Tebriz seyahatimiz devam ediyor: Şah Gölü'ndeki Köroğlu tiyatrosundan Demir Çağı müzesine, Şairler Mezarlığı'ndan Kapalı Çarşı'ya kültürel notlar.
2 Eylül - 6 Eylül 2026 tarihleri arasında İran'ın en güzel şehirlerinden birisi olan Tebriz'e tur olmadan ferdi olarak kültür ve tanıma seyahatinde bulunduk. İran-ABD savaşı dolayısıyla, birkaç aydan beri THY İran uçak seferleri yapmadığı için, İran Air Tour havayollarına ait uçağımız 45 dakika rötarla kalkarak 2 buçuk saat süren bir yolculuktan sonra Tebriz havalimanına indi. Uçak personeli güler yüzlü ve verilen yemekler de bizim ağız tadımıza uygun ve güzeldi.
Otelimize yerleşip kısa bir dinlenmeden sonra, rehberimiz Hamid Abbaszade refakatinde dinlenme mesire yeri olan El (Şah) gölüne gidildi. Şah Gölü, Akkoyunlu hükümdarlarından Uzun Hasan'ın eşi Nesibe Hatun için inşa edilip düzenlenmiş ve sonradan Şah gölü olarak isimlendirilmiş. Bilhassa yaz aylarında güzel bir dinlenme ve eğlenme yeri olarak, Tebriz halkının sevdiği bir mekan olmuş. Aynı gece rehberimizin teklifi üzerine, sanatçı - yönetmen Yakup Bey'in yönettiği "Köroğlu Destanı" adlı tiyatro eserini açık hava amfi tiyatroda geç saatlere kadar ilgiyle izledik. Çocuk balalar, yetişkin erkek, bayan çok kalabalık bir kadronun sahne aldığı oyunda; en ilginç husus, hem Köroğlu'nun, hem de mesajlar veren genç kızın bizzat canlı atlara binerek konuşmalar yapmalarıydı. Yaklaşık 3 saat boyunca 2 atı sahnede tutmak hem maharet, hem de iyi bir eğitim aldıklarının işareti saymak gerekir. Oyun bitince yönetmen Yakup Bey’in şahsında oyuncuları tebrik ettik. Köroğlu'nun Türkiye ve Azerbaycan'daki yazım ve anlatım şekilleri ile ilgili kısa bir değerlendirme yaparak basın mensuplarına verdiğimiz demecin, Azerbaycan ve Tebriz yerli basınında paylaşım yapıldığını öğrenince mutlu olduk.
Gezimizin 2. gününde İran Demir Çağı müzesini, Gök Camii (Blue Mosque) olarak bilinen Şah Cihan tarafından inşa ettirilen ve şu anda müze olarak ziyarete açık tarihi binayı ziyaret ederek detaylı bilgi edindik. Video kayıtları da yaparak sesli ve görüntülü şekilde bilgi depoladık. İlgi duyan kıymetli okuyuculara, arzu ederlerse şahsî cep telefonlarına WhatsApp üzerinden gönderebiliriz. Resmi kayıtlar da İmareti Muzafferiyet olarak bilinen tarihi bina depremlerde hasar görmüş, sonradan Şah Rıza Pehlevi zamanında restore edilmiş.
Tebriz, uzun yıllardan beri Türk'ün damgasını vurduğu bir tarih, kültür ve sanat başkenti olarak; yüzlerce edib, şair, yazar ve sanatçı yetiştirmiş önemli bir yerleşim merkezi olarak günümüze kadar canlılığını halen devam ettirmiştir bir şehirdir. Verilen bilgilere göre 400'den fazla şair, yazar ve aydınların bizzat yattığı "Şairler Mezarlığı" denilen, bir de abidesinin bulunduğu mekan hayli dikkat çekicidir. Kayıtlara göre Katran-ı Tebrizi, Ali Tebrizli, Şemsi Tebrizi, Esed-i Tusi, Saib-i Tebrizi, Evhad-i Meragai, Şeyh Mahmud en fazla bilinen şair-yazarlar olsa da; asıl adı Seyyid Muhammed Hüseyin Behcet-i Tebrizi olan, halk arasında "Şehriyar" lakaplı bilinen şair en ünlüsü olarak nam salmıştır. Anıtın alt kısmında, giriş katında kubbe altında düzenlenen geniş salonda; bazı sanatçıların resim ve hayat hikayeleriyle beraber Şehriyar’ın cam bölme altında kabri bulunmakta ve ziyaretçilere açıktır. Doğduğu köyü, çocukluğunu unutmayan Şehriyar, köyüne yakın “Heyder Baba" dağının adına izafeten "Heyder Baba'ya Selam" adlı uzun şiiri hâlâ dilden dile dolaşmakta ve kendi sesinden de müze salonunda okunmaktadır. Biz de kabrini ziyaret edip büyük edebiyatçıların ruhlarına Fatiha okuduktan sonra Heyder Baba şiirinden birkaç kıta okuyarak kendisini yad ettik.
Öğleden sonra da Kaçar Hanedanlığı zamanında yapılan ve halen müze olarak kullanılan "Amir Nizam Evi"ni ziyaret ederek bilgiler aldık. Günün akşamında edebiyat hocası Hüseyin Mehreng ile Gramafon Müzesi denilen Rahmanzade Hamid Bey'in müze evinde buluştuk. Kendisi Fars ve Azeri Türk edebiyatından iki eser okuyunca, biz de Mescid-i Aksa, Ömür ve Hayat adlı şiirlerimizle mukabele ederek edebiyat sohbetinde bulunduk.
20 seneyi aşkın devletinden hiçbir maddi destek ve yardım almadan Rahmanzade Bey ve ailesi evlerinin iki katını özel müze olarak tahsis ve teşrif etmişler. Yurt içinden ve yurt dışından 50 binden fazla eşyayı, objeyi düzenli bir şekilde tasnif ederek yerleştirmiş. Bu fedakârlık ve gayreti ile insanlık kültürüne büyük bir hizmette bulunmuş. Kendisini ve ailesini yürekten kutluyoruz.
3. günün sabahında Tebriz’in meşhur kapalı çarşısını görmek için gittik. Esnaf ve işyerleri genellikle saat 10'dan önce açılmıyormuş. Kapalı Çarşı, UNESCO'nun dünya kültür mirasına dahil, İran'ın ve bölgenin en büyük ticaret merkezlerinden biridir. İçinde 13 adet kervansaray bulunmaktadır. Cuma Camii adı verilen, eskiden Cuma namazları kılınan Selçuklu eseri muhteşem mimarisiyle dimdik ayaktadır. Depremlerde mihrap kısmı zarar görmüş, sonradan restore edilerek yeniden hizmete açılmış. Tebriz'de Cuma namazları Müsella denilen tek bir merkezi camide eda edildiğinden, çarşıdaki Cuma camiinde sadece vakit namazlara müsaade ediliyormuş. Ünlü Tebriz halılarının sergilendiği ve satıldığı bölümleri ve bazı kısımlarını görmüş olduk. Rehberimiz Hamid Bey'in eski tanıdığı, edebiyat sever Pala Bıyık Ali'ye selam verip bizi tanıtınca, küçük esnaf Ali Şehriyar'dan kısa bir şiir okuyunca, biz de karşılık olarak "Ömür" adlı şiirimizi okuyarak ilk defa bir çarşıda şiir dinletisi yapmış olduk. Merak eden dostlara iletebilirim. (Devam edecek)...

