Prof. Dr. Ersin Nazif GÜRDOĞAN

Akademisyen

engurdogan@gmail.com

Oruç Tutmayanlar Yalın Yaşamanın Gücünü Kavrayamazlar

Avrupa Rönesans’ı, İbrahim Peygamber sevgisinde birleşen, “Kutsal Kitap” sahibi üç büyük dinin, İspanya’da ve Türkistan’da doruk noktasına ulaşan, bilgi ve bilgelik hazinelerine dayanır. Garaudy’nin “Endülüs’te İslam” kitabında, ayrıntılı olarak ele aldığı gibi, Avrupa’da doğan bir peygamber olmadığı için, bilgelik adına ne varsa, hepsi Müslüman dünyadan alınır. Müslümanlar insanlık tarihinin ilk yazılı anayasası olan, Medine “Sözleşmesi”nin şemsiyesi altında, İslam’ın doğuş yıllarından, Osmanlı Devleti’nin son yıllarına kadar Ademoğulları olarak, farklı dinlerle yüzyıllarca barış içinde birlikte yaşarlar. Fransa’da başlayan pozitivist ve sekülerist hareketlerle, iki dünya birbirinden aşılmaz duvarlarla ayrılır. Bütün Batı dünyası, gözlerini Doğu’nun zengin ekonomik ve kültürel kaynaklarına diker.

*

İnsanlığın tarih boyunca özlemi çekilen, barış içinde savaşsız bir dünyanın gerçekleşmesi, Yirmi birinci yüzyılın, ikinci yarısına kalıyor. Irak’ta, Afganistan’da, Suriye’de, Yemen’de, Somali’de, Filistin’de, Sudan’da ve Ukrayna’da, Müslümanların “Üç Ayları” da dünyadaki savaşların hızını kesmesine yetmiyor. Dünyanın her yanında, siyasal gücü ele geçirme yarışları, kanlı iç savaşlara dönüşerek, hiç ara vermeden devam ediyor. Değişik ülkelerdeki, siyasal güç kazanma savaşlarında, her gün bütün insanlar binlerce defa öldürülüyor. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere, devletler üstü uluslarası kuruluşların gücü, dehşet verici savaşları durdurmada yetersiz kalıyor. Kazananı olmayan saldırı savaşları, bir ülkede bitmeden, başka bir ülkede başlıyor.

*

Dünyadaki bütün savaşlar bencilliğin ve değersizliğin, yol açtığı inançsızlıktan kaynaklanıyor. Tüketimi durmadan artırmanın, en önemli değer olduğu dünyada, hiçbir güç savaşların önüne geçemiyor. Ramazan aylarında, iftarlarla, sahurlarla, teravihlerle ve hep birlikte kutlanan bayramlarla, değersizliğe meydan okunur. Bu yüzden orucun ilkeleri çerçevesinde, yapılan iyilikler sürekli özendirilir. Ve rahmet aylarında yardımlaşma ve dayanışma çalışmaları katlanarak artar. Bunun için dünyada her ay bir oruç ayı gibi yaşanırsa, üstesinden gelinmeyecek sorun kalmaz. Çünkü paylaşmanın özendirildiği toplumlarda, insanlar birbirleriyle alan el olmak için değil, veren el olmak için yarışırlar. Dünyada güç paylaşmadan doğar. Paylaşanlar birlikte kazanırlar, birlikte kazandırırlar.

*

Afrika’nın, Asya’nın ve Amerika’nın, bütün zenginliklerini yağmalayan Avrupa ülkelerinin, doyma bilmez açgözlülükleri yüzünden, Osmanlı yüzyıllarından sonraki yüzyıllar, savaş yüzyılları olurlar. Batılılar On dokuzuncu, Yirminci yüzyıl gibi, Yirmi birinci yüzyılı da savaş yüzyılına dönüştürmeye çalışıyorlar. Müslümanlar oruç ayları gibi, bütün ayları barış aylarına dönüştürerek, aynı annenin ve aynı babanın çocukları arasındaki savaşları önlemeye çalışıyorlar. Savaş dünyasının barış dünyasına dönüşmesinde, İlk Peygamber’den Son Peygamber’e, bütün peygamberlere saygı göstermek büyük önem taşıyor. Bu yüzden dinleri, dilleri ve soyları yüzünden, insanları küçümsemeyen, yerel düşünen, küresel davranan aydınlara, tarihi yeniden yorumlama yolunda, büyük sorumluluklar düşüyor.