Cümleler vardır, okunur ve geçilir; cümleler vardır, okuyanın zihnine kiracı değil, ev sahibi gibi yerleşir.
Hakan ULUTAŞ
Yazarlar da öyledir; kimi yalnızca hikâyesini yazar, kimi ise millî bir kimlik inşa eder. Bu yazının ve arkasındaki tezin yolculuğu, zihnime ev sahibi olarak yerleşen bir cümleyle başladı.1^1
Amasya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Ana Bilim Dalı’ndaki yüksek lisans derslerimizden birinde danışmanım Prof. Dr. Serap Taşdemir, kavramların bir tarihçi için niçin hayatî olduğunu anlatırken “Kavramlar önemlidir ve bu konuda ilk bakacağımız isimlerin başında Prof. Dr. Sadık Kemal Tural Hocamız gelir.” demiş ve Sadık K. Tural Hocamızın kavramlar üzerine yazdığı yazılarını benimle paylaşmıştı. Ödev olarak verdiği Sorulara Cevaplar I’in sayfaları arasında ise okuduğum anda beni etkisi altına alan şu hüküm duruyordu: “Hâlâ bu memlekette insanların kafası kavramlar ve şahsiyetler etrafında bulanıksa, Türk aydını üzerine düşeni yapmamış anlamına gelir.”2^2
Tural Hocanın sözü bir tespitten çok bir hesap sorma, her okuyana yöneltilmiş bir görev çağrısıydı. O çağrının ardından Sadık Hocanın kitaplarına yöneldim ve 1982 tarihli Zamânın Elinden Tutmak’ı okurken şunu anladım: İnsanlar bazen bir kitabı okumaz; kendi henüz doğmamış düşüncelerini, başka bir zihnin kelimelerinde yaşar. Bu okuma benim için bir tez konusu seçmekten öte, kendi millî ve kültürel aidiyetimi yeniden inşa ettiğim bir yolculuğun başlangıcı oldu.
O kitap bana çocukluğumun kitaplığını da geri verdi: Ömer Seyfettin’i, Nihal Atsız’ı, Emine Işınsu’yu, bir zamanlar hayatıma dokunan o kalemleri, bir edebiyat bilimcisinin ölçüleriyle yeniden keşfettim. Şahsiyetler ve Eserler’in sayfalarında ise ezberlediğim ilk şiir Bayrak’ın şairi Arif Nihat Asya’yı, bu kez şiiriyle değil şahsiyetiyle tanıdım. Aynı sayfalarda, Cenge Giderken şiiriyle ünlenen, Atatürk’ün şahsiyetine tesir eden ve Türk milliyetçisi bir neslin yetişmesinde büyük emeği bulunan Mehmet Emin Yurdakul’u ve usta şair Yahya Kemal Beyatlı’yı yeniden tanımak da bu yolculuğun en güzel duraklarından biri oldu. Tarihten Destana Akan Duyarlılık atalarımın millî kimliğimi nasıl ördüğünü gösterdi; Dede Korkut’tan Manas Destanı’na ve Cengiz Aytmatov’a uzanan vurgular, kimliğin tarih kitaplarından önce destanlarda ve masallarda kurulduğunu öğretti.
Tezim süresince izini sürdüğüm isim edebiyatçı olarak bilinmesine rağmen bunun çok ötesinde disiplinler arası bir âlimdi. İlkokul öğretmenliğinden Türk Ansiklopedisi’nin redaksiyon masasına, Devlet Plânlama Teşkilâtı’ndaki kültür plânlamacılığından Atatürk Kültür Merkezi ve Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu başkanlıklarına uzanan bir ömür, Türk dili ve edebiyatı profesörlüğünün sınırlarına sığmıyordu. Sadık Hoca edebî metni okurken tarihçi gibi belge arayan, kültürü tanımlarken sosyolog gibi yapıları katmanlara ayıran, her kavramı önce köküne sonra tarifine bağlayan bir mütefekkirdir. Bu yüzden tarih ana bilim dalında bir edebiyat profesörünün eserleri üzerine tez yazılması, bir sınır ihlâli değil; onun düşünce dünyasının davet ettiği bir karşılıktır. Bir milleti ayakta tutan dört temel yapı taşının, yani tarih, devlet, vatan ve kültürün onun kaleminde nasıl tanımlandığını, birbirine nasıl bağlandığını ve millî kimliği nasıl inşa ettiğini anlamaya çalışan yüksek lisans tezim böyle doğdu. Elinizdeki yazı o tezin kısa bir tanıtımıdır; asıl niyeti ise ömrünü kavramları berraklaştırmaya adamış bir hocaya, bir talebenin minnet borcunu ödeme çabasıdır.
