Oğuz ÇETİNOĞLU

Ekonomist, Araştırmacı-Yazar

ocetinoglu1@gmail.com

Kurban Bayramı…

Bir Kurban Bayramı’nı daha idrak ediyoruz. Şükürler olsun!

Daha nice bayramlara;  sevdiklerimiz ve sevenlerimizle, sağlık ve mutluluk içerisinde ulaşmayı  Cenab-ı Allah hepimize nasip eder inşallah.

Bayramlar, aynı millî ve mânevî değerleri paylaşan insanlar arasında; dostluk-kardeşlik duygularını geliştiren, akrabalık bağlarını güçlendiren, insanlarda küçüklere sevgi, büyüklere saygı ile yakınlaşma alışkanlıklarını kazandıran günlerdir.

Özellikle kurban bayramı, fakirlere yardım etme, ihtiyaç sâhiplerini sevindirme, komşular arasındaki ilişkileri geliştirme açısından ayrı bir önem taşır.

Kurban bayramının bir başka önemli özelliği de, inanan insanlara, Allah zül Celal Hazretleri’ne kayıtsız şartsız teslim olmanın huzurunu yaşatmasıdır. Hakk’ın verdiklerinin çok az bir bölümünü Hakk yolunda harcamış olmak, insanda güven duygusu oluşturur.

Kurban, fedakârlığın göstergesi, paylaşmanın-dayanışmanın aracıdır.

Kurban kesmek vâciptir.

Sözlükler, ‘vâcip’ kelimesinin anlamını; ‘Lâzım, gerekli, lüzumlu’ olarak veriyorlar. Bir fıkıh kavramı olarak, yapılması kesin olarak istenilen fiildir. Talebin kesin ve bağlayıcı oluşu, talep emrinin kendisinden anlaşılabileceği gibi, bir fiilin terk edilmesi hâlinde ağır ceza ile karşılık verileceğinin bildirilmesinden de anlaşılır.

Bir başka görüşe göre; kurban, Kur’an-ı Kerim’de Müslümanlara emredildiğine göre farzdır.

Farz, Allah ve Resulü tarafından, yapılması kesin bir ifâde ile emredilen fiillerdir.

İslam âlimlerinin çoğunluğuna göre, ‘farz’ ile ‘vâcip’ aynı anlamda kullanılmaktadır. İmam-ı Âzam Ebû Hanife’ye göre, farz ile vâcip arasında çok küçük bir fark vardır:  ‘Farzı inkâr eden kâfir kabul edilirken, vâcibi inkâr eden kâfir olmaz, günaha girmiş olur.’

İmam Muhammed’den nakledilen bir görüşe göre kurban, terk edilmesine izin verilmeyen bir sünnettir.  

Kurban, Müslümanların zengin olanlarına emredilen bir ibâdettir. Yolcu olmayan, büluğ çağına ermiş,  akıl sâhibi ve hür olan her Müslüman, ihtiyacından fazla malı veya parası varsa, o kişi ‘zengin’ sayılır ve Kurban Bayramlarında kurban kesmelidir.

‘Zengin’ olmanın ölçüsü ilmihal kitaplarında belirtilmiştir: Temel ihtiyaçlarından ve borcundan başka 20 miskal yani 80,18 gram altın veya bunun değerinde para ve eşyaya sâhip olan kişiler ‘dinen zengin’dirler.

Kurban kesmek, hicretin ikinci senesinde meşrû kılınmış; meşrûiyeti Kitap, sünnet ve icma ile sâbit olmuştur. Meşrûiyetin Kitap’taki delili, Kevser sûresinin 2. Âyetinde, Yüce Allah’ın; ‘Rabbin için namaz kıl ve kurban kes’  emridir. Hacc Sûresinin 37. âyetinde; meâlen şöyle buyurulmaktadır:  ‘Elbette kurbanlıkların  etleri ve kanları Allah’a ulaşacak değildir. O’na, sizin takvânız  ulaşacaktır.

Dînî bir kavram olarak takvâ; îman edip emir ve yasaklara uyarak, Allah’a karşı gelmekten sakınmak, dünya ve âhirette insana zarar verecek, ilahî  azaba  sebep olabilecek sözlerden ve davranışlardan, har türlü günahlardan sakınmak anlamındadır.

Nebiler Sultânı Hazret-i Muhammed, kurban hakkında şöyle buyurmuştur: ‘Ey insanlar! Her sene her ev halkına kurban kesmek vâciptir.’ İki cihan serveri Efendimiz, kendisi için kurban kestikleri gibi, ümmeti için de kurban keserdi.

Kurban kesmekteki gaye, Allah (cc)’ın  rızâsına nâil olmaktır. Bu önemli gayeye erişebilmek için bâzı şartların yerine getirilmesi gerekmektedir.

