Düşünmenin yegâne unsuru kelime’dir. Tabiî ki, merhale merhale…
Harf, hece ve kelime..Ardından cümle geliyor!..Mâdemki, ‘düşündükçe’ diyorum, icâbını da yerine getirmeliyim…Maksat Türkçe ise, niyetimiz de hâlis ve berraktır!.
Türkçe’miz hakkında çok yazdım..Benden öncekiler de , benim yazdıklarımın binlerce fazlasını yazdılar ve öyle kıymetli fikirler öne sürdüler ki, hepsi takdire şâyandır. Hepsine minnet ve şükran borçluyuz!..
Böylesine köklü; köklü olduğu kadar da zarîf ve cihanşümûl bir dil olan Türkçe, bugün, niçin çile çekmektedir diye düşünmekten kendimi alamıyorum!
İtiraf etmeliyim ki, Orhun Kitâbeleri’ne, Ahmed Yesevî’ye, Kâşgarlı Mahmud’a, Yusuf Has Hâcib’e veya Yûnus Emre’ye kadar uzanmak istemiyorum…
Bunlara göre, şuracıkta, yanıbaşımızda bulunan Ömer Seyfettin’e bir göz atabilsek, bu iş hâlolunacak, bile!..
Gökalp, Âkif, Yahya Kemal, Atsız, Necip Fâzıl, Peyami Safa, Tanpınar, Nihad Sâmi, Faruk Kadri Timurtaş, Mehmet Kaplan gibi, şâir ve fikir adamlarımızı biraz okuyabilsek, biraz anlayabilsek, bunda hiçbir tereddüdümüz kalmayacak…
Dediğim gibi, bugüne kadar, Türkçe hakkında, belki iki yüzü bulan makale yazdım. Yazdıklarımın hiçbirini sevinç ve huzur içinde yazmadım/yazamadım.
Hep kasvet, hep bulanıklık, hep endişe…Cadde , sokak isimlerine bakıyorsunuz, hep yabancı!..T(ı)ramvayda gidiyorsunuz, Türkçe’nin yanında, sanki müstemleke memleketindeymişiz gibi, İngilizce!..
Şimdi; yine, aynı kasvetle, aynı üzüntüyle, aynı endişe ve aynı bulanıklıkla birkaç nakil arzedeceğim:
İlki; değerli bir p(u)rofesörümüzün bir kitap başlığından: “ÖZGÜRLÜK FELSEFESİ… “
İçini bilmiyorum yâni okumadım…Önce dil yâni önce Türkçe diyerek söze girmek istedim, o kadar!..
Defalarca ve senelerdir dile getirdim: Bütün Türk dünyasında konuşulan /yazılan “hür/hürriyet/hürlük/serbest/serbestlik/serbestî/serbestiyet/serbestleşme/serbestleşmek” kelimelerimizin yerine, Türkçe’nin hiçbir kaidesine uymayan bu “özgür/özgürlük” kelimelerinin getirilmesiyle ne kazandık?
İkincisi; yine değerli bir p(u)rofesörümüze âittir. Diyor ki:
“…Bismillah kelimesi a üzerine düzeltme işareti (şapka) konmadan yazılır ama a’dan önceki l ince söylenir.
…için sondaki i harfine şapka konmamalıdır…
…..i harfine de düzeltme işareti koymak uygun değildir. “
Sormak istiyorum: Şimdi, biz, Türk Milleti olarak, konuştuğumuz her kelimeyi, Arapça, Farsça, F(ı)ransızca ve/ veya İngilizce söylenişlerini esas alarak mı konuşacak/söyleyecek ve yazacağız?!..
(^): Bu işaretin adı nedir, söyler misiniz? Türkçe’de, buna, inceltme işâreti denmez mi(ydi)?
“Şapka” diye bir işâret mi olur?
Bir işâret, hem “düzeltme”, hem de “şapka” nasıl oluyor?
Ne yazık ki; değer verdiğim sözlüklerden biri olan İlhan Ayverdi’nin “Misalli Büyük Türkçe Sözlü”ünde bile bu acaipliklere rastladım:
“Düzeltme işâreti…inceltme işâreti (Sf. 318)
“İnceltme işâreti: Düzeltme işâreti (Sf. 561)
“Uzatma işâreti: Şapka. İnceltme işâreti” (Sf. 1292) denilmektedir.
Bu da, ne yazık ki; aynı işâretin (^), hem inceltme, hem düzeltme, hem uzatma ve hem de şapka mânâsına geldiğini ifade ediyor. Bu; nasıl iştir!?
Sözünü edeceğim üçüncü husus ise; bir siyâset adamımıza âittir.
Diyor ki; “Atatürk’ün Söylev’i Türk Ulusu’nun kutlu betiğidir.”
Sözü edilen kitabın adı: “Söylev” değil, “Nutuk”tur. Atatürk’ün, kitabına, bizzat kendisinin koyduğu isme, niçin “söylev” deniliyor ki?
“Nutuk çekmek, nutuk atmak, nutuk vermek, nutuk söylemek, nutku tutulmak” tâbirlerini ne yapacağız?
“Ulus” kelimesi, Orhun Kitâbeleri’nin sâdece bir yerinde, “Buhara ulusu” yâni “Buhara halkı” anlamında geçmektedir. Sâdece ‘bir yerde’ ve ‘halk” mânâsında…Çünki; “Buhara milleti” diyemezsiniz. Sırf, bin senedir kullanılan “millet” dememek için mi, “ulus” denmiştir, bilemem!..
“Betiğidir” kelimesi ise; milletin anlaması için değil, -herhâlde- anlamaması için yazılmıştır. Bu kelime; her ne kadar Türkçe bir köke dayandırılıyorsa da, bu anlayışla, Türk Dünyâsı’ndaki Türkçe bütünlüğünü nasıl sağlayacağız?
Bu; kitapsa, kitaptır; mektupsa, mektuptur!..’Kitap’ kelimesine, “betik” demenin ne âlemi vardır!?
Üzerinde durmak istediklerimin dördüncüsü ise, bir haber başlığıdır:
“100. Yılında Bakü Türkoloji Kurultayı Bakü’de Yapıldı/28 Şubat 2026”
“Türkçe, Türk Dili, Türklükbilimi” hakkında yapılan bir “kurultay”da, F(ı)ransızca “Türkoloji’nin ne işi vardır?
“TÜRKO” ne demektir?
“-LOJİ” nedir?
Hattâ, “TÜRKO”ya eklenen, “-LOG” nedir ki, ikide bir “Türkolog” denilip duruluyor?
‘TÜRKLÜKBİLİMİ’, elbirliğiyle, lâyık olduğu seviyeye çıkarılmalıdır.
‘TÜRKLÜKBİLİMCİ’, çok hassas olmalıdır…
Türk ‘dilbilimci’, Türkçe’yi, korumayı ve geliştirmeyi asla unutmamalıdır!..
…..
TÜRKÇE; millî kültür ve millî şuûr değerlerimizin en yüksek mertebesindedir.
Onun üstünde, hiçbir kişi, zümre veya kuruluş yoktur, olamaz, olmamalıdır!..