Bir girişim fikri ilk ortaya çıktığında heyecan genellikle fikrin kendisine yönelir.

Ürün ne olacak?
Hangi problemi çözecek?
Ne kadar büyüyebilir?
Yatırım alabilir mi?
Oysa girişimcilik yolculuğunda sonucu belirleyen en önemli unsurlardan biri çoğu zaman gözden kaçar:
Bu yolculuk kimlerle yapılacak?
Çünkü iyi bir fikir, yanlış bir ekiple ilerleyemez. Ortalama bir fikir ise birbirini tamamlayan, güvenen ve aynı hedefe yürüyen güçlü bir ekibin elinde büyük bir işe dönüşebilir.
Belirsizlik Başladığında Liderlik Ortaya Çıkar
Girişimcilik, haritası tamamen çizilmiş bir yolculuk değildir.
Pazar değişir.
Müşteri beklenmedik tepkiler verir.
Planlanan satış gerçekleşmeyebilir.
Ürün yeniden geliştirilmek zorunda kalabilir.
Ekip içinde fikir ayrılıkları yaşanabilir.
Finansal kaynaklar azalabilir.
İşte liderlik, her şey yolunda giderken değil, belirsizlik başladığında kendisini gösterir.
Tarihte bunun en dikkat çekici örneklerinden biri, Robert Falcon Scott ile Roald Amundsen’in Güney Kutbu yolculuklarıdır. İki ekip de aynı hedefe ulaşmak için yola çıktı. Ancak hazırlık biçimleri, ekip organizasyonları, kullandıkları yöntemler ve liderlik anlayışları birbirinden farklıydı.
Amundsen; araştırdı, şartları doğru analiz etti, ekipmanlarını buna göre seçti ve ekibini karşılaşabilecekleri zorluklara hazırladı. Sadece hedefe ulaşmayı değil, ekibiyle birlikte güvenli biçimde geri dönmeyi de planladı.
Scott’ın yolculuğunda ise hazırlık ve uygulama tarafındaki eksiklikler ağır sonuçlar doğurdu.
Bu iki yolculuk bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor:
Aynı hedefe sahip olmak, aynı sonuca ulaşmak anlamına gelmiyor.
Farkı; hazırlık, ekip, yöntem ve liderlik oluşturuyor.
Girişimcilikte de durum farklı değildir. Bir şirket kurmak, yalnızca yola çıkmak demektir. Pazarı araştırmadan, müşteriyi tanımadan, finansal ihtiyaçları hesaplamadan ve doğru ekibi oluşturmadan yola çıkan girişimcilerin önemli bir bölümü henüz hedeflerine ulaşamadan yoruluyor.
Girişimcilikte şansa güvenmek yerine hazırlığa güvenmek gerekiyor.
Herkes Aynı İşi Yapıyorsa Bir Rol Eksik Demektir
Girişimcilerde sık karşılaştığım durumlardan biri, kurucu ortakların birbirine çok benzemesidir.
Aynı bölümden mezun olmuşlar.
Benzer alanlarda çalışmışlar.
Aynı şekilde düşünüyorlar.
Hatta aynı işleri yapmak istiyorlar.
İlk bakışta bu durum güçlü bir uyum gibi görünebilir. Fakat işler büyümeye başladığında önemli boşluklar ortaya çıkar.
Teknik tarafı bilen birkaç kişi vardır ama müşteriyle konuşacak kimse yoktur.
Ürün geliştirilir ama satış yapacak kişi bulunamaz.
Satış gerçekleşir ama finansal süreçler yönetilemez.
Herkes ürüne odaklanır fakat şirketin nereye gittiğini takip eden olmaz.
Güçlü bir kurucu takım, birbirinin aynısı olan insanlardan değil, birbirinin eksiğini tamamlayan insanlardan oluşur.
Bir kişinin ürünü ortaya çıkaracak teknik yetkinliğe sahip olması gerekir.
Bir başka kişinin müşteriyi dinleyerek ürünü geliştirmesi gerekir.
Birinin iş geliştirme, pazarlama ve satış tarafını üstlenmesi gerekir.
Bir diğerinin finans, operasyon ve ticarileşme süreçlerini yönetmesi gerekir.
Elbette girişimin ilk günlerinde bu rollerin her biri için ayrı bir kişi bulunmayabilir. Aynı kişi birden fazla sorumluluk üstlenebilir. Ancak önemli olan, ihtiyaç duyulan rollerin farkında olmak ve hiçbir kritik alanı sahipsiz bırakmamaktır.
Kurucu Ortaklık Sadece İş Bölümü Değildir
Kurucu ortak seçmek, çoğu zaman evlilik kadar ciddi bir karar olarak tanımlanır. Çünkü ortaklık yalnızca görevlerin paylaşılması değildir.
Aynı zamanda;
zorluklara birlikte dayanmak,
başarıyı ve başarısızlığı paylaşmak,
finansal kararları birlikte almak,
fikir ayrılıklarını yönetmek,
gerektiğinde kişisel beklentilerden vazgeçmek demektir.
Bu nedenle kurucu ortak seçerken yalnızca “Bu işi yapabilir mi?” sorusu yeterli değildir.
Şu soruların da cevaplanması gerekir:
Zor zamanlarda nasıl davranıyor?
Sorumluluk alıyor mu?
Eleştiriye açık mı?
Belirsizlik altında karar verebiliyor mu?
Başarı ve gelir paylaşımı konusunda adil mi?
Kişisel hedefleriyle girişimin hedefleri örtüşüyor mu?
Sorunları konuşabiliyor mu, yoksa erteliyor mu?
Çünkü ekipleri çoğu zaman büyük krizler değil, zamanında konuşulmayan küçük meseleler dağıtır.
