Oğuz ÇETİNOĞLU

Ekonomist, Araştırmacı-Yazar

ocetinoglu1@gmail.com

Dış Politikada Öncelikler

Dış politikada her konu önemlidir ve önceliği vardır. Konulardan bir kısmı ele alınıp diğerleri beklemeye terk edilemez. Bir sıralama yapmak gerekirse, Türk Cumhuriyetleri ve sınır komşularımızla ilişkilerimizi birinci sıraya yerleştirebiliriz. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB)’nin dağılmasından bu yana geçen çeyrek asırdan fazla zaman içerisinde, Türk Cumhuriyetleri ile siyasî, askerî ve ticarî ilişkilerimizi geliştiremedik. Hattâ ilk günlerdeki heyecanımızı kaybettik. 25 senelik zaman diliminin, milletlerin ve devletlerin hayatında kısa sayılabilecek bir süre olduğu iddia edilebilir. Doğrudur. Türk Cumhuriyetlerinin; Çarlık dönemi de dâhil edilirse, yaklaşık 200 yıllık sürede, derinlemesine sovyetize edildiği de doğrudur. Bu gerçeği mâzeret olarak ileri süremeyiz. Çünkü hiçbir mâzeret başarının yerini tutamaz. Hiçbir mâzeretin ardına sığınmadan başarısızlığımızı kabul edip sebeplerini bulmak ve gidermek mecburiyetindeyiz.

Sınır komşularımızla ilişkilerimiz içler acısıdır. Karadan sınırdaş olduğumuz 7 ülke var: Yunanistan, Bulgaristan, Gürcistan, Ermenistan, İran, Irak ve Suriye. Hiçbiri ile ilişkilerimiz olması gereken şekilde değil. Yunanistan; Batı Trakya’daki soydaşlarımıza zulmediyor. Kıbrıs’ı almak istiyor. Kıta sahanlığı konusundaki ısrarı ile neredeyse Ege’de denize girmemizi engelleyecek. Megali İdea projesi ile Aydın’a kadar İzmir’de, İstanbul’un bütününde ve Giresun’dan Artvin’e kadar Doğu Karadeniz’de gözü var. Bulgaristan’ın, yönetimi altındaki soydaşlarımıza yakın zamanlara kadar yaptıkları, Yunanistan’ın yaptıklarının altında değildi. Gürcistan, soydaşlarımız Ahıska Türklerine vatana dönüş ve insanca yaşama hakkı tanımıyor. Ermenistan’ın Ararat Projesi ile toprak talebi var. Yıllar boyu Dışişleri Bakanlığımız mensuplarını adî cinayetlerle öldürüp durdular. Bir milletin iki devleti durumundaki Azerbaycan topraklarının % 17’sini işgal etmiş durumda. İran, Türkiye’ye kendi karanlık rejimini ihraç etmeye çalışıyor. Irak; Kerkük - Musul Türklerine hayat hakkı tanımıyor. Dünkü dost ve kardeş Beşar Esat’ın yaptıkları biliniyor.  

Bütün bunlara ses çıkarmadık. Sınır komşumuz ülkelerin iç işlerine hiç mi hiç karışmadık. Irak - İran savaşında her iki ülke ile de iyi ilişkilerimizi devam ettirdik. Savaş kışkırtıcılığı ve fırsatı değerlendirme açıkgözlülüğü yapmadık. Aksine, Humeynî rejiminden ve Saddam zulmünden kaçanlara kucak açtık. Bulgaristan 300.000 soydaşımızı sınır dışı etti, tek söz söylemedik. Cihanda sulh prensibimize aykırı düşecek en küçük bir teşebbüsümüz olmadı. Bırakınız topraklarında gözümüz olduğunu îmâ etmek, komşularımız rahatsız olmasın diye, resmî politikalarımızda, komşumuz olan ülke topraklarındaki soydaşlarımızın varlığını inkâr etme yoluna bile gittik.

Sonuç: Gerek sözü edilen ülkeler nezdinde, gerekse milletlerarası arenalarda Türkiye haksızdır ve suçludur. Demek ki, uyguladığımız politikalar yanlıştır. Tam tersini uygulamak bir çözüm olabilir mi? En azından denemekte fayda aranabilir. Bunu devletin yapması uygun olmayabilir. Devletin kontrolündeki güçlü sivil toplum kuruluşları aracılığı ile etkili olunabilir.

Noksanlarımız da var: Dışişleri Bakanlığımızda ve istihbarat - güvenlik kademelerinde komşu ülkelerin resmî dillerini ana dile yakın ölçüde bilen elemanımız var mı? Sınır bölgelerimizdeki okullarda, komşu ülkeye ait dilin ek ders olarak okutulması ile bu eksikliğimizi giderebiliriz.

Problemler; komşularımızdan kaynaklanıyor. Onların rejimlerinden ve biraz da, geçmişte himâyemiz ve yönetimimiz altında bulunmalarının oluşturduğu komplekslerden… Engellerin tamamını aşmak, devlet olarak bizim görevimiz olmasa bile, çözüm yolları üretmekten âciz de değiliz.

Milletlerarası ilişkilerde göz önünde bulundurulacak temel prensipler bellidir. Hissî davranışlara yer verilemez. Dostluklar daimî, düşmanlıklar ezelî değildir. Devletlerin vicdanı yoktur, çıkarları vardır.

Komşularımızla olan ilişkilerimizde problem çıkarmamak için hassas davranmaya, dahlimiz olmadan çıkmış problemleri yok farz etmeye çalıştığımız sürece komşularımızı, alabileceklerini zannettikleri her şeye el uzattıkları için suçlamaya hakkımız olmaz.