Orta Çağ dokusu bozulmayan masalsı şehir Prag; tarihi binaları, astronomik saati, Kafka’nın heykeli ve Nâzım Hikmet’in izleriyle büyüleyici bir yolculuk sunuyor.

“Bilgeliğin bir yolu da gezip görmek ve tanımaktır.”

Orta Avrupa’nın önemli şehirlerinden Viyana’yı bir önceki yazımda, Budapeşte’yi ise 2014’te yazdığım bir yazıyla tanıtmaya çalışmıştım. Bu yazımda da benim gözümden Prag’ı anlatmaya çalışacağım.


Çekoslovakya, I. Dünya Savaşı sonrası Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun dağılmasıyla, 1918’de başşehri Prag olmak üzere kurulmuştur. 1939’da Hitler’in müdahalesi ile ikiye ayrılmış; 1945’te Sovyetler Birliği’nin etkisiyle Çekoslovakya Sosyalist Cumhuriyeti adıyla bilinmeye devam etmiştir. 1989’da Sovyetler Birliği’nin
dağılmasından sonra Kadife Devrim ile Çekoslovakya Demokratik Cumhuriyeti adını almıştır. 1993’te ise yine barışçıl bir şekilde Çek ve Slovakya Demokratik Cumhuriyetleri olarak ikiye ayrılmıştır. Batıdakinin başşehri Prag olurken, Slovakya’nın başşehri ise “Tuna’nın güzeli” olarak adlandırılan Bratislava olmuştur.


ARTIK ADI ÇEKYA


Bu bölge, 1526’daki Mohaç Meydan Muharebesi sonrası, 16. ve 17. yüzyılların başında Uyvar adı altında Osmanlı Devleti’mizin hâkimiyetinde olmuştur. Çek Cumhuriyeti 1999’da NATO’ya, 2004’te ise Avrupa Birliği’ne girmiş ve 2016’dan itibaren Çekya adını almıştır.
Prag, Çekya’nın başşehridir. Baltık Denizi’ne dökülen Vltava Nehri’nin üzerine kurulmuş tarihi bir şehirdir. Dünya savaşlarından etkilenmediği için Orta Çağ’dan kalan tarihi dokusu bozulmamıştır. 1100’lerden kalan tarihi binaları ve taş parke yolları ile “masal şehir”, “yüz kuleli şehir”, “ Altın Şehir” gibi isimlerle de bilinir. UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ndedir.


3 SAAT DEDİK, 4,5 SAATTE ZOR GİTTİK


Prag, Viyana’ya 350 km uzaklıkta ve kuzeydoğusundadır. Kiralamış olduğumuz arabamızla kara yolundan gidecek şekilde akşam saat 8 gibi yola çıktık. Üç saat gibi bir sürede otoyoldan oraya varacağımızı düşünürken, akıllı telefonumuzun yönlendirmesiyle girdiğimiz ve gidiş gelişli, küçüklü büyüklü birçok yerleşim yerinden geçen devlet yolunu kullanmak mecburiyetinde kaldığımız için 4,5 saatte, gece yarısı gibi kalacağımız adrese varabildik.
Çekya’nın AB üyesi olması sebebiyle Avusturya sınırından herhangi bir işlem olmadan Çekya’ya geçişimiz büyük bir kolaylıktı. Burada kaldığımız yer, Prag’ın eski tarihi binalarından birinin restore edilip turizm amaçlı kullanıma açılmış hâlindeki bir daireydi. Bağlantının internet üzerinden yapılabilmesi ve kolayca girip yerleşebilmemiz, tüm yol yorgunluğumuzu gidermişti.

GEZMEYE BAŞLAYALIM


Önce eski şehrin (Old Town) meşhur meydanına gidiyoruz. Buranın zemini taş kaplamalıdır. Âdem ve Havva’yı temsil ettiği söylenen, 1400’lerde yapılmış çift kuleli Týn Kilisesi, yine tarihi bir bina olan Eski Belediye Binası’nın bitişiğindeki astronomik saat kulesi ve ilginç Hus Anıtı heykeli buradadır. Bu özellikleri ve tüm çevrenin tarihi
dokusunun bozulmaması, turistlerin büyük ilgisini çekmekte ve meydan her zaman kalabalık olmaktadır.


