Sanayi ürünlerinden uzak durun, evde tencere kaynatın, yerel ve mevsimsel beslenin, fermente gıdalara yönelin, az yiyin ve atalarımız gibi yaşayın!
Sağlık yazıları yazmaya başladım. Öncelikle beslenme konusu ile başlamak istedim. Bunu birkaç başlıkta yazmayı düşünüyorum. Bunun dışında merak ettiğiniz soru, yazmamı istediğiniz konu varsa onu yorumlarda veya özelden yazabilirsiniz. Cevaplamaya çalışırım. Yazılar okunursa ve yorum alırsa devam edeceğim. İtiraz, eleştiri çok hoşuma gider. Özellikle bekliyorum.
1-Ne Yiyelim?
Bu soru sanırım son yüzyılın sorusu, daha önceki dönemlerde insanlar bulabildiklerini yiyorlardı. Günümüzde birçok ülkede ve çoğu insan için yiyecek bolluğu var ve şanslıyız. Ancak besin değeri düşük, sağlığa zararlı, aslında eski insanların hiç tüketmediği veya nadiren tükettiği sanayi üretimi besinleri bol bulabildiğimiz ve tükettiğimiz için şanssızız.
Bir yiyeceği yiyebilmek için ya üretebilmek ya da satın alabilmek gerekir. Her gün bir avokado yeme tavsiyesi verirsek, ülkemizin ancak %1’inin uyabileceği bir öneri sunmuş olursunuz. Herkese yetecek kadar ne avokado üretimimiz ne de ithalatımız var. Herkesin ona verebilecek parası da yok. Yani ekonomik şartlar ve yaşadığın coğrafya önemli. Deniz kıyısında veya adada yaşayanların etini büyük ölçüde balık ve deniz ürünlerinden, iç karada ise diğer hayvanlardan karşılaması doğaldır. Yine soğuk bölgelerde kışın domates gibi yaz sebze ve meyvelerine ulaşmak ülkemiz kadar kolay değildir. Bu nedenle her ülkenin ve bölgenin mutfak kültürü farklıdır. Bu farklılık sayesinde insanlar karınlarını doyurabiliyor ve sağlıklarını koruyabiliyor. Demem o ki maddi durumunuza, yaşadığınız yere göre değişen kolay bulabildiğiniz yiyecekleri tüketin.
Günümüzde yiyecek bulma sorunu büyük ölçüde çözüldü. Marketlerde alışveriş yaparken şahit olduğum kadarıyla alışveriş sepetinin yarısından çoğu işlenmiş, besin değeri düşük, sadece kalori içeren gıdalar. Özellikle geçlerin tercihi böyle. Bundan elli sene önce neredeyse hiç olmayan hamburgerciler, pizzacılar, tostçular, pideciler, dönerciler, kebapçılar her sokakta var. Eskiden pirinç, bulgur, fasulye, nohut,mercimek, süt, yoğurt, yağ, un, şeker gibi temel tüketim malları satan bakkallar ve marketler şekerleme ve bisküvi dolu ve fırınlar ekmekten çok pasta, baklava ve kurabiye satıyor. Yani çok yiyoruz ama çöp yiyoruz. Bunun neticesi olarak obezite ve diyabet, kalp hastalığı salgını var. Obezite cerrahisi çok yaygın ve zayıflama iğneleri sebil gibi satılıyor.
Artık evde tencereyi kaynatalım, bol mevsim sebzelerinden ve baklagillerden yapılan yemekleri yiyelim. Dışarda yemek yemeyelim, zorunlu ise esnaf lokantalarını ve tencere yemeklerini tercih edelim.
Beslenme tavsiyesi kişinin yaşına, cinsine, kilosuna, yaptığı işe ve varsa hastalığına göre değişir. Bebeğin, çocuğun, ergenin, hamilenin, inşaat işçisi veya sporcunun, yaşlının, diyabetlinin, böbrek veya karaciğer hastasının beslenmesi farklıdır. Her kişiye aynı beslenme önerisi verilmez.
Genel öneri verilmesi gerekirse şekerli içecek ve tatlıları, tuzlu gıdaları, margarin veya fazla hayvansal yağ içeren gıdaları çok çok azaltın. Yani ayda yılda bir yiyin. İkincisi az yiyin, sofradan açken kalkın. Bu tüm büyük inanç ve dinlerin sağlık için tavsiyesidir.
Yiyecek konusunda çeşitlendirme önemlidir. Mümkünse bulabildiğimiz, alabildiğimiz her çeşit sebze, et ve meyveden yiyelim. Birinde az olan gıda diğerinde olduğu için herhangi bir gıda eksikliği duymazsınız.
Yoğurt, peynir, turşu, boza, şalgam suyu gibi fermente gıdaları tüketelim. Bunların barsak mikrobiyotasının düzenleyen probiyotikler olduğunu bilmeyen yoktur. Birde bu mikrobiyotayı destekleyen lifli sebzeler, yeşil salataları bol yiyelim.
Et alacaksak, kemikli lifli bütün et alalım bunu 4-5 saat kaynatarak yemek yapalım. Yine işkembe, kelle gibi sakatatları 4-5 saat pişirerek yiyelim. Köfte, sucuk, salam gibi işlenmiş et tüketmeyelim.
Netice itibariyle büyük dedemiz ve nenemiz ne yiyorsa onu yemeliyiz. Sağlık açısından gidişat çok kötü, özellikle gençlerde sağlıksız beslenme, aşırı yeme, hareketsiz yaşam nedeniyle kilo fazlalığı, obezite ve buna bağlı hastalıklar çok yaygın. Bu onların psikolojisini de etkiliyor. Obezitenin yaygınlığını anlamak için 1950-60’larda çekilen filmlerdeki halkın ve oyuncuların bedenlerine bakın, birde sokağa ve çevrenize ve tatbiki aynaya bakın. Bugünden tezi yok, alışkanlıklarını değiştirin ve yenilenin.