Doç. Dr. Süleyman COŞKUNER

Kaliteli Yaşam Uzmanı

suleymancoskuner@hotmail.com

Bilge Dedenin Verdiği Pozitiflik Dersi

Bilge dedenin aynı yaşta, biri beyaz diğeri siyah renkli, iki tane köpeği varmış. Köpekler bir gün bahçede oynarlarken torunu yanına gelmiş, oyun oynayan köpekleri seyrediyormuş. Bir ara bilge dede torununa demiş ki: “Evlat ileride bunların hangisi daha iyi olur? Torun: “Ne bileyim dede” demiş. Bilge dede ibretlik sözünü söylemiş: “Ben hangisine iyi bakıp beslersem, o iyi olur evlat” demiş.
Esasında bilge dede olumlu ve olumsuz yaklaşımların ve eylemlerin geleceği hakkında çok önemli bir öğütte bulunmuştur. Siyah köpeği negatif içerikli yaklaşım ve eylemlere, beyaz köpeği de pozitif kapsamlı yaklaşım ve eylemlere benzetirsek, konu daha iyi anlaşılır sanırım.
Bilinçaltımızın çalışma sisteminde, sürekli tekrarlanarak beslenip büyütülen eylemlerin, hafızaya kaydedilme yöntemi geçerlidir. Ne yazık ki bilinçaltımız sadece neyin tekrarlandığına bakmakta, olumlu ile olumsuzu birbirinden ayırt edememektedir.
“Kahrolası hastalıktan bir türlü kurtulamıyorum” diyerek, güya eşe dosta durumunu arz ettiğini zanneden bir kimse, çok büyük bir tehlike ile karşı karşıya kalmaktadır. Bilinç altımız bu cümledeki üç adet olumsuz kelimeye kulak vererek; “benim patron kahrolası hastalıktan bir türlü kurtulmak istemiyor” sonucu çıkarmakta ve söz konusu olumsuzluğu beslemektedir.
Çoğumuzun öyle çok negatif alışkanlıkları var ki, en ufak bir olumsuzluğu (hastaneye yatma, baş ağrısı, hafif yaralanma, doktor kontrolü, sıradan bir patoloji, tartışma, atışma vb.) etrafa çığ gibi yayarak, ilgili derdi semizleştirip, besleyip, büyütmektedir.
Çok konuşulan, çok düşünülen, çok tekrarlanan her türlü eylem ve düşünce bilinçaltının dikkatindedir. Onun ilgilendiği tek nokta tekrarın sayısının büyüklüğüdür. Yeterince tekrarlanınca otomatik pilotuna, hafızasına kaydeder. Kayıttan sonra ilgili düşünce ve eylemin oynatılma hakkını bilinçten alır. Yeri ve zamanı gelince bilince hiç danışmadan, ondan bağımsız olarak “pat” diye ortaya koyuverir. Bilincin haberi bile olmaz.
Hasta, hastalık, hastane, başarısızlık, kavga, döğüş, tartışma, inatlaşma, iddialaşma, küfür, had bildirme, şüphecilik, su-i zan, gıybet, temelsiz korku, olumsuz düşünme, negatif beklenti vb. gibi bütün olumsuzlukların; bırakınız konuşulmasını, düşünülmesi bile çok tehlikeli bir eylemdir.
Negatif yaklaşımlar düşünüldükçe, konuşuldukça, hangi yol ve yöntemle olursa olsun çevreye yayıldıkça, beslenirler, semizleşirler ve hayatımıza girmek için can atarlar. Ondan sonra da “Aklıma gelen başıma geldi” veya “korktuğum başıma geldi” olur. Korkmasaydın, korkmadığın olay başına gelmeyecekti. Aklına iyi düşünce ve eylemler getirseydin onlar başına gelecekti.
Psikolojide çok önemli bir yer tutan “kendini doğrulayan kehanet” teorisi tamamen tezimizi doğrular niteliktedir.
Bizim dışımızda ve dahilimiz olmadan bile, başımıza olumsuz birtakım olayların gelebileceğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Böyle durumlarda bile “aksi şeytan”ı suçlamak, “ama – fakat – keşke”lerden züğürt tesellisi beklemek yerine, “İlim Mü’min’in yitiğidir” felsefesine yürek vererek; başarmanın zevkini düşünüp, zorluklardan ders almanın-sorun çözmenin mutluluğunu yaşamak ve bilgelik yolunun merdiven basamaklarını tırmanmaya çalışmak, en akıllıca yoldur.
Ne yazık ki, bazı insanların hep başı ağrır. Hep bir sağlık sıkıntısı vardır. Yoksa bile en kısa zamanda olacağına inanır. Sorunları adeta hacı yolu bekler gibi beklerler. Sorunlar da bu insanları üzmek istemezler ve bekledikleri olur. Eeee beslenen ve semizleştirilen düşünce, yaklaşım ve eylemler benim kapımı çalmayacak ya…
Neden bazı insanlar hep neşeli, mutlu, ümitli, sevecen, tebessümlü, pozitif olurlar? Onların hiç derdi yok mudur? Elbette vardır. Ama bu insanlar sorunlara çözümsel olarak yaklaşırlar ve çözerek bilgelik yolunda ilerleme kaydetmenin keyfini sürerler. Haa her sorun çözülür mü? Elbette hayır. Bazı sorunların çözümsüzlüğünü öğrenmek ve görmek de bir çözümdür. Bazılarının ise, buz dolabında gerektiği süre kadar dondurulması da bir çözümdür.
Neden bazı insanlar hep asık yüzlü, çatık kaşlı, öfkeli, kötü düşünceli, negatif olurlar? Bunların bütün işleri çok mu kötüdür? Hiç mi yiyecek ekmekleri, harcayacak maaşları yoktur? Bütün çevresindeki insanlar hep mi negatiftir? Elbette ki hayır. Fakir bir kimse hayata pozitif bakabildiği gibi, zengin bir kimse de maalesef negatif bakabilmektedir.
Bazı arkadaşlar ne yazık ki, dizinin ağrısını duyurmadık yer bırakmıyorlar. Evine giren hırsızı emniyetten önce sosyal medyada paylaşıyorlar. Kıskançlıklar, dedikodular, kin ve intikam duyguları, hesaplaşmalar, üstünlük taslamalar, sayfa temizlik eylemleri (temizlersen temizle… niye ilan ediyorsun, keçinin aklına karpuz kabuğu getiriyorsun) telefon konuşmalarında ve sosyal medya hesaplarında gırla gidiyor.
Söz konusu eylem ve düşünceler aynı zamanda bulaşıcıdır. “Zenciyle yatan esmer kalkar”, “arkadaşını söyle kim olduğunu söyleyeyim”, “üzüm üzüme baka baka kararır” atalar sözlerimizi hatırlatmam işe yarar mı bilmem.
Bilge dedemiz her iki köpeğini de, iyi beslesin ve büyütsün. Onlar hayvandır. Ancak bizler gelin hep beraber bütün güzellikleri, olumlu düşünce ve davranışları, arkadaşlık ve dostlukları, baharı, bağı, bahçeyi ve çiçekleri besleyip, büyütelim – semizleştirelim ki; MUTLU, HUZURLU, KEYİFLİ, SAĞLIKLI VE YÜKSEK KALİTELİ OLALIM.

Selam, sevgi ve dualarımla. Allah’a (cc) emanet olunuz.