Nuri GÜRGÜR

Avukat

Türkiye Cumhuriyeti Yeni Bir Yüzyıla Girerken

Cumhuriyet en kısa tarifiyle siyasi gücün halk ve temsilcileri tarafından paylaşıldığı devlet yönetim tarzıdır. Osmanlı monarşisinden bu rejime geçilmesinin kapıları 23 Nisan 1920’de BMM’nin Ankara’da toplanmasıyla açılmıştı. Başkanlık divanının arkasında yazılı olan “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” ifadesi 1921 “Teşkilat-ı Esasiye” kanununda devletin temel esaslarından biri olarak benimsenmiştir: “Hakimiyet bilakaydü şart milletindir. İdare usulü, halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.” Böylece egemenliğin kaynağı  “dünyevileşiyor”,  saltanat rejimindeki gibi kişi yahut hanedana değil halka ait olduğu belirtiliyordu. Bu anayasa ile yasama ve yürütme gücü TBMM’de toplanıyor, "devleti yönetmek üzere Meclis hükümet sistemi“ kuruluyordu. Meclis başkanlığına seçilen Mustafa Kemal aynı zamanda başbakanlığın ihdas edileceği döneme kadar İcra Vekilleri Heyetinin yani hükümetin de başkanıydı.

Mustafa Kemal askeri alanda olduğu gibi siyasette de çok usta bir “taktisyen” idi. Birinci Meclis’te her siyasi ve fikri görüşten düşünce ve inançtan, etnik kökenden insanlar vardı, aralarında sert tartışmalar yaşanıyordu. Ama hepsinin ortak paydası ülkenin işgalden kurtarılması, bağımsızlığın kazanılmasıydı. Bu özelliklerinden dolayı milli geleceğimizin söz konusu olduğu her konuda birlikte hareket ettiler, düşmana karşı azimle direndiler. Bundan dolayı Birinci Meclis ve tüm üyeleri “gazilik" sıfatını kesinlikle hakketmişlerdir; burası milli varlığımızın savunulduğu “Gazi Meclis”tir.

Mustafa Kemal kendisine bağlı vekillerden “Müdafa-i Hukuk" adıyla bir grup kurmuştu. Birinci grup diye de anılan bu gruba karşı “ikinci grup"  olarak anılan muhalif sayısı da az değildi; bazen çoğunluğu sağlasalar da organize değillerdi, bir liderleri yoktu. Bu yüzden Mustafa Kemal karar almakta ve yönetmekte zorlanmadı.

Meclis işgale karşı vatanı savunma gerekçesiyle toplanmıştı; bu sebeple zaferin kazanılmasının ardından 1 Nisan 1923’te amaca ulaşılmış olduğu belirtilerek “ittifakla” seçimin yenilenmesi kararı alındı ve kendini feshetti. Vekillerin çoğu yeniden seçilebilmek maksadıyla bölgelerine dağıldılar. Gazi Paşa Ankara’da seçim sürecini yönetmekle görevli komisyonun başındaydı. Müdafaa-i Hukuk grubunun Halk Fırkası adıyla partiye dönüşeceğini açıkladı. İki dereceli seçim sistemin gerektirdiği bütün hazırlıkları titizlikle yaptı, kazanmalarını istediği adayları bizzat seçti. İki ismin dışında seçilenlerin tümü onun tercih ettiği isimlerdi.

Yenilenen Meclis Ağustos ayında toplandı. Gazi Paşa ittifakla Meclis Başkanlığına, Ali Fuat Paşa Başkan Vekilliği’ne seçildiler. Halk Fırkası Eylül ayında kuruldu. Mustafa Kemal’in başkanı olduğu bu örgütün çok disiplinli bir yapısı vardı. Ali Fethi Bey onun isteğiyle Başvekil oldu. Eylül ayının sonlarında Ali Fuat Paşa askerliği tercih ederek Meclis’ten ayrıldı; Dahiliye vekilliği de boşalmıştı. Önce Parti grubunda yapılan oylamada toplantıda bulunmamasına rağmen Rauf Bey Başkan vekilliğine, Sabit Bey Dahiliye vekilliğine seçildiler, Gazi’nin desteklediği adaylar seçilememişlerdi. Mustafa Kemal ikisini de istemiyordu. Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmeden bu konuyu çoktandır düşündüğü siyasi sistemi değiştirme vesilesi haline getirmeye karar verdi. Onun ne kadar başarılı taktik ustası olduğu bir aydan daha kısa zamanda bir kere daha görüldü.