Her ibâdetin icra edilişinde olduğu gibi, kurban keserken de dikkatli olmak gerekir. Kurbana eziyet etmemek, çevre temizliğini bozmamak… kurban kesen kardeşlerimizin, zaman zaman ihmal ettikleri hareketlerdir. Halbuki  her şehirde, özellikle İstanbul’da özel kurban kesme yerleri, bu işi büyük bir ehliyetle yapabilen elemanlar bulunmaktadır. Bu imkânlardan yararlanmayanlar, istenmeyen durumlarla karşılaşmakta, oluşmasına sebebiyet verdikleri görüntülerle; yazılı, sesli ve sesli- görüntülü basının,  kurban aleyhinde düşüncelere sâhip olanlarına kozlar vermektedirler.

Ramazan ve Kurban bayramlarını ‘bayram’ olarak değil de tâtil olarak kabul edenlere de bir çift sözümüz olmalı: Hiç değilse bayramın tâtil özelliğinden; aile büyüklerinin, akrabaların ve yakın dostların bayramını tebrik ettikten sonra yararlanılması ve özel otomobilleriyle seyahat edeceklerin karayollarında çok dikkatli araç sürmeleri tavsiye edilir.

Günümüzde kurban kesme görevinin ne şekilde îfa edileceği konusu da tartışılmaktadır.  Genel kabul görmüş bir kanaate göre; kurbanı kesmeden vermek, sadakadır. Bu şekilde hareket edenler kurban kesmiş sayılmazlar. Ancak vekâlet vermek suretiyle kurban kesilebileceği ifâde edilmektedir. Vekâlet verilen kişi veya kurumun mutlaka ‘güvenilir’ olup olmadığı araştırılmalı, kurban kesecek kişi, tanımadığı, bilmediği ve itimat edilmeyen kişilere kurban kesmesi için vekalet verilmemelidir. Kurban konusunda hassas davrananlar, kurbanlarını ya bizzat kendileri kesiyorlar veya kesilirken başında bulunup, kurban etinin 3’te birini evlerinde kendileri tüketiyorlar, 3’te birini, zengin fakir ayırımı yapmadan çevredeki komşularına ve tanıdıklarına, geri kalan 3’te biri de, komşuluk, ahbaplık ilişkileri olmasa bile fakir olduğunu bildikleri dağıtıyorlar. Miktarlar arasında, duruma göre değişiklik yapılabileceği, konunun uzmanları tarafından kabul edilmektedir.

İnsana kurban kesmenin huzurunu veren şekil ve şart  budur.

Ne mutlu kurban ibâdetini, duâ ibâdetiyle tamamlayanlara.

Cenab-ı Allah hepimizi bu mutluluğa eriştirir inşallah.

Ya Rabb! İmanımızı gönlümüzden, duâlarımızı dilimizden eksik etme.

Bize nasip ettiğin bu vatanı; bize ebediyen pâyidar kıl. Devlete ve millete hizmet edenlerin ruhlarına gönderdiğimiz fâtihâlarımızı yüce katında kabul et. Bizi kendine sâlih kul, Peygamberimiz Efendimiz’e sâdık ümmet eyle.

Vatanımıza, milletimizin birliğine, şerefimize ve imanımıza-mukaddeslerimize, millî değerlerimize uzanacak elleri tesirsiz hâle getirebilmemiz için için bize güç ihsan eyle. Bu güce sâhip olabilmemiz için; evvela millet olarak birbirimizi sevmemizi, görüş farklılıklarımız ne olursa olsun varlığın gibi ‘bir’ olmamızı bize nasip eyle. Bizlere, tevhid şadırvanında yıkanarak; husumetlerden, kıskançlıklardan, nefretten, kin, haset ve intikam duygularından arınmayı nasip eyle.

Evlatlarımızı da, senin dininden ve bizlere lütfettiğin millet sevgisinden devlet geleneğinden ayırma.

Beynimizi, düşüncemizi ve dilimizi prangalanmaktan koru.

Büyük Hun İmparatorluğundan, Göktürklerden ve Karahanlılardan bu yana, Selçukluların ve Osmanlılar ile diğer Türk devletlerinde Türk vatanının varlığını, Türk milletinin bağımsızlığını korumak için çalışan ve savaşan gazi ve şehit olan devlet adamlarımızın, ordu mensuplarımızın, âlimlerimizin, alperenlerimizin, mekânlarını cennet eyle. Aynı maksatla yaşayanlarımıza sağlık ve mutluluklar ihsan eyle. Bizi ve onları, düşmanlarımıza karşı dâima muzaffer kıl.

Sana olan îmânımız adına, milletimizi fakirlikten, devletimizi zevalden, insanlarımızı tefrikadan koru.

Bayrağımızı, Sen’den bize boşanan nur selinin rahmeti olmaktan mahrum bırakma. Ezan seslerimizi susturmak isteyenleri susturmak için, onları çirkin emellerinde boğmak için bize akıl, iz’an ve güç ver.

Yarabbi! Sana sığınarak yaşayacağız. Bizi kapından çevirme.

Bin seneden fazla bir zamandan beri İ’la-yi Kelime-t-ullah’a can adayan, baş koyan bu aziz Türk milletini koru Ya Rabb! 

Âmin… Âmin… Âmin…