Kavram ve terimlerin doğru tanımlanması ve kullanılması meselesi, Prof. Dr. Sadık Kemal Tural’ın 1982-2026 yılları arasına yayılan külliyatının merkezinde yer almaktadır. Sadık Hoca, kavramlarını kurmamış bir dil ve düşünce dünyasının kendi meselesini de kuramayacağını, dolayısıyla kendi sorularına bağımsız cevaplar üretemeyeceğini belirtmiş ve sorunun çözümüne dair önerilerde bulunmuştur.3^3 Söz konusu meseleye ayırdığı sayfalar, külliyatında dağınık bir ilgi olarak değil, kırk dört yıla yayılan tutarlı bir program hâlinde karşımıza çıkmaktadır.
Sadık Hocanın meseleye girişi -her zaman yaptığı gibi- kelimenin kendi kökünü açıklamayla başlamaktadır. Kavram kelimesinin, “fehm” kökünden gelen mefhum kelimesinin karşılığı olmak üzere “kavramak” fiilinden türetildiğini hatırlatan Tural Hoca, kavramı az çok tanınan, tanımlanabildiğine inanılan maddî ve manevî varlıklar ile durumların adları biçiminde tanımlamakta; ardından kavramları insan zekâsının işlerliğinin göstergeleri ve kültürlerin kendine özgülüğünün belirteçleri saymaktadır.4^4
Aynı tespit, soru-cevaplı metinlerde daha gündelik bir dille tekrarlanmakta; kavram, insanlara zihnî zenginlik imkânı veren ve birlikte düşünmeye yol açan özel kelimeler ile düşünce tarzlarının anahtarları olarak nitelendirilmektedir.5^5 Buradan Tural’ın kavram anlayışının ilk özelliği çıkmaktadır; kavram, dilin süsü değil, zihnin çalışma aracıdır. Zihin kavramlar aracılığıyla düşünür, sonra zihindekileri dil ile dışa aktarır.
İkinci özellik, kavram, terim ve tanım arasında kurulan sıra düzeninde görülmektedir. Tural hocaya göre kavramları bilginler, bilgeler ve uzmanlar üretmekte; bunları önce aydınlar, sonra toplum kullanmaktadır. Herhangi bir kavram hiç kimsenin malı olmadığından kullanılmışlığı atıf gerektirmemekte; ancak bir kavramı daha farklı tanımlayarak bir alana yahut duruma ait terim konumuna taşımak, yalnızca o alanın gerçek uzmanlarının hakkı ve yetkisi sayılmaktadır.6^6
İki katmanın işlev farkı ise çok anılan bir formülle özetlenmektedir; kavramlar duygu ve düşüncenin, terimler ise bilimin anahtarıdır.7^7 Zincirin son halkası tanımdır ve tanımın sıhhati doğrudan düşüncenin sıhhatiyle birlikte ele alınmakta; kavramların tariflendirilmesi, düşünce zincirinin sağlığını göstermesi bakımından elzem görülmektedir.8^8 Böylece kavramdan terime geçiş, bir kelime tercihi değil, bir ehliyet meselesi olarak kurulmaktadır.
Üçüncü özellik, meselenin sosyolojik ve politik boyutudur. Sadık Hoca, kavramlar birleştirici ve bütünleştirici bir ortak tanım kazandıkça sosyal yapının sağlamlaştığını; buna karşılık gruplaşmaların, birbirini dost saymaz tavırların ve uzlaşmaz öfkelerin arkasındaki sebebin kavramların tanımlarındaki farklılıklar olduğunu belirtmektedir.
