Kıbrıs’ta iki ayrı halk, devlet ve düzen vardır; "Tek Ada İki Devlet" gerçeği kaçınılmaz bir sondur.

Azərbaycan’la olan yakınlığımızı hep ‘’Tek Millet İki Devlet’’ diye tanımlarız ya. Kıbrıs adasındaki mevcut durumu da bundan böyle ‘’Tek Ada İki Devlet’’ diye tanımlamalıyız. Kim ne derse desin, kim neyi hedefliyorsa hedeflesin Kıbrıs’taki gerçek bu tanımlamadan ibarettir.
Bu tanımlamanın yegâne nedeni; 1960’da kurulan Kıbrıs Cumhuriyetini Rumların yıkması, adayı Yunanistan’a bağlamak amacıyla 15 Temmuz 1974’te yapmış oldukları kanlı darbedir. Bu darbe ile Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios görevden uzaklaştırılmış, eli kanlı EOKA terör örgütü mensubu, Türk kasabı lakaplı Nikos Samson; adada kurulan Helen Cumhuriyetinin başı olarak göreve getirilmiştir. Yunanistan’daki Albaylar Cuntasının desteklediği bu operasyon tüm yönleriyle tarih sayfalarında yerini almıştır…
Sonrasında gelişen olaylar; 20 Temmuz 1974’te ada Türklerinin yardımına koşan garantör ülke Türkiye’nin başarılı harekâtıyla sonuçlanmış. Kıbrıs Türk Halkı özgürce yaşam hakkına kavuştuktan sonra; önce Kıbrıs Türk Federe devletini sonrasında da, de facto hakkı olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devletini kurmuştur.
Günümüz dünyasında Türkiye dışında bu Türk devletini hiçbir ülke tanımamış olsa da bu tarihi gerçek tüm canlılığı ile tarih sayfalarına yazılmış, Kıbrıs adasında da var olmaya devam etmektedir. Onun içindir ki, bugün Kıbrıs’taki mevcut durumu tanımlarken kullanılacak en doğru cümle; ‘’Tek Ada İki Devlettir.’’
Bu tanımlamayı doğrulayacak o kadar çok gerçek vardır ki, en önemlilerini sıralayacak olursak:
  • Adanın güneyinde Rumlar, kuzeyinde Türkler yaşamaktadır.
  • Kuzeydeki devletin adı; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti, güneydeki devletin adı Güney Kıbrıs Rum Devletidir.
  • Adada kurulu bu iki devletin dili, dini, gelenek ve görenekleri, yaşam biçimi apayrıdır.
  • Adadaki bu iki devletten Rumlara ait olanı 2004 yılında yapılan bir tuzak referandumla (Annan Planı referandumu) AB’ye üye yapılmış, Kuzeyde kurulu Türk devletine bu konu ile ilgili verilen sözlerin hiçbirisi AB tarafından yerine getirilmemiştir.
  • Adada kurulu bu iki devletin yönetimi kendi halkları tarafından seçilen iki farklı parlamento tarafından yönetilmektedir.
  • Her iki devletin de para birimleri, devlet kadroları, siyasi kadroları/partileri farklıdır.
  • Okullardaki eğitim düzeni, öğretim dili, öğretim kadroları farklıdır.
  • Her iki devletin yazılı basını, görsel basını farklıdır.
  • Hepsinden önemlisi her iki devlette yaşayan halkın bir birlerine bakış açıları çok farklıdır.
  • Her iki devlette yapılan genel ve yerel seçimler bir diğerini ilgilendirmemekte, yönetim biçimini etkilememektedir.
  • Her iki devletin beslenme biçimi bile farklıdır. Rumlar domuz etini gördüklerinde bayram yaparken, Türkler bu etin dinen yasak olduğu bilinci içindedirler.
Şimdi sıralamakla bitmeyecek böylesine farklı, çarpıcı gerçeklere sahip Kıbrıs Adasındaki yaşamı yeniden eski günlerine döndürebilmek adına; ‘’Birleşik Kıbrıs’’ safsatasını gündeme getirmek, sanki adada çözüm bekleyen bir sorun varmışçasına haydi yeniden müzakere masasına demek nedenledir?
1968 yılından beri bu dayatmayı yapan başta BM, AB gibi teşkilatlar; var olan bu gerçekleri neden göz ardı ederler? Amaçları nedir?
Her defasında sorduğum bu soruların ikna edici bir yanıtı yoktur. Olmayacaktır da!
Çünkü Hıristiyan âleminin temsilcisi olan bu kuruluşlar, adada türlü menfaat peşinde koşan ABD, İngiltere, İsrail, Fransa v.d devletler Kıbrıs adasında İslamiyet’in temsilcisi bir başka devletin olmasını asla istemezler.
Adada ki iki devletin en çarpıcı gerçeği 6 Aralık 2026 tarihinde KKTC’de yapılacak olan genel ve yerel seçimlerdir. Bu seçimlere katılacak Kıbrıs Türk Partileri adaylarını açıklamış, seçim çalışmalarına başlamışlardır. Bu adayların her birisi KKTC’ye hizmet için göreve taliptir. 6 Aralıkta adanın kuzeyinde yapılacak seçimlere Rum devletinden katılabilecek bir aday var mıdır? Hiç olabilir mi? İşte bu durum bile adadaki iki devletli yapının en çarpıcı göstergesidir.
Evet, adanın kuzeyinde kurulu Türk Devletini bugün Türkiye dışında hiçbir ülke tanımamaktadır. Ama bu gerçeğin günü geldiğinde tanınmayacağı anlamına da gelmemektedir.
Günümüz dünyasında Kıbrıs’ta Kurulu KKTC’nin her yönden gelişmesi için Türkiye tarafından büyük bir destek verilmekte, Türkiye’den getirilen can suyundan sonra, deniz altından döşenecek boru hattı ile doğal gaz ve elektrik sağlayacak projeler birer birer uygulamaya konulmaktadır.
2028 yılında yeniden faaliyete geçecek olan Kıbrıs Türk Hava Yolları ile adaya ulaşım daha da kolaylaşacak, diğer ülkelerle yapılacak ulaşım anlaşmaları KKTC turizmine büyük katkı sağlayacaktır.
Şu gerçeğin altını çizmek gerekirse;
Önümüzdeki üç-beş yıl içinde adada kurulu KKTC devleti yapısal olarak daha da güçlü olacak; bu gerçeği görmezden gelenler dahi en sonunda Kıbrıs’ta ‘’Tek Ada İki Devlet’’ yapısını kabul edeceklerdir.