Doç. Dr. Süleyman COŞKUNER

Kaliteli Yaşam Uzmanı

suleymancoskuner@hotmail.com

Kaliteli Yaşamda “Süt” ün Esrarı

Süt, öncelikle tüm annelerin yavrularını beslemeleri için, sonra da insan hayatında çok önemli bir yeri olan, temel bir gıda maddesidir. İnsan olsun hayvan olsun tüm yavru doğuran memeliler, yavrularını kendi sütleriyle beslerler. Gebelik halinde hiç süt yok iken, yavru doğar doğmaz sütün memelere derhal inmesi, hikmetinden sual olunmayacak gerçeklerdendir.

Yaradanımız öyle güzel ayarlamıştır ki, insanların sütleri bebeklerine yetecek kadar iken, inek, koyun ve keçi gibi insan dostu varlıklarımızın sütleri, yavrularını doyurduktan sonra, insanlara da hizmet sunacak bolluktadır.

İyi cins bir ineğin buzağısı ilk başta 3-4 litre süt ile doyabilirken, inek günde 40-50 litre süt verebilmektedir. Yine ilginçtir, insanlar tarafından gıda olarak tüketilmeyen hayvanların sütleri de, ancak yavrularına yetecek kadardır. (Kediler, köpekler gibi).

Bebek besleyen annelerin sütleri ise, yine bebeklerine yetecek miktarda memelerine iner. Bebek gürbüz ise yetmeyebilir ama, fazla geldiği asla görülmemiştir. Bu dengelemeyi sağlayan Yüce Kudrete saygıyı bir an olsun eksik etmememiz gerekmektedir.

Sütün annelerin vücudunda oluşumu ise, çok ayrı bir mucizedir. Yenilen ve içilen gıdalar hangi türden olursa olsun, vücudun dolaşım sisteminde yerini alıp, görevini yapması için, ilahi bir emir kendiliğinden işlemektedir. Aynı veya benzer gıdalar her dönemde alınmasına rağmen, önceden olmayan süt, doğumdan sonra özel olarak memelere birikmektedir. 

Daha önce yenilen ve içilen gıdalar, idrara, gaitaya, tere, kana ve enerjiye dönüşürken, doğumdan hemen sonra, bunlara ilave bir de süt üretimi başlamaktadır ki, hikmeti karşısında selam durmak yetersiz kalır. İlk günlerdeki “ağız sütü” nün esrarı bir başkadır. Zira bebeği sayısız dış ve iç olumsuz faktörlerden koruyacak, her türlü özelliğe sahip bir sıvı olarak üretilmektedir. 

Bebeğin ilk günlerdeki zorlu savaşı başarıldıktan sonra, sütün şekli, kıvamı ve özelliği de normale dönmektedir. Eti ve sütü yenilebilir annelerin ilk ağız sütleri, bazı insanlar tarafından dört gözle beklenen mükemmel bir gıdadır.

Eğer, inek, keçi, koyun, manda ve deve sütleri yavrunun sütten kesilmesiyle son bulsaydı. İnsanoğlu süt ve süt ürünleri olan peynir, yoğurt, kaymak vb. ni rüyasında bile göremezdi. Yine hikmetinden sual olunamayan bir durum…

İnsanoğlunun sütü, yalnızca bebekleri için kullanılabilirken, eti, sütü, derisi, sakatatı, ayağı, paçasıyla insanlara hizmet etmek için yaratılmış sevgililerin sütü, bebekleri ile sınırlı olmamıştır. Zira bir inek, buzağısı sütten 4 ayda kesildikten sonra dahi, soğola adını verdiğimiz şekilde, bir daha doğuma kadar süt vermeye devam etmektedir. İneğin sütünün taze buzağı ve dana zamanındaki şeklinin değişik olması, sütün şekil ve kıvamının yediği gıdaların özelliğine göre değişebilmesi de ayrı bir hikmettir.

Aynı kan gibi sütün de sunisinin yapılabilmesi mümkün değildir. Yüce Yaradan’ımıza ne kadar şükretsek azdır. Vücudumuzun olgunlaşmasında, bağışıklığımızın ve ümmin sistemimizin güçlü ve kaliteli olmasının en büyük destekçisi süt ve süt ürünleri olan proteinlerdir. Özellikle de kemiklerimiz açısından. Bilhassa da bayanlarda…

Yoğurt ve peynirin dışında, birçok endüstriyel gıdanın üretiminde baş rolü oynayan ve sayısız katkılar sunan sütün önemi bir kat daha artmaktadır. Sütün elde edilmesi kadar, saklanması ve tüketilme zamanına kadar bozulmadan korunabilmesi de oldukça zordur. Profesyonel bir çoban olan rahmetli anacığımın bir sözü, hala kulaklarımda çınlamaktadır: “Ağarantı hile hurda götürmez”. Asla hile yapmayacaksın ve kirlendirmeyeceksin. Zira kendini temizleme yeteneği yoktur ve hemen harakiri yapar.

Antibiyotik yapılmış bir ineğin sütü bile, bir kazan sütün tamamını anında bozmaya yetebiliyor.

Kitap fuarında aklıma bir şey takılmıştı; sigara 10 TL kişi parasını hazırlayıp marketin en gizli yerinden, insanı öldürür yazan paketi hür iradesiyle satın alıyor, kendini hemen zehirlemeye ve harakiri yapmaya başlıyor. Biz yazarların 4-5 yılda ürettiğimiz 400 sayfa altın değerindeki, hem de hayatımızda olmazsa olmaz yeri olması gereken kitaba, maalesef 10 TL verenlerin sayısı oldukça az. Müthiş bir tenakuz.

Benzer bir çarpıklık sütte de var. Çok ilginçtir, sayısız yararı olan sütün fiyatı endüstriyel sudan çok daha ucuzdur. Bu durum süt üreticilerimizin en büyük handikapıdır. Su firmaları yaylaların en güzel sularının uygun bir yerine bir fabrika kuruyorlar, suları bir incelemeden geçiriyorlar, şişeleyip pazara sunuyorlar. Üstelik telafisi neredeyse imkânsız bir çevre kirliliğine de sebep oluyorlar. Vücudumuzun süte nazaran, her an kaliteli suya olan amansız talebini dikkate aldığımız zaman, suyun süte üstünlüğüne şaşırmamamız gerekiyor elbette.

Çocukluğum aklıma geldi. Hökez’de davarlarımızı ağıla kapatır sağardık. Sütleri koca bir kazanda pişirir, aynı kazana yoğurt üğütürdük. Rahmetli anacığım kaput bezinden yaptığı keselere yoğurtlarımızı doldururdu. Üçü bir elimde, diğer üçü diğer elimde ilçemize satmaya götürürdüm. Davar yoğurdu, hele bir de Çakır Karısının olunca çok rağbet görürdü. Kesesini 2,5 liraya satardım. Daha koca yer içine gelmeden yoğurtlarım biterdi. Akşam üzeri de boş keselerimi yıkanmış olarak toplardım. Hey gidi günler hey… Yine gözlerim nemlendi.

Selam, sevgi ve dualarımla. Allah’a (cc) emanet olunuz.