Oğuz ÇETİNOĞLU

Ekonomist, Araştırmacı-Yazar

ocetinoglu1@gmail.com

Dilimiz

İnsan kalabalıklarını bir araya toplayan, onları millet hâline getiren kültürdür. Kültür, bir milleti diğer milletlerden ayıran özelliklerdir. Kültürün belli başlı unsurlarından biri dildir.  Dil, milleti oluşturan insanlar arasında iletişimi sağlar. Sevinçlerin ve acıların paylaşılmasında kullanılan en önemli araçtır. O araç bozulursa,  insanlar arasında anlaşma zorlaşır. Kültürel çöküntü başlar ve sonunda millet denilen topluluk dağılır.

Türk milletinin dili Türkçe’dir. Türkçe, dünyanın en zengin, en mükemmel dillerinden biridir. Doğrusunu söylemek gerekirse, Türkçe, güzelliğini ve zenginliğini kaybetme eğilimindedir. Dil konusunda hassas olanlar, Türkçemiz için çalan alarm zillerinden rahatsızdırlar. Bu kötüye gidişin durdurulması için gayret göstermektedirler.

Dil, canlı ve dinamik bir yapıya sâhiptir. Bu yapıyı geliştirecek olanlar; yazarlar, televizyon ekranlarında ve sinemanın beyaz perdesinde ve de tiyatro sahnelerinde görev üstlenen sanatkârlardır. Dilin güzellikleri, onlar aracılığı ile geniş kütlelere ulaştırılabilir. Bu gelişme, dilin kendi kaideleri içerisinde kolaya, bayağılığa ve bozulmalara yol açmadan sağlanmalıdır. Günlük konuşmalarımızda uydurma kelimeler ve hatta sesler kullanılması, önce güzel Türkçe’mizi, sonra kültürümüzü en sonunda da millet olma özelliğimizi tehlikeye sokar.

Hız, özellikle gençlerimiz için vazgeçilmez bir tutku. Hız tutkusu, otomobil kullanımında olduğu gibi berâberinde tehlikeler getirmiyorsa,  insanları; dikkatsiz, pratik ve rahat olmaya yönlendiriyor.  Güzelim ‘evet’ yerine ‘hı hı’, ‘hayır’ yerine ‘ııh’,  hayret ifâde eden ‘Allah – Allah’, ve ‘Demeyin veya  ‘Ne diyorsunuz ?’ gibi kelimeler yerine ‘vaavv’ gibi sesler çıkarmak,  ‘dondum kaldım’, veya ‘hayret ettim’ demek yerine ‘çüş oldum kafadan’, ‘resmen oha oldum’  kelimelerini kullanmak… dilimizin son zamanlarda karşı karşıya bulunduğu felâketlerdir.

Bu çirkinliklerin bir kısmı kasıtlı olarak sergileniyor olsa bile büyük kısmı tamamen bir özentiden ibârettir. Özentiler, işin nereye varacağını, nelere sebebiyet vereceğini düşünmeyenlerin tercih ettiği zararlı bir rahata yöneliştir. Bir kısım gençlerimiz de bu davranışlarla, ‘entel’ olunduğunu düşünmektedir.  Entel kelimesi Fransızca’daki entelektüel kelimesinin rahatlık, kolaylık olsun diye kısaltılmış şeklidir. Entelektüel; iyi tahsil yapmış, fikrî meselelere ilgi duyan, bilgili, kültürlü, olaylardan ve gelişmelerden haberdar insan anlamında bir kelimedir. Kullandığı kelime sayısını çoğaltmak yerine azaltan, hatta kelime kullanmak yerine;  kedi gibi, kuş gibi bir takım sesler çıkaranlar entelektüel de, entel de olamazlar.

Toplumda lider olmuş insanlara bir bakınız: Onlar; kelime hazinesi zengin, düzgün ve güzel konuşan kişilerdir. İnsanın düşünme derinliği ve düşüncelerini karşısındakine anlatabilme yeteneği, kelime hazinesi ile genişler. Kelimeler yalnızca isteklerimizi ileten araçlar değil, aynı zamanda duygularımızı-düşüncelerimizi geniş ufuklara ulaştıran kanatlarımızdır.  Kullanmadığımız her kelime, güzel Türkçemizden atılmış, kaybedilmiş kıymetli bir cevherimizdir. ‘Allahaısmarladık’, ‘hoşça kal,  veya ‘güle-güle’ ve benzeri güzel, kulağa hoş gelen, insanın içini ısıtan kelime ve deyimler yerine; ‘bay-bay’ ve hatta onu da uzun bularak ‘bay’ demekle,  ne çok kelimeyi ve deyimi sözlükten attığımızı, Türkçemizi fakirleştirdiğimizi ve aynı zamanda yabancılaştırdığımızı bilmeliyiz. Bu kötülüğün, bu dil cinâyetinin sorumluluğunu üstlenmemeliyiz. Olabildiğince hürriyet ve ulaşılabildiğince zenginlik isteyenlerin, kelimeleri lügatlere hapsedip kilit altına almaları, kelime hazinemizi fakirleştirmeleri anlaşılması güç bir çelişkidir.

Sevindiricidir: Ülkemizde okuma yazma bilenlerin oranı yükselmiştir. Üzücüdür: Okuyan ve yazanların sayısında azalma var. Konuşmayı tercih eden ve seven bir millet olduğumuz söylenir. Bu konuda da üzülmeyi gerektiren olumsuzluklar yaşıyoruz: Çok ve fakat az kelime ile ve de yanlış kullanılan, söylenen kelimelerle konuşuyoruz.

Dilimizin zenginliğini; yalnızca yazılı eserlere,  hikâye, şiir ve roman gibi edebî metinlere hapsederek koruyamayız. Dilimizin zenginliklerini günlük konuşmalarımıza aktarmalıyız. Olabildiğince çok kelime ile güzel ve doğru konuşarak… Argodan, yabancı ve uydurma kelimelerden arındırılmış temiz ve yaşayan bir Türkçe ile konuşmanın zor olmadığını, üstelik çok da zevkli ve üstünlük kazandıran bir özellik olduğunu bilirsek ve bildiklerimizi uygularsak; hayatımız ve çevremizdeki insanlarla ilişkilerimiz daha da güzelleşecektir.