Söz konusu tespit külliyatta bir uyarıya dönüşmektedir; emperyal istihbarat ve strateji merkezlerinin, zihin bulanıklığı ile sert ayrışmalar oluşturmak istedikleri ülkelerde en kestirme yol olarak kavramları ortak tanımlamalardan uzaklaştırmayı ve bulanıklaştırmayı seçtiği kaydedilmektedir.9^9 Dil meselesi de aynı eksende değerlendirilmektedir. Kelimenin kendi dilimizde kökleri ve türevleri bulunmadığı takdirde tefekkürün nerede kopacağının belli olmayacağını söyleyen hoca, Türk dilinin isim ve fiil köklerinden yeni kavram üretmeyi hem hak hem görev saymaktadır.10^10
Söz konusu program kuramsal çerçevede kalmamış, kurumsal bir karşılık da bulmuştur. Tural Hocanın proje yürütücülüğünü üstlendiği Türk Dünyası Edebiyat Kavramları ve Terimleri Ansiklopedik Sözlüğü, 2001-2006 yılları arasında altı cilt hâlinde yayımlanmış; eserin birinci cildine yazdığı “Kavramlar ve Terimler Ortak Düşünüşün Ürünü ve Anahtarlarıdır” başlıklı takdim yazısı, bu anlayışın manifestosu niteliğini taşımaktadır.11^11 Edebiyat Bilimine Katkılar I-II ise aynı yaklaşımın edebiyat bilimi alanındaki uygulaması sayılabilir. Böylece kavram meselesi; bir teorik tercih, bir yayın programı ve bir kültür politikası olmak üzere üç koldan birden yürütülmüştür.
Tural Hoca bu konudaki tutumunu, bir üslup meselesi değil, aydın olmanın getirdiği sorumluluğun gereği ortaya koymaktadır. Kavram üretmeyi, tanımlamayı, açıklamayı ve savunmayı aydın olmanın şartlarından sayan hoca, bu yazının başında andığımız hükümle, kafaların kavramlar ve şahsiyetler etrafında bulanık kalmasının sorumluluğunu doğrudan Türk aydınına yüklemektedir.12^12
Sadık Hoca hakkında bugüne kadar yüzü aşkın makale ve tanıtma yazısı kaleme alınmış, kendisine iki armağan kitabı ithaf edilmiştir. Lisansüstü düzeyde ise Çiğdem Cebeci’nin edebiyat biliminin on temel kavramını incelediği tezi kapsamlı bir çalışmadır. Buradan bakıldığında literatürdeki boşluk şu şekilde tespit edilebilir; Tural’ın külliyatında edebiyat biliminin kavramları kadar sistemli biçimde tanımlanan bir kavram grubu daha bulunmakta olup, söz konusu grup doğrudan tarih disiplininin alanına girmektedir. Bunlar; tarih, devlet, vatan ve kültür kavramlarıdır.
Söz konusu tercihin gerekçesi yalnızca kavramların varlığında aramak yeterli değildir. Sadık Hoca, Atatürk Kültür Merkezi ile Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu başkanlıklarıyla Cumhuriyet dönemi kültür politikalarının oluşturulmasında fiilen rol almış bir isimdir. Kavram dünyası bu yönüyle dönemin düşünce tarihine ait birincil malzeme niteliği taşımaktadır. Literatüre bakıldığında aynı tespitin, tarih disiplini içinden gelen bilim insanlarınca da yapılmış olduğu görülmektedir. Prof. Dr. Betül Batır, Belgi dergisinde yayımlanan değerlendirmesinde, Tural hocanın ele aldığı her kavramın önce etimolojisini gösterdiğini, ardından mutlaka tanımladığını; bunun onu aynı konuda yazılmış eserlerden ayıran özellik olduğunu belirtmektedir.13^13
Çalışmamız, Sadık Hocanın dokuz telif eserinde yer alan söz konusu dört kavrama ilişkin tanımları bir araya getirmeyi, aralarındaki ilişkileri çözümlemeyi ve millî kimlik inşası ekseninde bütüncül bir çerçeveye oturtmayı amaçlamaktadır. Yöntem olarak doküman incelemesi tercih edilmiş; eserler baştan sona okunarak kavramların geçtiği bölümler eser adı ve sayfa bilgisiyle fişlenmiş, aynı kavrama ilişkin farklı eserlerdeki ifadeler karşılaştırılarak değişmez çekirdek ile duruma göre farklılaşan yönler ayırt edilmiştir. Bu tercihin bir gerekçesi de Sadık Hocanın kendi ilkesinden doğmaktadır; kavramı terime dönüştüren merkezî işlem tanımdır ve tanımların bulanıklaştırılması bir zihniyet meselesidir. Böyle bir yazarı ikincil aktarımlar üzerinden okumak, tam da onun uyardığı bulanıklaştırmayı yeniden üretme riski taşımaktadır.
