Türk sosyolojisinin başarısı, edebiyatla ve Orhun Yazıtları'ndan günümüze uzanan zengin kültürel mirasımızla doğrudan bağ kurmasına bağlıdır.
Edebiyatla irtibatlı olmayan hiçbir sosyoloğun, - birebir faaliyette olsa bile- başarılı olması mümkün değildir!.. Çünki; şâirler, romancılar/hikâyeciler, senaristler ve hattâ karikatüristler, insan p(i)sikolojisini, cemiyetlerin kültürel yapısını ve kâinatın bütün unsurlarıyla iç muhtevâsını deşen, tespit eden ve ortaya döken san’atkârlardır.
Meselâ; Ziyâ Gökalp’ın çift taraflı olarak yâni hem şiir sanatıyla ve hem de sosyolojiyle ilgili eserlerine göz atmadan; Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Beş Şehir” gibi bir şaheserini, “Edebiyat Üzerine Makaleler”ini, şiirlerini ve romanlarını okumadan, Necip Fâzıl’ın Çile’sine hâkim olup, -en azından- “Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu”nu ve tiyatrolarından hiç değilse birkaçını ele almadan , Peyami Safa’nın romanları kadar “Sanat Edebiyat Tenkit’ini, Prof. Dr. Mehmet Kaplan’ın “Nesillerin Ruhu”nu, Prof. Dr. Mümtaz Turhan’ı “Kültür Değişmeleri”ni, Prof. Dr. Erol Güngör’ün “Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik’ini, Prof. Dr. Ahmet Sevgi’nin “Türk-İslâm Edebiyatı Üzerine Makaleler’ini, Nihat Sami Banarlı’nın “Şiir ve Edebiyat Sohbetleri”ni, S. Ahmet Arvasi’nin “Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz’ini okumadan bizim sosyolojimizi çözmemiz mümkün olmayacağı gibi, onu hâllettim demek de saflık olur..
Lütfen itiraz ediniz ve “Hayır!” deyiniz..Her şeyi olduğu gibi kabullenmeyiniz!.. “Hayır, bunlar asla yeterli değildir”, diye haykırınız!!.. Evet..Yeterli değildirler, deyiniz!..Mevcutla yetinmeyiniz!..İsteyiniz, arzu ediniz, dileyiniz, temenni ediniz ve fakat mutlaka yapmaya teşebbüs ediniz ve yapınız!..
Bunlar, çok sonraların okunacak ve ilhâm alınacak olanlarıdır!.. Hem de, çok çok sonraların!.. Bizim, o kadar çok “öncekilerimiz” var ki, yazılı olanlardan da önceyi eşelemeli, ortaya çıkarmayız.. Târihe mâlolanları edebiyata, ve bütününü de, sosyolojiye nakledip tahlile tabi tutmalı ve bugün ile irtibatlandırmalıyız…
Ne yazık ki, daha, mevcutla bile bağımız kopuk!.. Köyümüzle, kasabamızla, şehrimizle..kopuk!.. Tarlamızla, kışlamızla, câmimizle, mektebimizle..kopuk!..
Önce, şu Orhun Kitâbeleri’ne gitmek gerekmez mi?!.. Gidilmedi mi? Diyenler olacak elbette.. Gidildi gidilmesine de, elde ettiğimiz ne, onu söyler misiniz? Koskocaman Türk Dünyası’nın zihninde ve gönlünde oradan ne var? Öyleyse, bundan sonraya bakalım…Ve..Kim gidecek/gitmeli? diye soralım. Târihçiler gitmeli, şâirler/edebiyatçılar gitmeli, mîmârlar gitmeli, estetikçiler gitmeli, sosyologlar gitmeli ve hattâ ilâhiyatçılar bile gitmelidir!.. Yeter mi? Hayır, yetmez!..
Sonra…Ahmed Yesevî’yi, Kâşgarlı Mahmud’u, Yusuf Has Hacibi, Mevlâna’yı, Yûnus Emre’yi, Ali Şîr Nevâî’yi…Fuzuli’yi..her nesle kavratmalı!.. Prof. Dr. Fuat Köprülü’nün, “Bütün Türk edebiyatını terazinin bir gözüne, Dede Korkutu öbür gözüne koysanız, yine Dede Korkut ağır basar” dediği Dede Korkut Kitabı’ndan gerekli hisseyi de almalı!..
Tıp okuyana da, mühendislik, hukuk okuyana da, askerlik okuyana da, yabancı dil ve edebiyat okuyana da, ilâhiyat okuyana da, ziraat okuyana da… bundan pay verebilmeli!..
Yeni Türk sosyolojisi, bu temel üzerine inşâ edilmeli, böyle kökleşmelidir.. Müşterekleşmiş kültür ancak böyle dallanıp budaklanıp meyvaya durur!