Lider Her Şeyi Yapan Kişi Değildir
Girişimciler bazen liderliği, bütün işleri üstlenmek olarak görüyor.
Ürünü kendisi geliştirmek, müşteriyle kendisi konuşmak, satış yapmak, finansı takip etmek ve her kararı tek başına almak istiyor.
Başlangıçta bu durum hızlı ilerleme sağlıyor gibi görünebilir. Ancak zamanla hem girişimciyi yorar hem de ekibin gelişmesini engeller.
Liderlik, her işi yapmak değildir.
Liderlik; doğru insanı doğru sorumlulukla buluşturmak, ortak bir yön oluşturmak ve ekibin önündeki engelleri kaldırmaktır.
İyi bir girişimci lider, yalnızca “Ne yapacağız?” sorusuna cevap vermez. Aynı zamanda ekibine “Neden bunu yapıyoruz?” sorusunun cevabını da verir.
Çünkü insanlar sadece görevleri değil, anlamlı buldukları hedefleri sahiplenirler.
Güven Olmadan Hız Olmaz
Girişimcilikte hız önemlidir.
Hızlı karar vermek, müşteriye ulaşmak, ürünü test etmek ve gerektiğinde yön değiştirmek gerekir. Ancak ekip içinde güven yoksa bu hız sağlanamaz.
Herkes birbirinin yaptığı işi sürekli kontrol ediyorsa,
hatalar saklanıyorsa,
sorunlar açıkça konuşulamıyorsa,
başarı bir kişiye, başarısızlık diğerlerine yükleniyorsa,
orada güçlü bir ekipten söz edilemez.
Güven, sadece iyi ilişkiler kurmak değildir. Güven; herkesin sorumluluğunu yerine getireceğini bilmek, bir hata yapıldığında bunun saklanmayacağından emin olmak ve ortak hedefe bağlı kalmaktır.
Bu nedenle güçlü ekiplerin temelinde dört önemli unsur bulunduğunu düşünüyorum:
Çeşitlilik, tamamlayıcılık, uyum ve güven.
Çeşitlilik farklı bakış açıları kazandırır.
Tamamlayıcılık eksik yetkinlikleri kapatır.
Uyum birlikte hareket etmeyi sağlar.
Güven ise ekibe hız kazandırır.
Liderin de Öğrenmeye İhtiyacı Var
Bir girişimin büyüyebilmesi için kurucunun da büyümesi gerekir.
Beş kişilik bir ekibi yönetmekle elli kişilik bir şirketi yönetmek aynı değildir. İlk müşteriyi kazanmak için gerekli becerilerle şirketi farklı pazarlara taşımak için gereken beceriler de birbirinden farklıdır.
Bu nedenle girişimci liderin kendisini sürekli geliştirmesi gerekir.
İş yükünü paylaşmayı öğrenmeli.
Ekip arkadaşlarına alan açmalı.
Geri bildirim vermeli ve geri bildirim almalı.
Kendi kariyerini olduğu kadar ekibinin gelişimini de planlamalı.
Kitaplardan, vaka analizlerinden ve yaşanmış tecrübelerden yararlanmalı.
Özellikle gençlerden öğrenmeye, yani tersine mentörlüğe açık olmalı.
Bazen yılların tecrübesi yolu gösterir; bazen de genç bir ekip arkadaşının yeni teknolojiye, değişen müşteri davranışlarına veya farklı çalışma biçimlerine ilişkin yaklaşımı önemli bir kapı açar.
Liderlik, her şeyi bilmek değil; kimden, ne zaman ve ne öğrenmesi gerektiğini bilmektir.
İki Kitap Önerisi
Ekip yönetimi ve liderlik konusunda kendisini geliştirmek isteyenlere iki kitap önermek istiyorum.
Acar Baltaş’ın “Türk Kültüründe Yönetmek” kitabı, liderliği yaşadığımız toplumun kültürel özellikleri üzerinden anlamak açısından oldukça kıymetli bir kaynak.
Stephen R. Covey’in “Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı” kitabı ise yalnızca yöneticiler ve girişimciler için değil, kişisel ve profesyonel hayatında daha etkili olmak isteyen herkes için önemli bir rehber niteliğinde.
Ancak kitap okumak tek başına yeterli değildir. Okuduğumuz bilgiyi ekip ilişkilerimize, kararlarımıza ve çalışma biçimimize yansıtabildiğimiz ölçüde gerçek bir değişim oluşturabiliriz.
Birlikte Yol Almayı Öğrenmeliyiz
Ülkemizin farklı şehirlerinde fikirleri, yetenekleri ve çalışma azimleriyle önemli işler yapabilecek çok sayıda genç bulunuyor.
Bu gençlerin yalnızca fikir geliştirmeye değil; ekip kurmaya, sorumluluk paylaşmaya, birlikte üretmeye ve liderlik etmeye de hazırlanması gerekiyor.
Bulunduğumuz şehirlerdeki teknoloji merkezlerini, girişimcilik programlarını, üniversiteleri, meslek kuruluşlarını ve eğitim imkânlarını daha yakından takip etmeliyiz. Gençlerimizi yalnızca iş arayan bireyler olarak değil, ekip kurabilecek, çözüm geliştirebilecek ve yeni işler oluşturabilecek girişimci adayları olarak da desteklemeliyiz.
Çünkü girişimcilik tek başına hızlı gitmek değil, doğru insanlarla uzun bir yolu tamamlayabilmektir.
İyi bir fikir yolculuğu başlatabilir.
Ancak o fikri bir ürüne, ürünü bir şirkete, şirketi de sürdürülebilir bir başarıya dönüştürecek olan güçlü bir ekip ve doğru liderliktir.
Girişimcilikte asıl kaldıraç fikir değil, o fikri birlikte hayata geçirebilen ekiptir.