ASTRONOMİK SAAT


Astronomik Saat 1410’da yapılmış olan ve hâlen çalışan en eski saatlerden biridir. Kule üzerine monte edilmiş bu ilginç saatin üzerinde güneş ve yıldızlarla ilgili bilgiler vardır. Her saat başı çalan zil ile açılan penceresinden Hz. İsa’nın 12 havarisi geçiş yapar.
Yine buradaki dört ilginç heykel figürünün verdikleri mesajlar çok anlamlıdır. Bunlardan elinde ayna tutan figür gösteriş ve kibire, para kesesi tutan figür maddi hırs ve zenginlik tutkusuna, müzik aleti tutan figür zevk ve eğlence düşkünlüğüne, kum saati tutup zil çalan iskelet ise zamanın hızla geçip ölümden kaçış olmadığına işaret eder. Bu mesajlar, insanlara yaşadıkları hayatın daha iyi, ölçülü ve faydalı
olması gerektiğini hatırlatmaktadır. Hâlen bunun gibi çalışan tarihi eski saatlerden biri Londra’dadır. Bizim Diyarbakır Ulu Cami avlusundaki, 1200’lerde mühendis ve matematikçi El Cezerî’nin yaptığı güneş saatini de unutmamalıyız. Meydanın ortasındaki Jan Hus Anıtı da verdiği mesajlarla anlamlıdır. Hus, 1400’lerde yaşamış reformcu bir din adamı ve Çekyalılar için önder bir kahramandır. İbadetlerin Latince yerine yerel dil ile yapılmasını isteyen görüşleri vardır. Bu ve benzeri
görüşleri sebebiyle Katolik Kilisesi’nce yakılarak öldürülme cezası uygulanmıştır. Protestan mezhebinin önderlerinden Luther’in etkilendiği isimlerdendir. Bu anıt, 1915’te, ölümünün 500. yılında halkın bağışları ile yapılıp buraya konmuştur.


TERASTAKİ KAFEDEN BİR BAKIŞ


Meydanı ve şehri daha yukarıdan görmek için buradaki üç katlı bir otelin terasındaki kafeye çıkıyoruz. Kafeye sıra verilerek ve mutlaka bir şeyler yemek ön şartı ile çıkılıyor. Biz de bu şartı yerine getiriyor, buraya has bir içecek alıp hem dinleniyor, hem de Prag şehrinin kulelerini ve tarihi dokusunu buradan görmüş oluyoruz.
Prag Kalesi ve bölgesi, diğer görülecek yerlerdendir. Kale ve bölgesi nehrin karşı kıyısında ve tepelik bir yerdedir. Kraliyet Sarayı, 900’lü yıllardan kalma bir yapıdır. Buradaki Aziz Vitus Katedrali, Çekya’nın en büyük yapısıdır. Çok ince taş işçiliği ile hayranlık uyandıran bir yapıdır. 1344’te yapımına başlanmış ve 600 yıl süren yapım
işi 1929’da tamamlanmış bir eserdir. İçinde birçok azizin ve Roma imparatorunun mezarları vardır.
Prag’da otantik arabalar ve gezi otobüsleri ile de şehri gezip görebiliyorsunuz. Biz otantik arabayı tercih edip bu şehrin tarihi dokusunu, parke yollarının tıkırtısını da yaşayarak gezmeyi tercih ettik. Bu gezi ile birçok tarihi yapı ile birlikte, 1400’lerde
Roma İmparatoru IV. Charles tarafından yapılan ve daha sonra konulan heykelleri ile ünlü köprüyü de görüyoruz. Bu köprü çok uzun yıllar şehrin iki yakasını bağlamış olup hâlen nehir üzerinde 21 köprü mevcuttur. Köprüdeki heykellerin çoğu dinî azizleri temsil etmekte olup birisinde ise zindana attığı esirleri ile bir Osmanlı Türkünü tasvir etmektedir. Tarihi mekânları gezip gördüğümüz bu araba turu, bizim
için Prag ile ilgili unutulmaz bir hatıra olmuştur.


11 METRELİK KAFA HEYKELİ


Prag’a gelip Kafka’nın ilginç kafa heykelini görmemek olmazdı. Franz Kafka, Prag’da doğup yaşamış (1883-1924) bir düşünür, yazar ve romancıdır. Eserleri, kültür ve edebiyat sahasında ölümünden sonra ilgi görmüştür. Şehrin yeni kısmında bulunan bu yapıt, onun değişken fikirli yapısını da yansıtmaktadır. Bu heykel, 42 sürekli dönen paneli ile değişen görüntüler vermekte olup 11 metre yüksekliğinde bir kafa
heykelidir. Bu şehirdeki görülecek eserlerden biridir.
Son olarak Nâzım Hikmet’in de gelip oturduğu Cafe Slavia’ya gidip çayımızı içiyoruz.
Burası nehir kenarında, nehrin dingin sularının görüldüğü dört katlı tarihi bir yapının zemin katındadır. Köprüleri, karşı kıyısındaki doğal güzelliği ve içindeki tarihi yapıların varlığının getirdiği nefis güzelliği ile bizim Haliç’i ve Boğaziçi’ni hatırlatan özellikte bir yerdir. Şairimiz için ilham kaynağı olacak kadar güzel olan bu mekân,
O’na şu mısraları yazdırmış olmalıdır:

“Vltava suyuna karşı oturup
Tatlı tatlı yarenliği severim
.......
Prag şehri yaldızlı bir dumandır
Ve kızıl, kocaman bir elma gibi”

Hoşça kalınız.