İnceleme, dört kavramın da tek bir tanımla değil, katmanlı biçimde kurulduğunu göstermiştir. Tarih beş katmanda tanımlanmaktadır. Bilimsel tanımda tarih, bir topluluğun geçmişinin güvenilir belge ve bilgilere dayanılarak metotlu biçimde yeniden inşa edilmiş hâlidir.14^14 Estetik tanım ise 1982 tarihli Zamânın Elinden Tutmak’ta yer almaktadır; tarih burada “devletler mezarlığı” olarak nitelendirilmekte, böylece geçmişin ihtişamı ile ihmalin bedeli aynı ifadede birleştirilmektedir.15^15
Katmanların karşılaştırılmasından şu hüküm çıkmaktadır: Sadık Hocada tarih, bilgi alanı olarak yöntemle, değer alanı olarak imgeyle tanımlanmaktadır. Tanımın bilimsel çekirdeği kırk yılı aşkın sürede değişmemiş, çevresindeki işlev ve zihin halkaları zenginleşmiştir.
Devlet kavramında tanımın son biçimi bütün unsurları tek cümlede toplamaktadır. Devlet, benzeşirliği en yüksek insan topluluğunun, vatanlaştırılan toprağı üzerinde bağımsız, adalet ve güvenlik içinde yaşamasını sağlamak için oluşturulmuş kurumlaşmış otoritedir.16^16 Tanımda otorite kavramı yer almakla birlikte belirleyici unsur otorite değildir; otorite, benzeşen bir topluluğun adalet ve güven içinde yaşamasını sağlamak üzere oluşturulmuş bir araç olarak konumlandırılmaktadır. Bölümün en özgün bulgusunu ise “maddî devlet ile manevî devlet” arasında yapılan ayrım oluşturmaktadır. Milletler, cihan tarihindeki yerlerini kurdukları maddî devlet ile manevî devletlerine ait sanat ve fikir başarılarının büyüklüğü oranında almaktadır.17^17 Böylece devletin ölçütü güçten sürekliliğe kaymaktadır.
Vatan, külliyatta en çok tanım katmanı biriktiren kavramdır; hukukî, sosyolojik, iktisadî-ahlakî, psikolojik ve estetik olmak üzere beş ayrı yönden tanımlanır. Hukukî yönüyle vatan, bedeli ödenmiş ve tapusu savaşlarla tescil ettirilmiş bir toprak parçasıdır.18^18 İktisadî-ahlakî yönüyle ise aklını ve alnını terletenlerin sonraki kuşaklara emanet ettiği bir servettir.19^19 Beş tanımın ortak paydasını “bedel ve emanet” kavramları oluşturmaktadır. Tural Hoca, söz konusu tasavvuru, vatandaşlık ile bilinçli paydaşlık arasında yaptığı ayrım aracılığıyla modern bir sorumluluk anlayışına dönüştürmektedir.
Kültür kavramında dört tanım karşılaştırılabilir. Bunların en özlü olanı, kavramın bütün işlevini tek cümleye sığdırır; kültür, ben’leri biz’leştiren bir katılım ve uyumlanma bütünlüğüdür.20^20 Tanımlar arasındaki fark içerikte değil, bakış açısındadır; aynı gerçeklik kimi tanımda yapı, kimi tanımda işlev, kimi tanımda imge olarak dile getirilmektedir.
