Geçim sıkıntısı yüzünden trajik bir sonla biten Şeref ile Elif'in efsanevi öyküsü, aşkın fedakarlıkla mı yoksa maddiyatla mı sınandığını derinden sorguluyor.

Kapalı kapılara ilave edilen yüksek ve küçük pencereler gerekli ışık ve havayı sağlayamıyordu. Birbirini seven iki insan aşkın her şeyi örttüğünü sandıkları için beklemişler boş ve melankolik bir ifade olduğunu fark ederek beraber olmalarının imkansızlığını anlamışlardı. Elif varlıklı bir ailenin kızı olduğu için yokluğu bilmiyor gözü Şeref'ten başkasını görmüyordu. Beraber olurlarsa her şeyin yoluna gireceğini düşünüyordu. Şeref ise tereddüt içinde idi çünkü o açlığı sefaleti bildiği ve ailelerin izin vermediği bir birlikteliği istemiyordu. Düşünmüş taşınmış ev kararını vermişti. Sevdiğine ise kaçmayalım dedikçe Elif de bu onların son şansı olduğunu söyleyip durmuş.
Bak sana eskilerin söyledikleri bir sözü hatırlatayım. İki gönül bir olursa samanlık seyran olur.
Bunun üstüne Şeref ise Seni çok seviyorum bir iş bulayım sana güzel bir ev alayım, demiş. Elif ise O zamana kadar ömrümüz yetmez ki! Babam beni zorla evlendirmeye kalkar, diye karşılık vermiş. Şeref de Beni bekle beni bekle! demiş ve evlerine dönmüşler.
Bundan birkaç sene sonra çalışmaya yurt dışına giden ve iyi para kazanan Şeref köyüne dönünce doğru köyün en yaşlısı olan Bilge dedenin yanına gider ve Elif'i sorar. Bilge dede Ey yolcu nerden gelir nereye gidersin? Elif kızı nereden tanır niye sorarsın? der. Şeref Ben bu köyün insanıyım sevdiğim mutlu etmek için yaşayacağım bir ortam hazırlamak için Almanya'ya gittim. Paramı kazanınca da hemen döndüm, diye cevap verir.
Bilge dede Sevdiğinin adı Elif miydi? Onu bütün köy tanıyor. Onun atladığı kayaya Elif kayası uçuruma da Elif uçurumu deniyor, der.
Şeref'in kalbi durmak üzereydi. Başını ellerinin arasına alarak Neden Elif kız neden? diye sorar.
Bilge dede anlatmaya başladı. Köprülü Köyünün ağası oğlu Seyfiye Elif'i istemiş. Elif'in babası önce Elif'e sormuş o tabiki istememiş beklediği olduğunu söylemiş. Babası da kızını dinlememiş ve onu vermiş. Nişan yapılmış ve düğün hazırlıkları başlamış. Düğün günü gizlice evden kaçarak sevdiği ile buluştukları kayaya gelmiş ve sevdiğinin adını söyleyerek kayadan atlamış. Ertesi sabah onu gelinliği ile kayaların üstünde buldular yanındaki kesede ufak bir not buldular. 'Şerefim ben hep seni yalnız seni sevdim. Babam beni evlendirmek istedi gönlüm sende iken başkası ile evlenemem. Şeref beni çok sevdiğini biliyorum. Elveda Elifin!'
Artık hiçbirşeyin anlamı ve öneminin olmadığını fark eden Şeref ne yapacağını bilemedi. Elif ile düğün yaptıklarını düşünerek aldığı damatlığı giyip Elif kayasına gitti. Oradaki mezarın üzerini topladığı çiçekler ile kapladı. Sonra o da Elif ile aynı kaderi paylaşmak için o da onun gibi aşağı atladı. Oranın adını bu aşkın adına ismini değiştirdiler ve adını 'aşıklar tepesi' koydular. Orayı ziyaret edenler genelde nişanlılar ve aşıklar oluyordu. Kader ağlarını ne şekilde örüyor bilinmez ama sevgiler kavuşulmaz, kavuşamaz ise de adı aşk oluyor. Leyla ile Mecnun Kerem ile Aslı Yusuf ile Züleyha gibi.
Yüzyıllar boyu aşk ile iligli yazılar yazılmış ve farklı görüşler aktarılmıştır. Mesela Dorian Grey'in portresi adlı kitapta aşk için şöyle der 'Yoksulluk kapıdan girince sevda pencereden uçar gider' yazarak aşkın maddiyata da bağlı olduğunu mu söylüyor, sizce siz ne dersiniz?