Doç. Dr. Süleyman COŞKUNER

Kaliteli Yaşam Uzmanı

suleymancoskuner@hotmail.com

Biraz da Bebekliğimize Gidelim mi, Ne Dersiniz?

Rahmetli anacığım1959 Mayıs'ında beni dünyaya getirdiğinde, doğumla ilintili olarak yarı tıbbi, yarı manevi bir hastalığa yakalanmış. 

Anacığımın bu hastalığı yaklaşık 5 yıl sürmüş.

Bu süre içinde benimle hiç ilgilenememiş, diyar diyar gezerek şifa bulmaya çalışmış.

O yıllarda yeni evlenmiş olan halaoğlum merhum Demirci İrbelek oğlu Amat agam ve hanımı İğci kızı Rahime annem (manevi) beni sahiplenmişler. O sırada bizim evin bir odasına da taşınmışlar.

Ablam henüz 7 yaşında iken o da benim bakımıma yardımcı olmaya çalışmış. 

Bir gün kendisi anlattı: 

"Çaydanlığa su koydum, sen yatarken yukarıdan su  dökerek seni beslemeye çalıştım" dedi.

Ben de dedim ki: "Sen beni beslemeye değil, boğmaya çalışmışsın".

Ablam da dedi ki: 

"7 yaşındaki bir çocuğun o günkü şartlarda, bir bebeği beslemesi, ancak o kadar olur".

" Bari suya biraz toz şeker koysaydın gıdamı alırdım" dediğimde, tokat gibi bir cevap aldım.

" Şekeri kim yitirmiş de biz bulmuşuz?

Bir gün ablam  beni çiş yapsın diye korunaksız şanimizin en uçuna koymuş. Geri döner dönmez ben hoooop aşağıya. 7 metre çalılık ve taşlıkların arasına düşmüşüm. Rahmetli küçük halam bitişiğimizde oturuyor. Halı dokurken benim uçtuğumu görmüş, ama şemsiye uçtu zannetmiş. Ablam da, bu ara oyuna veya işe dalmış, benim uçtuğumdan haberi yok.

Halacığım bir müddet sonra derinden derinden bir inilti duymaya başlamış. Derhal halı tezgahından kalkıp bana doğru koşmuş. 

Bir de ne görsün, kakaların, çişlerin, taşların, çalıların arasında perişan bir vaziyette yatan beni görünce aklı başından gitmiş.

Hemen kendini toparlayıp, beni kucaklamış ve koşarak sağlık ocağına götürmüş. O sırada benim tuvalet müştemilatım halamın bir çok yeriyle, saçının zülüflerine de bulaşmış.

(Bu olayı ben delikanlı oluncaya kadar, defalarca bana anlatmış ve ben hep utanmışımdır).

İşin kötüsü, hastanede bile farkına varmamış, eve gelince farkına varmıştır.

Evimize getirdiğinde, babacığım çarşıdan gelmiş ve duruma vakıf olmuştur.

Beni yere yatırmışlar. Bende ses soluk yok, perişan bir vaziyet.

Halacığım babama demiş ki: 

" Amat, abam bu çocuk ölecek".

Babam da gayet sakin: 

"Ölürse ölür aba, ne yapalım, elimizden ne gelir?

İlerleyen zamanlarda evimizin çeşitli yerlerinden onlarca defa düşmüşüm. 

Kafamı bu gün sıfıra vurdursam, taşlı tarlalı harita gibidir.

Sonuçta, öldürmeyen Rabbimiz beni yanına almamış ve ben ilkokulu ekes takas bitirmişim. 

Bana kadar, iki ağabeyim 5 ten sonra okutulmamış, ablam da zır cahil kalmıştır.

Muhtemel ki, "ben de 5 ten sonra okutulmayacağım" diye düşünürken, babacığım zihnime kazılan şu sözünü söylemiş: 

"Bu çocuk öldüydü yine dirildi, bunda bir hikmet var, bunu ne pahasına olursa olsun okutacağım"  diyerek, beni orta mektebe yazdırdı.

Benden sonraki iki kardeşim de, benden daha zeki olmalarına rağmen, ailemizin imkansızlığı sebebiyle orta okula başlayamadılar.

İnşallah merhum babacığım ve ailemizi mahcup etmemişimdir.

Rabbime ne kadar şükretsem azdır. 

Ben okuduğum yıllarda benim taşımam gereken yükümüzü de taşıyan diğer kardeşlerimden de Rabbim razı olsun inşallah.

 

Selam, sevgi ve dualarımla.

Yüceler Yücesine emanet olalım.