Dört kavramın kesişiminde millî kimlik kavramı bulunmaktadır. Tarih ona zaman boyutunu, vatan mekân boyutunu, devlet kurumsal çerçeveyi, kültür ise ortak paydayı vermektedir. Kavram çiftleri arasındaki bağlar da tanımlardan doğrulanabilmektedir. Kültür ile tarih arasında bellek, tarih ile devlet arasında süreklilik, devlet ile vatan arasında aidiyet, vatan ile kültür arasında aktarım ilişkisi vardır. Millî benliğin kendisi de tanımlanmıştır. Millî benlik, bir milleti öteki milletlerden ayıran duyuş, düşünüş ve davranış hazinesinin adıdır, kimlik ise bu hazinenin adlandırılıp bilince taşınmış hâlidir.21^21 Çalışmamızın ana bulgusu buradan hareketle ortaya konulmaktadır. Sadık Hocada millî kimlik verili bir öz olarak değil; dil ve kültürle kurulan, şuurla korunan ve ihmalle kaybedilebilen tarihî bir kazanım olarak ele alınmaktadır.
Söz konusu tanımların ağırlığı, alan yazınıyla yan yana konulduğunda daha da belirginleşmektedir. Tarih kavramında Sadık Hoca, Leopold von Ranke’den bu yana modern tarihçiliğin temeli sayılan belgeye dayalı ve yöntemli tarih anlayışını ve bu anlayışın Türkiye’deki temsilcisi Zeki Velidi Togan’ın usul çizgisini benimsemekte; ancak olguda durmayıp tarih bilgisini millî kimlik bilincine bağlayarak pozitivist tarafsızlık idealinin ötesine geçmektedir.22^22
Devlet kavramındaki maddî devlet ile manevî devlet ayrımı, Bahaeddin Ögel’in kut, töre ve aşkın devlet fikri etrafında çözümlediği Türk devlet geleneğinin çağdaş bir kavramsallaştırması olarak okunabilir.23^23 Vatan tapusu ve bilinçli paydaşlık kavramları, yine Ögel’in çadırdan devletin sınırlarına uzanan yurt anlayışıyla ve eski Türklerde yazıtın bir tür tapu sayıldığı tespitiyle örtüşmekte; Tural Hoca bu geleneksel tasavvuru modern bir sorumluluk kavramına dönüştürmektedir.24^24
Kültür kavramında ise Ziya Gökalp’in hars ile medeniyet arasında yaptığı ayrım ve Erol Güngör’ün kültürel yabancılaşma çözümlemeleri Sadık Hocanın kavramsal ataları konumundadır. Tural Hocanın özgünlüğü, bu iki mirası tek eksende birleştirip kültürü öteki üç kavramı da kuşatan ortak payda hâline getirmesindedir.25^25
Millî kimliğe bakış açısında ise hoca, milleti modern bir kurgu sayan Gellner ve Anderson çizgisinden çok, millî kimliğin ardında tarihî bir etno-sembolik çekirdek gören Anthony D. Smith’e yakın durmaktadır. Ne var ki Smith’in bir sosyolog olarak betimlediği unsurları hoca, korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması gereken bir emanet olarak kural koyucu bir dille ele almaktadır.26^26 Dört karşılaştırmanın her birinde aynı tablo belirmektedir. Sadık Hoca, alanın birikimini bilen ve benimseyen, fakat onu tekrarlamakla yetinmeyip kendi terimleriyle yeniden tanımlayan bir kavram ustasıdır.
Tanım dilinin kırk dört yıl boyunca değişip değişmediği de ayrıca incelenmiştir. Dil üç evreden geçmiştir. İlk evrede tanımlar edebiyat eleştirisinin estetik cümleleri içinde erimiş hâldedir; Atatürk Kültür Merkezi başkanlığı yıllarının ürünlerinde kurumsal ve ansiklopedik bir kesinlik kazanır; son evrede ise soru-cevap ritmiyle akan, hükme bağlanmış bir tanım diline dönüşür. Bu değişim süreci boyunca değişmeyen bir özellik vardır. Tural Hoca, Türkçenin yapım ekleriyle kendi terimlerini türetmeyi sürdürmektedir. Benzeşirlik, vatanlaştırma, gerçeğimsi ve tapudaşlık bu iradenin ürünleridir. Buradan çıkan sonuç şudur: tanım dilindeki değişme, düşüncedeki bir değişmenin değil, karşılaştığı insanların ve durumların değişmesine göre şekillendirilmesidir.
