Atilla ÇİLİNGİR

Yazar

Sen de Hakkını Helal Et Şehidim

‘’Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir. Her zaferin en büyük payı senindir.’’(Gazi Mustafa Kemal Atatürk)

Tarih sayfalarına adını şanla, zaferle yazdıran Mehmetçik, milletinin yüksek menfaatleri adına bu defa Suriye sınırımızın ötesinde yine kahramanlık destanları yazmaktadır.

Kar, yağmur, çamur demeden devletimizin dirliğine, milletimizin birlik ve beraberliğine kast eden Suriye ordusunu, hain terör örgütü mensuplarını yok etmenin peşindedir.

Mehmetçik:

O, milletimizin sinesinden çıkan, dünyada hiçbir millete nasip olmayan bir yiğitlik abidesidir.

Mehmetçik:

O, savaşın kartalı, barışın elçisidir.

Mehmetçik:

O, bu gazi topraklara yönelik her türlü tehdidi bertaraf edecek güce, imana sahiptir. Onlar, eli öpülesi analarımızın kınalı kuzuları, ’gerektiğinde vatan için hayatını feda eyleyeceksin’ öğütleriyle büyüyen, asker ocağına koşa koşa gelen koç yiğitlerimizdir.

Mehmetçik:

O bu yüce milletin ta kendisidir.

Günü gelir doğal afetlerde halkımızın yardımına ilk koşan odur, günü gelir kimsesizlerin kimsesi olur. Vatan görevi onun kutsalıdır; dağ, bayır, kar, buz demeden, uzak yakın bellemeden yâd ellere el uzatır, düşkünlere umut olur.

Atalarından emanettir; düşmanı da olsa aman dileyene el kaldırmaz. Savaş meydanlarının korkusuz eridir. Komutanından almış olduğu emri, her ne pahasına olursa olsun yerine getirir. Gerektiğinde vatanı için seve, seve şahadet şerbetini içer ama görevi yarı yolda bırakmaz. Nereden mi biliyorum? 46 yıl önce Kıbrıs savaşlarında Mehmetçiğe emir ve komuta ettim de ondan.

Savaş meydanlarında Mehmetçik ve Komutanı anlatan göz yaşartıcı nice öyküler yaşanmıştır. İşte tarihe iz bırakan birkaçı:

Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, Kocatepe'de Mehmetçik'le omuz omuzadır. Tıpkı Mehmetçik gibi, kaputunu üstüne çekerek, öylece sabahlamıştır. İstiklal savaşımızın Garp Cephesi Kurmay Başkanı Asım Gündüz bakınız o günleri nasıl anlatıyor:

‘’O gün Duatepe'de düşmanın iniltisini sevinç gözyaşları ile kutluyorduk. Mürettep Kolordumuzun Kurmay Başkanı Hayrullah Bey, bir akşam yemeği hazırlamıştı. Ancak, ortada bir cılız tavuk ile dört beş dilim siyah ekmekten başka bir şey yoktu.

Dünden beri ağzımıza en ufak bir lokma girmemişti. Gazi Paşa, İsmet Paşa, Ben, Kazım Bey, sofraya bağdaş kurduk. Hayrullah (Fişek) Bey, Tevfik (Bıyıklıoğlu) Bey, Salih (Bozok) Bey biraz uzaktaydılar.  Gazi Mustafa Kemal Paşa, Kolordu Komutanı Kazım Bey'e dönerek:

‘’ Erlere yiyecek ne verebildiniz? Diye sordu;

Kazım (Özalp) Bey şaşırmıştı, durakladı, o da Kurmay Başkanı'na dönerek:

‘’Hayrullah Bey, erlere ne verebildik? Diyebildi;

‘’Efendim, dün sabah tedarik ettiğimiz buğdayı, kavurmaları için birliklere dağıtmıştık…’’

Bunun üzerine; Mustafa Kemal Paşa, biraz durakladıktan sonra ayağa kalktı ve tavuğa el sürmeden çadırına doğru yürüdü… Biz de onu takip ettik. Ne tavuk, ne de bir dilim ekmeğe el sürebilmiştik. O akşam hepimiz yine aç yattık.’’

Atatürk’ün manevi kızı, Türk pilotu Sabiha Gökçen anlatıyor:

‘’Askeri birlikleri teftişlerimiz sırasında yemeğe oturduğumuzda Atatürk bazen 5-10 dakika yemeğe başlamaz, yaveri gelip kulağına bir şey söyledikten sonra “Afiyet olsun” der, yemeğe başlardık. Bir gün bunun nedenini Atatürk’e sorunca bana:

“Sen karışma yemeğine devam et” dedi. Ben iyice merak ettim.  Gittim yaverine, “Sen Paşa’nın kulağına ne diyorsun da biz yemeğe başlıyoruz?” diye sordum.

