Sanatın sustuğu yerde kabalık konuşur. Ruhumuzu besleyen değerleri kaybettikçe toplum da inceliğini, zarafetini ve huzurunu kaybeder.

"NOKSANIMIZI BİLELİM !".

" Mehmed Şevket Bey, Osmanlı' yı çok severdi. Ama bu hâl, kuru kuruya hamasi bir sevgiden ibaret değildi. Günlük hayatında bile, Osmanlı gibi yaşamayı isterdi. Sanata, edebiyata, mimariye, musikiye, medeniyete değer veren Osmanlı 'ya büyük bir hayranlık besliyordu.
Bunu yazılarında ve sohbetlerinde sık sık hatırlatır ve ecdadımız gibi yaşamamız gerektiğini söylerdi. Osmanlı'da sanat ve estetik anlayışı hakkında yaptığı bir konuşmada *yapıcı tenkid* lerin öneminden bahsetmiş ve şöyle demişti: “Yapıcı tenkidleri kale almamak kemalsizlik alametidir. Şu anda içinde bulunduğumuz en büyük problem de bundan kaynaklanmaktadır. Kişi noksanını bilmek kadar irfan olmaz.". A.g.e.sh.68.


YORUM :
Maddiyatın hayatın her yönüne hakim olduğu günümüzde, gerçek sanata, edebiyata, mimariye ve musikiye verdiğimiz değer (istisnalar dışında) tartışma götürür. Hatta bazı cahil denebilecek çapta insanlarımızın" sanat, edebiyat karın doyurmaz" diye kestirip attıklarını duyunca; edebiyattan ve sanattan nasipsizlere ne diyeceğimizi bilemiyoruz. Evet edebiyat, sanat ve musiki her zaman ve her yerde karın doyurmaz, fakat RUHLARI doyurur ve besler deriz.
Bugün sokaklarımız da en ufak sebep (fındık kabuğunu doldurmayan) ve bahanelerle, kavga ve döğüş çıkaran yüzlerce insanımız varsa! her Allah'ın günü tv.ekranlarında ibretle ve dehşetle seyrediyorsak, sanatın, edebiyatın incelik ve zarafetinden uzak olmamızın acı bir sosyal faturası olduğunu söylemek mümkündür herhalde.
Karşılıklı saygı, sevgi ve güven ortamını kaybeden bir toplumdan ne bekleyebiliriz? Kısacası dostlar, bu konularda fert ve toplum olarak noksanlarımızı bilmeli ve kabul etmeli ona göre inancımıza, örf ve geleneklerimize, kısacası atalardan miras güzel törelerimize uygun davranışlarınıza dönerek, bir NEFİS MUHASEBESİ yapmamız gerektiğine inanıyoruz.
Vesselam…