Çalışmanın son bölümü, bizzat yazarın bir çağrısına dayanmaktadır. Tural Hoca, soru-cevaplı metinlerinin seksene yaklaştığını hatırlatarak, gelecekte meraklı bir araştırmacının bu metinlerin tamamına ulaşıp tanımlara dayanan bir kavramlar sözlüğü hazırlayabileceğini dile getirmiştir.27^27 Tezimizde yer alan Kavramlar Sözlüğü, söz konusu çağrının tarih tezi ölçeğindeki ilk denemesi sayılabilir. Dokuz eserden derlenen yüz otuz yedi madde, iki yüz yetmiş bir dipnotla kaynağına bağlanmış; aynı kavramın farklı eserlerdeki tanımları birleştirilmemiş, numaralanarak ayrı ayrı kaydedilmiştir.
Sonuç itibarıyla Prof. Dr. Sadık Kemal Tural; aydın ve mütefekkir kişiliğinin yüklediği sorumluluğun gereği olarak kavramları ve terimleri millî bir şuurla yeniden tanımlamış, bu yolla kültürel yabancılaşmaya karşı bir savunma hattı oluşturmuştur. Çalışmamızın ulaştığı tespit, tarihsel sürekliliğin sağlanmasının ve bağımsız bir millî devletin yaşatılmasının, bilinçli bir millî kimlik ile ortak kültür inşasına bağlı bulunduğu yönündedir. Dört kavramın efradını câmi tanımları, bu inşanın eğitimden kamu diline uzanan alanlarda ölçü olarak kullanılabilecek çerçevesini vermektedir.
Sözü bitirirken, bir talebenin kalbinden geçenleri de söyle gerekir. Ömrünü kavramların bulanmasına karşı nöbet tutarak geçiren Sadık Hoca, Türk milletinin bilgi dünyasında devraldığı bayrağı kendinden sonraki nesillere eksiksiz teslim edebilmek için bugün de yazmaya, tanımlamaya ve öğretmeye devam etmektedir. Bu yazının başında bir cümlenin zihnime kiracı gibi değil, ev sahibi kimliğiyle yerleştiğini söylemiştim. O cümlenin sahibi, kelimelerinin yanı sıra şahsiyetiyle de ders veren bir hocadır. Sadık Hocamıza, o bayrağı daha nice yıllar taşıyacağı sağlıklı ve bereketli bir ömür diliyorum.
Dipnotlar:
-
Amasya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Ana Bilim Dalı bünyesinde hazırladığım “Prof. Dr. Sadık Kemal Tural’ın Eserlerinde Millî Kimlik İnşası ve Tarih, Devlet, Vatan ve Kültür Kavramları” adlı tez; 27 Ağustos 2026 tarihinde yapılan tez savunma sınavı sonucunda Prof. Dr. Mehmet Evsile (Başkan), Prof. Dr. Serap Taşdemir (Danışman) ve Prof. Dr. Bahattin Demirtaş’tan oluşan jüri tarafından oy birliği ile kabul edilmiştir. Tez; giriş, altı bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Girişte araştırmanın konusu, yöntemi ve Tural üzerine yapılmış çalışmalar ele alınmakta; birinci bölümde yazarın hayatı, eserleri ve düşünce dünyası tanıtılmakta; izleyen dört bölümde sırasıyla tarih, devlet, vatan ve kültür kavramları incelenmektedir. Son bölüm ise Kavramlar Sözlüğü’ne ayrılmıştır. Eklerde incelenen eserlerin künyeleri ve kapak görselleri yer almakta, sonuç kısmında ise çalışmanın ortaya koyduğu tespitler sunulmaktadır.
-
Sadık Kemal Tural, Sorulara Cevaplar I, (Ankara, Türkiye: Akçağ Yayınları, 2014), 161.
-
Sadık Kemal Tural, Sorulara Cevaplar II, (Ankara, Türkiye: Korkut Yayınları, 2024), 34.
-
Sadık Kemal Tural, Millî Benlik ve Kimlik, (İstanbul, Türkiye: TEDEV Yayınları, 2024), 16-17.