Önce bir hükümet sorunu yaşandı. Bakanlık teklif edilenlerden hiçbiri kabul etmedi. 25 Ekim’de Ali Fethi Bey de Gazi’nin isteğiyle istifasını verdi. Matbuat ve kamuoyu bu bunalımdan nasıl çıkılacağını bilememenin şaşkınlığı içindeyken konu Halk Fırkası grup toplantısında da tartışılıyor ve çözüm bulunamıyordu.  Mustafa Kemal 28 Ekim akşamı İsmet Paşa’nın aralarında olduğu yedi ismi Çankaya’da yemeğe çağırdı, onlara çok net ve kesin bir mesaj verdi: “Efendiler yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz”. Misafirler dağılırken İsmet Paşa kaldı. Mustafa Kemal daha önce hazırladığı Anayasa’nın bazı maddelerinde değişiklik yapılarak cumhuriyetin ilan edilmesi konusunu onunla geç vakte kadar görüştü. Siyasi ortamın istediği çizgiye gelmesini başarmıştı. Artık eskiden beri düşündüğü rejim değişikliğine yönelik girişimleri başlatabilirdi.

Ertesi sabah Halk Fırkası’nın grup toplantısında mesele görüşülürken sadece Mustafa Kemal’in ne yapacaklarının talimatını verdiği az sayıda ismin durumdan haberi vardı, kimlerin ne konuşacağı da belirlenmişti. Vekillerden hiçbiri bakan olmak teklifini kabul etmiyor, siyasi kriz çözülemiyordu. Gazi Paşa bir yol göstermesi maksadıyla toplantıya davet edildi. Yaptığı kısa konuşmada bir çözüm teklifi hazırlayıp sunmak üzere toplantıya ara verilmesini istedi. Odasında İsmet Paşa ile birlikte gece hazırladıkları beş maddelik teklif önerge haline getirildi;  öğleden sonra başlayan grup toplantısına “acilen ve öncelikli” görüşülme talebiyle sunuldu. Teklife göre Türkiye’de cumhuriyet rejimi kuruluyor, Cumhurbaşkanı seçiliyordu. Yapılan konuşmalardan sonra teklif ittifakla kabul edildi. Akşam toplanan TBMM toplantısında Halk Fırkası’nın teklifi görüşüldü, Komisyonlardan da süratle geçirilen teklif Genel Kurul’da bulunan 158 vekil tarafından gece yarısına doğru ittifakla kabul edilerek Cumhuriyet rejimi kuruldu; Gazi Mustafa Kemal Paşa ittifakla Cumhurbaşkanı seçildi.

Esas Teşkilat Kanunu daha geniş şekilde düzenlenerek beş ay sonra 1924 Anayasası’na geçildi. 1876 tarihli Anayasa böylece gündemden çıkarıldı. Mustafa Kemal, Cumhuriyetin ilanının yeni bir devlet kurulması anlamına gelmediğini, sadece mevcut duruma ad konulduğunu ısrarla belirtmiştir ve tespiti doğrudur. Tarihçi M. Goloğlu rejim değişikliğini üçüncü meşrûtiyet, bu yapıyı “Tek partili cumhuriyet“ diye tanımlar. 24 Anayasası Gazi Paşa’nın da eskiden beri savunduğu düzenleme ile buna göre yapıldı. 61 Anayasası ile evrensel demokratik esaslarla örtüşen “kuvvetler ayrılığı”na geçildiyse de 2017’de ihdas edilen bugünkü sistem “kuvvetler birliği”ni aşan özellikler taşıyor. Yürütmenin hatta bir kısım yasama yetkilerinin tek başına cumhurbaşkanına bırakıldığı bu günkü sistem, Türkiye’nin demokrasi yolundaki 100 yıllık macerasıyla, yaşadığı acı tatlı deneyimleriyle, demokratik birikimleriyle maalesef örtüşmüyor.