Yaver o anda bana gözlerimi yaşartan şu cevabı verdi:

“Birlikteki tüm Mehmetçik yemeğini yedi, şu anda bitirdi. Artık yemeğe başlayabiliriz Paşam!”

Sadece yaşanmış bu iki olay dahi; Mehmetçik ile Komutanın savaş meydanında nasıl bir birlikteliğe, nasıl bir bağlılığa sahip olduğunu; Komutanların Mehmetçiğe verdiği değeri, Mehmetçiğin de savaş meydanlarında komutanlarına olan sadakatini ama her ikisinin de Yüce Türk Milletine olan büyük sevdasını anlatır.

Dünya milletleri arasında; ne Mehmetçiğe, ne de onun Komutanına benzeyen bir başka asker yoktur. Olmamıştır, olmayacaktır da. Çünkü Büyük Türk Ulusunun ardında yaşanmış öylesine derin, öylesine muhteşem bir özgeçmiş vardır ki:

Bugün Ortadoğu’ya hükmetmek adına on bin kilometre öteden gelip de, emperyalist çıkarları için bölgeye çöreklenenler, ulusal güvenliğimizi tehdit eden terör örgütleriyle iş tutanlar şu tarihi gerçeği asla unutmamalı; Türk Milletinin vatan sevdasını sınamaya kalkmamalıdırlar.

Çünkü böyle bir gaflette bulunanlara, tarih sayfaları şu cevabı verir:

 ‘’Amerika kıtası daha keşfedilmemişken; Türk Milletinin Cihan Hükümdarları muzaffer ordularıyla, üç kıtaya hükmediyordu. Devlet-i Aliye’nin 624 yıl boyunca dünyaya hükmetmesini, yön vermesini, fütuhatlarını görmezden gelmek; hele ki, 50’li yılların ortasında Kore’de koskoca bir Amerikan Kolordusunu, katledilmekten, hezimetten kurtaran Mehmetçiğin zafer destanını, şanlı süngüsünü unutmak ne mümkün?’’

Tarih sayfaları Mehmetçiğin, Komutanının nice kahramanlıklarına tanıklık etmiş, yeri gelmiş savaş meydanındaki düşmanı dahi onlara selam durmuştur.

İşte yine bugünlerde vatan ve vazife uğruna hayatlarını feda eden Al Bayraklarımıza sarılmış dizi, dizi şehitlerimizi uğurluyoruz. Kimisi, yirmisinde, kimisi otuz beşinde. Her birisi de hayatlarının baharında henüz… Yüreğimiz yanıyor.

Şehidimizin önünde cami avlusunda on binler, her birinin yüreğinde aynı acı var; dudaklardan dökülüyor dualar. Az sonra namazgâhtan çıkan hocalar soracak cemaate ‘’Hakkınızı Helal Ediyor musunuz?’’

Hançereler yırtılırcasına haykıracak on binler; ‘’Helal Olsun’’ diye…

Ya bir de ardımızda kalan yıllara baktığımızda; ülkemizde yaşanan tüm teslimiyetler, dönüşümler, siyasi çalkantılar aklımıza geldiğinde:

O vatan için şehit düşerken, ‘’bedelli’’ diye ayrıcalık yapanları,

Dağlarımızdan ‘’Ne Mutlu Türküm’’ yazısını kaldırıp; ‘’Biji Apo’’ diye yazdıranları,

Bebek katiline ‘’Sayın’’ denildiği yılları,

‘’Birkaç Mehmet Şehit oldu diye meclisi toplayamayız’’ denildiğini,

‘’Yurdun bir bölgesinde her gün millete ve vatana hakaret edilip, devlete meydan okunurken’’, kimilerinin koltuklarını korumak adına sessiz sedasız bu ihaneti seyretmelerini,

Al bayrağımıza sarılı şehitlerimiz o bayrak için can verirken, cami avlusuna dahi can korkusundan koruma ordusuyla gelenleri düşündüğümüzde;

Bir de Şanlı Bayrağımıza sarılı o kahraman şehidimize sorabilseydik keşke:

‘’Sen de Hakkını Helal Ediyor musun?’’  Eğil hocam kulak ver tabuta, bir de onu dinle şehidim ne diyor diye.  Ama gün birlik ve beraberlik günüdür diyor, tüm acılarımızı yüreğimize gömüyoruz yine.

Ne mutlu bize ki; Türk Milleti olarak böylesine kahraman askerleri, kahraman komutanları olan şanlı ordulara sahibiz.

Tıpkı Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade etmiş olduğu gibi:

‘’Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir.’’ (1937)

Onlarla ne kadar iftihar etsek azdır.