-
Sadık Kemal Tural, Sorulara Cevaplar II, (Ankara, Türkiye: Korkut Yayınları, 2024), 58-59.
-
Sadık Kemal Tural, Millî Benlik ve Kimlik, (İstanbul, Türkiye: TEDEV Yayınları, 2024), 92.
-
Sadık Kemal Tural, Bilgelerin Yolunda, (Ankara, Türkiye: Ankara Kültür Sanat Yayınları, 2018), 139.
-
Sadık Kemal Tural, Sorulara Cevaplar II, (Ankara, Türkiye: Korkut Yayınları, 2024), 58.
-
Sadık Kemal Tural, Millî Benlik ve Kimlik, (İstanbul, Türkiye: TEDEV Yayınları, 2024), 22-23.
-
Sadık Kemal Tural, Sorulara Cevaplar II, (Ankara, Türkiye: Korkut Yayınları, 2024), 41, 58.
-
Sadık Tural, “Kavramlar ve Terimler Ortak Düşünüşün Ürünü ve Anahtarlarıdır”, Türk Dünyası Edebiyat Kavramları ve Terimleri Ansiklopedik Sözlüğü, C: I, (Ankara, Türkiye: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, 2001).
-
Sadık Kemal Tural, Sorulara Cevaplar I, (Ankara, Türkiye: Akçağ Yayınları, 2014), 161.
-
Betül Batır, “‘Yüzyıla Damgasını Vuran Önder: Atatürk’ Kitabında Dünya Liderini Anlamak, Anlayabilmek”, Belgi Dergisi 26 (Yaz 2023), 284.
-
Sadık Kemal Tural, Tarihten Destana Akan Duyarlılık, (Ankara, Türkiye: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, 2025), 89-90.
-
Sadık Kemal Tural, Zamânın Elinden Tutmak, (İstanbul, Türkiye: Ötüken Neşriyat, 1982), 221.
-
Sadık Kemal Tural, Şahsiyetler ve Eserler, (Ankara, Türkiye: Korkut Yayınları, 2026), 295.
-
Sadık Kemal Tural, Tarihten Destana Akan Duyarlılık, (Ankara, Türkiye: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, 2025), 33.
-
Sadık Kemal Tural, Millî Benlik ve Kimlik, (İstanbul, Türkiye: TEDEV Yayınları, 2024), 79.
-
Sadık Kemal Tural, Sorulara Cevaplar I, (Ankara, Türkiye: Akçağ Yayınları, 2014), 109.
-
Sadık Kemal Tural, Sorulara Cevaplar II, (Ankara, Türkiye: Korkut Yayınları, 2024), 20.
-
Sadık Kemal Tural, Millî Benlik ve Kimlik, (İstanbul, Türkiye: TEDEV Yayınları, 2024), 7-8.
-
Zeki Velidi Togan, Tarihte Usul, (İstanbul, Türkiye: Enderun Yayınları, 1985); Ahmet Şimşek (ed.), Tarih Nasıl Yazılır? Tarih İçin Çağdaş Bir Metodoloji, 3. bs., (Ankara, Türkiye: Türk Tarih Kurumu, 2021).
-
Bahaeddin Ögel, Türklerde Devlet Anlayışı, (Ankara, Türkiye: Başbakanlık Basımevi, 1982).
-
Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, (İstanbul, Türkiye: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, 1988).
-
Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, (Eskişehir, Türkiye: Anadolu Üniversitesi Yayınları, 2019).
-
Anthony D. Smith, Millî Kimlik, çev. Bahadır Sina Şener, (İstanbul, Türkiye: İletişim Yayınları, 1994); Ernest Gellner, Uluslar ve Ulusçuluk, (İstanbul, Türkiye: İnsan Yayınları, 1992); Benedict Anderson, Hayali Cemaatler: Milliyetçiliğin Kökenleri ve Yayılması, çev. İskender Savaşır, (İstanbul, Türkiye: Metis Yayınları, 1993).
-
Sadık Kemal Tural, Sorulara Cevaplar I, (Ankara, Türkiye: Akçağ Yayınları, 2014), 40-41.