Siyasetten sokağa taşan öfke dili ve kadim nezaketimizin yitirilişi… Ekranlardan evlerimize sızan bu kutuplaşma kültürümüzü ve gençleri nasıl zehirliyor?
Son zamanlarda, Türkiye’de çok sık kullanılan iki kelimeden biri “yalan / yalancı”; diğeri ise, “şerefsiz”dir. Salonlardan, kürsülerden, meydanlardan sokaklara, otobüslere ve t(ı)ramvaylara kadar yayılan bu garip ve iğrenç ses, ne yazık ki, Türk Milleti adına vazife ifade ettiklerini söyleyen Meclis’ten bile, aynı çiğlik, kabalık, tiksindiricilik ve iğrençlikle haykırılmaktadır. Sık sık sözünü ettiğim yeni Türk sosyolojisi, asırlardan beri süzülüp gelen nezâketle dolu kadîm Türk kültürünün tahribatına yol açmaktadır.
Dinimizde ve kültürümüzde âile, çok önemli bir yere sahiptir ve mukaddestir. Bizde; ana-baba, kardeşler ile, dede ve nine, birinci derecede öneme sahiptir. Bu, elbette ki, bunlarla sınırlı değildir: hala, teyze, amca, dayı ve bunların çocukları da aynı derecede kıymetlidir. Bir hususu hasseten ifade etmeliyim ki, çağımız teknolojisiyle, “televizyon-cep telefonu ve bilgisayar” da, hânemizin/evimizin/âilemizin misâfiri değil; âdeta, bir ferdi, bir ortağı olmuştur.
Ankara’da, İstanbul’da veya Türkiye’nin veya dünyanın herhangi bir köşesinde, bilhassa, bir Devlet adamının, bir diğerine, “yalancı” veya “şerefsiz” demesi, hiç vakit kaybetmeden, bütün kulaklara girmekte, hatta iç’e nüfûz ederek gönülleri yaralamakta ve beyinleri, abluka alına almaktadır!.. Söylenenler, elbette ki, bu iki kelimeyle sınırlı değildir!.. Daha neler neler var!... İnsan utanıyor…
Sen, sen ve sen… Devlet yönetiyor ve insanlığa merhamet, huzur, güven ve ferahlık getirmek istiyorsun, öyle mi? Şâyet; senin veya herhangi bir ülkenin çocuğu ve genci, seni duymuş, hâl ve tavırlarındaki tafrayı, kini ve kibri gözlemiş iseler, vah o çocukların ve gençlerin hâline!..
İnsan; Ziyâ Paşa’nın:
“Onlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât
Bin türlü teseyyüb bulunur hânelerinde”
Beytine sığınmadan edemiyor.
Hem birlik beraberlik, hoşgörü, iyilik, güzellik, sevgi, güzel ahlâk, adâlet, merhamet.. diyeceksiniz, hem de, “en şerefli” ve “en güzel biçimde yaratılan” insana, başkalarının huzurunda, onu horlayarak, aşağılayarak, ona, “yalancı” ve “şerefsiz” diyeceksiniz!.. Hem Yüce ve Mukaddes kitâbımız Kur’ân-ı kerimden, hadîs-i şeriflerden, velîlerden söz edeceksiniz, hem de uluorta, birilerini “yalancı” ve “şerefsiz” sıfatlarıyla yaftalayacaksınız!..
Böyle zatlara, Yûnus Emre’den bir beyit sunmak isterim:
“Tehî görme kimseyi hiç kimsene boş değül
Eksükliğile nazar erenlere hoş değül”