Fahri YAĞLI

Eczacı - Öğretim Görevlisi

fahriyagli@gmail.com

Medeniyete Giden Yolda; Ahlak

Millî ahlak olmayan yerde, millet de medeniyet de olmaz der Ziya Paşa. Ahlak kavramı, insanı insan yapan en önemli değerdir. Ahlakı olmayan insanlardan oluşan bir grup ne topluluk olur ne de medeniyet olur. Medeniyet gelişimi ancak yüksek bilinçli fert ve toplumlarla olgunlaşıp nihai olarak ahlaki töreye dönüşür.

Bireysel ve toplumsal olarak iki şekilde incelenebilen ahlak kavramı, temelinde bir kişinin tutum ve davranışlarının tamamıdır diye tanımlayabiliriz. Kişilerin ortak tutum ve davranışları ise toplumsal ahlak normları olarak ortaya çıkar. Başka bir ifadeyle bireyin huy, tutum ve davranışlarının tamamına ahlak denir. İnsan davranış ve tutumlarının sonucuna göre iyi veya kötü ahlak sahibi olarak kabul edilebilir.

Ahlak ya da etik olmayan ahlak zaafı, her ne kadar iyi ve kötü şeklinde ikiye ayrılmaya çalışılsa da temelinde zaten olumlu bir davranışa işaret etmektedir. Yani toplumsal kurallara göre olumlu davranış sergileyen kişiler ahlaklı kişiler olarak gösterilmektedir. Kültürler arasında ortak olan evrensel ahlaki değerler mevcut olmasına rağmen, ahlakın milli bir karaktere sahip olduğu iddiası toplumların o ahlaki değere ulaşırken izlediği yolun farklılık göstermesi sebebiyle meydana gelmektedir.

Bireysel ahlak gelişimi ve uygulanması için erdemlilik değeri iyi bilinmelidir, bu erdem bilgi ile oluşur. Erdemli insan bilgili insandır. Bu bilginin içeriği güven içerir.  Bütün erdemler doğrudan bilgeliğe ya da bilgiye dayanırlar. Bilgi ve sağduyulu insanlar kötülük yapmaz; çünkü sorumluluğu olan şeyleri olmayanlardan ayırt eder, iradesini kendi sorumluluklarıyla sınırlar; böylece geri kalan şeyler karşısında mümkün olduğunca etkilenmeden tahammül eder.

Milli ahlak ise milletlerin kendi şuuruyla beslenmesi ile beraber, milli kültürün en önemli parçalarından biri olduğunu söyleyebiliriz. Ahlakın, milli bir kimlik taşıması evrensel ahlaki değerlerin reddi şeklinde anlaşılmamalıdır. Milli ahlak evrensel ahlaki değerlere ulaşma yolunda atılan ilk adımdır. Milli ahlakın temelinde ‘’yerlilik ve millîlik’’ kavramları bu manevi değerleri zenginleştirmektedir.

‘’Türk Milleti’’nin gerçek hayatında bu milli ve manevi ahlak zenginliğinin karşılığını bulmak hiç de kolay değildir. Yani, özellikle bir kısım bürokrat ve siyasetçiler ‘’millî ve manevî’’ değerlerimizle ilgili sitayişle söz etmelerine rağmen uygulama hiçte öyle parlak değildir. Millî şuurla beslenmiş bir milli ahlak bizi toplum olarak daha ahlâklı, dürüst, insan onuruna saygılı ve hatta daha hakkaniyetli davranışlara zorlamanın anahtarıdır. Oysa gerek yakın gerekse uzak toplumsal çevremizle ilgili her günkü gözlemlerimiz bize, tam tersine, toplumunun dramatik bir ahlâk zaafıyla karşı karşıya olduğu söyleniyor…

Ahlakın milli bir karaktere sahip olduğu düşüncesi çerçevesinde Türk ahlakının varlığını kanıtlama ve özelliklerini ortaya koyma amacı taşıyan eserler incelendiğinde, Batı tarafından dayatılan evrensel değerlerin Türk kültüründe halihazırda mevcut olduğu düşüncesi hakimdir.

Yapılması gereken, aile ile başlayan ahlak gelişimi, ilk ve orta eğitimle geliştirilmeli ve uygulamaya konmalıdır. Sözlerin değil davranışın model alındığı bir ahlak gelişiminde model olmakta bu toplumda oldukça zordur.

Türklerin İslamiyet’i kabul etmesi üstün olan ahlaki özelliklerine olumlu bir şekilde yansımıştır. Maddi ve manevi değerler arasında köprü kuran Türk-İslam kültürü ideal kültür olarak kabul edilmektedir. Evrensel ahlaki değerlere ulaşmanın yolu öncelikle kendi kültürünü tanımak ve ona hizmet etmekten geçmektedir.

Kohlberg Ahlak Gelişimi kuramı özünde davranışların sonucunu “doğru – yanlış” cevaplarıyla ilişkilendirilir, ahlak gelişimini bu cevaplara yapılan açıklamalarla ortaya çıkarmaktadır. Kohlberg’e göre ahlaki evreler düzenli bir sıra izlemektedir. Bir sonraki evreye ancak bir önceki evre sindirilince geçilebilir. Kohlberg Ahlak Kuramına göre ahlak gelişimi davranış üzerinden zenginleşir, sözler tek başına yetmez. “Toplumsal ahlak siyasetin ortalama ahlakıdır diyebiliriz” (F.Y.). Bu da oldukça düşündürücüdür, siyaseti ve kamusal alanı insan kaynağı olarak besleyen toplum olduğuna göre ahlak yozlaşması olan bir toplumun tüm kurum ve kuruluşları da yozlaşabilir.

Milli Ahlak bir toplulukta yaşayan fertlerin ve grupların hayatını düzene koyan yaygın, genel davranış kurallarıdır. Milli terbiye milli ahlakı oluşturmak ve kazandırmak için yapılan milli eğitim ve öğretim faaliyetleri demektir.  Kendimize özgü örf ve adetlerimiz, ahlak ve terbiye anlayışlarımız bizi diğer milletlerden ayıran özelliklerimizdir. Bu özelliklere uygun hareket etmek birlik ve beraberliğimizi korur. Her milletin kendisine mahsus örf ve adetleri, kendine göre milli özellikleri vardır. Hiçbir millet aynen diğer bir milletin taklitçisi olmamalıdır. Çünkü böyle bir millet ne taklit ettiği milletin aynısı olabilir ne de kendi milliyeti içinde kalabilir.

Atatürk'e göre milli ahlak, bir millet oluşturmanın ilk şartını teşkil etmektedir. Atatürk, bu konudaki görüşünü, "Mükemmel bir millette, milli ahlakın icapları, o milletin fertleri tarafından, hiç tereddüt etmeksizin vicdani ve hissi bir şevkle yapılır. En büyük milli heyecan işte budur." sözleriyle özetlemektedir. Atatürk milli ahlak anlayışını "mukaddes" bir değer olarak kabul etmiş ve bu inancını bir çok defa ifade etmiştir. 1930 yılında kendi el yazısıyla yazarak Prof. Dr. Afet İnan'a teslim ettiği notlar arasında "Ahlak mukaddestir; çünkü aynı kıymette eşi yoktur ve başka hiçbir çeşit değerle ölçülemez" şeklindeki sözleri yer almaktadır.