C. Yakup ŞİMŞEK

Eğitimci, redaktör

C.Yakup_Simsek@hotmail.com

Bir Yeni Akit lazım

20 Ocak 2018 tarihinde başlayan Zeytin Dalı Harekatı, "meşru müdâfaa hakkı" çerçevesinde bugün de devâm ediyor. Şanlı Türk Silahlı Kuvvetleri ile Hür Suriye Ordusu askerleri tarafından birlikte icra edilen harekat, PKK-KCK-PYD-YPG ve DEAŞ'lı teröristlerin mühim bir kısmını imhâ etmeyi başardı. Şer güçlerin baskı ve zulmünden kurtulmak için kendi topraklarından ayrılan mâsum halkın emniyet ve huzûru için bilhassa Afrin'in kontrol altına alınması şarttı. Ve şükürler olsun ki 18 Mart 2018 günü îtibâriyle Türk Silahlı Kuvvetleri ile Hür Suriye Ordusu, Afrin şehir merkezini kontrol altına aldı.

Hem de usûlet ve suhûletle...

Devlet ve milletimizin varlık ve bekaası, Suriyeli mâsum ve mazlum insanların korunması uğruna şehîd olan askerlere Allah'tan rahmet dilerim.

Başta Cumhurreîsimiz olmak üzere devlet büyüklerimizi, gazanfer ve muzaffer askerlerimizi ve Hür Sûriye Ordusu mensuplarını tebrîk ederim.

Devlet ve milletimiz arasında akdedilecek bağlar, inşallah daha nice sahalarda zaferler getirecek.

Elbette vakit lâzım.

Bir yeni akit lâzım...

Daha önce de dışarıdan veyâ içeriden ülkemizin maddî varlığını hedef alan nice darbeyi devlet ve millet olarak -hamd olsun- savuşturduk. 

Peki, mânevî varlığımızı (zihin-hâfıza-benlik-ruh) hedef alan, yere çalan; fakat ettiği de yanına kalan “Dil Darbesi” karşısında devlet ve millet olarak ne zaman davranacağız?..
"Türkçenin meşrû müdâfaa hakkı"nı hangi gün kullanacağız?

Bugüne kadar hiçbir siyâsî iktidar Türkçenin yediği bu darbe için temelli bir teşhis ve tedâvîde bulunamadı.
Öncekilerin yapmadığı veyâ yapamadığı hamleyi şu an başımızda olan idârecilerimizden bekliyoruz.
Metro, yol, tünel, havalimanı, hastâne vs. hizmetlerini beklediğimiz kadar...
Fakat sanılmasın, bu işe çok nakit lâzım.

Bir yeni akit lâzım...

Yüzlerce, binlerce yıldır milyonlarca, milyarlarca insanın dilinde ve elinde nesilden nesile gelen; onların irâdesi, ifâdesi ve müsaadesiyle şekillenen-dillenen Türkçe, 1930'larda hâkim gücün emir-kumanda zincirine bağlandı. 

Böyle bir bağlama-düğümleme yalnızca Türkçenin değil bütün dillerin tabiatına aykırıydı.
Gerçi, ilme aykırıymış, akla uymazmış, vicdana sığmazmış, kimin umurundaydı?
Dil Darbesi'ne şimdi ciddî bir tenkit lâzım.

Bir yeni akit lâzım...

Dil Darbesi, Türkçeye meşrû ve doğru yollardan girmiş olan binlerce kelimenin unutulup ölmesi için yerlerine binlerce kelimeyi îmâl ve ikaame edip dilimize soktu... Arapça ve Farsça asıllı 10.000’e yakın söz “Osmanlıca ve yabancı” diye yaftalanıp postalandı: Müslüman-Türk uğuru, yedi yüz yılın buhuru, Osmanlı vakuuru fakat Dil Darbesi mağdûru asiller... 

Onların yerine Avrupalı binlerce kelime arkalandı, bir kısmı da “öz Türkçe” diye markalandı, Türkçeye kakalandı...

Türkçenin binlerce kelimesi -dilin tabiatına aykırı olarak- müthiş bir sür'atle, akılalmaz bir cür'etle, anlaşılmaz bir gayretle, korkunç bir nefretle ve bin bir hakaaretle âdetâ tekme tokat kovuldu. Bu dilin asırlardır derleyip derleyip, mühürleyip mühürleyip hazînesine kattığı binlerce kelime bizzat TDK tarafından lügatlerden çıkartıldı...
Türkçenin bu mâcerâsına mûtekit lâzım.

Bir yeni akit lâzım...

Bir ülkeyi ve milleti yenmenin en kestirme yolunun, târihleriyle olan irtibâtını kesmekten geçtiğini söyleyen Cumhurreîsimiz Recep Tayyip Erdoğan’ın bu tesbîti bizim için bir bedîhî-i ûlâ (isbâtına ihtiyaç duyulmayan, gün gibi âşikâr olan hakîkat) derecesindedir.

Onun bu tesbîtine herkesten te'kit lâzım.

Bir yeni akit lâzım...

Saygılarımla...