"Benim için ne gül ne ağla, beni anla" sözü, 17. yüzyılın en büyük rasyonalist filozoflarından biri olan Baruch Spinoza'ya aittir.
Bu söz; insanlara ve olaylara duygusal tepkileri bir kenara bırakıp akılcı ve objektif bir şekilde yaklaşmayı savunur. Bir durumla karşılaştığımızda aşırı sevinmek (gülmek) ya da derin bir üzüntüye boğulmak (ağlamak) o olayı değiştirmez ve sorunu çözmez. Spinoza’ya göre duygular, insanı körleştirerek gerçeği görmesini engeller.
‘RUHUNU YORAN ŞEYLERDEN KURTUL’ KİTABI VE SPINOZA’NIN FELSEFESİ:
“Ruhunu Yoran Şeylerden Kurtul” adlı kitabımız, Spinoza’nın bu felsefesiyle tam bir paralellik gösterir. Biz bu eserimizde, "Bilgelik Bilinci" kavramını işleyerek kişinin zihinsel bir olgunluğa erişmesine ve ruhsal yüklerinden kurtulmasına yardımcı olmayı amaçlıyoruz.
Spinoza'nın "Ne gül, ne ağla, sadece anla" ilkesi, kitabımızdaki şu temel felsefi yaklaşımlarla birebir ilişkilidir:
1. GENİŞ BİR PERSPEKTİF KAZANMAK:
Bize göre bilincini yükseltmeyen insan, hayatı dar bir pencereden izler ve sürekli acı çeker. "Bilgelik Bilinci"ne ulaşan insan ise olaylara ve insanlara daha geniş bir açıdan bakmayı öğrenir.
2. EVRENSEL NEDEN-SONUÇ İLİŞKİSİ:
Spinoza’nın "Sadece anla" çağrısı, bu geniş perspektifin ta kendisidir. Olayları dar ve kişisel algılamak yerine evrensel neden-sonuç bağlamında "anlamak", bahsettiğimiz o yüksek bilince açılan kapıdır.
3. YIKICI DUYGU KALIPLARINI YÖNETMEK:
Kitabımızda; kronik öfkenin, bitmek bilmeyen kaygıların ve sinsi insan ilişkilerinin ruhu nasıl tükettiğini anlatıyoruz. Çözüm olarak bu yıkıcı duygu kalıplarını fark edip yönetmeyi öneriyoruz. Spinoza, "Ne ağla ne de nefret et/öfkelen" diyerek tam olarak bu ruhu yoran duygusal tepkiselliği sınırlar. Spinoza’ya katılarak diyoruz ki: Öfke ve endişe insanı köleleştirir; kurtuluş ise durumu mantıkla analiz etmekten ve yüreğin sesini dinlemekten geçer.
4. İÇSEL FARKINDALIK VE KABUL:
Kitabımızda, geçmişin yüklerini taşımayı bırakmayı ve iç dünyamızda bir farkındalık geliştirmeyi tavsiye ediyoruz. Ruhun hafiflemesi, dış dünyayı körü körüne değiştirmeye çalışmaktan vazgeçip bilinci dönüştürmekle başlar. Spinoza da doğanın kurallarına karşı çıkıp ağlamanın anlamsız olduğunu söyler. Gerçek bir farkındalık, olanı kabul edip onun mantığını kavramaktır. Bu kavrayış gerçekleştiğinde ruh otomatik olarak sakinleşir.
ARAMIZDAKİ FARK:
Spinoza, yüzyıllar önce insanın özgürleşmesi için duygusal fırtınaları dindirip akla sığınması gerektiğini söylemiştir. Biz ise günümüz dünyasında psikoloji ve manevi farkındalığı harmanlayarak, bu felsefenin pratikte nasıl uygulanacağını ve zihni yoran kalıplardan kurtularak nasıl bir "bilgelik bilincine" ulaşılabileceğini gösteriyoruz.
SONUÇ OLARAK:
Her iki yaklaşım da şu ortak noktada birleşir: Ruhunuzu yoran şey olayların kendisi değil, sizin o olaylara verdiğiniz duygusal tepkiler ve yaptığınız aşırı analizlerdir.