her hangi bir yerinde vermiş olduğu yaşam mücadelesi ile kurmuş olduğu kendi devletini bu kadar hak etmiş başka bir örnek var mıdır acaba?

Birleşik Kıbrıs çatısı altında, ‘Tek devlet, Tek egemenlik, Tek halk’ safsatası savunulduğu’ sürece ortaya çıkacak yegâne gerçek; Kıbrıs Türk Halkının kaybetmesi, kan ve can verilerek elde edilmiş olan kazanımlarımızın en önemlilerinin büyük bir olasılıkla kaybedilmesi olacaktır.

Önemli olan bir gün anlaşma gerçekleşir de, ‘Birleşik Kıbrıs’ ilan edilecek olursa; toprak, mal ve mülk paylaşımının yapılacağı günlerde, Kıbrıs Türk’ünün büyük bir bölümünün 1974’den beri yaşadığı topraklardan, 52 yıldır evim, yuvam diye bellediği, evlatlarını yetiştirdiği, anılarını biriktirdiği köylerinden, yerleşim merkezlerinden nereye ve nasıl gideceğidir?

Söz konusu böylesi anlaşma gerçekleştiğinde; hiçbir siyasi, böyle bir durum yaşanmayacak diyebilir mi? Böylesi bir teslimiyete kim evet diyebilir?

Kıbrıs adasına barış ve özgürlük 20 Temmuz 1974’te gelmemiş midir? Kıbrıs Türk Halkı 1983’ten beri kendi devletinde hür ve bağımsız yaşamamakta mıdır?

52 Yıl sonra gelinen noktanın tek bir gerçeği vardır. O da KKTC devletinin sonsuza dek yaşayacağıdır.

Bu gerçeği savunmak, tüm dünyaya kabul ettirmek en önemli görev olmalıdır.