Kültür, yalnızca eğlence değil; doğal, tarihî ve kültürel değerleri koruyup gelecek nesillere aktarma sorumluluğudur.
Bizde, ‘kültür’ hâlâ ne olduğu anlaşılamamış, kavranılamamış bir mefhumdur.
Bu kısa yazımda; bundan beş sene önce, -ilk defa- gittiğim, T(ı)rabzon’un Şalpazarı ilçesinde bulunan “ACISU”dan ve yine, Giresun’un Eynesil ilçesine bağlı, ancak Şalpazarı, Beşikdüzü, Eynesil ve Görele ilçelerinin müşterek yaylası olan SİS DAĞI”ndan söz edeceğim.
O zaman yayınladığım “EY SİS DAĞI SİS DAĞI” başlıklı makalemde (Bknz. M. Halistin Kukul, www.kapsamhaber.com, 05 EKİM 2021) şunları söylemişim:
“… Şalpazarı; içinden, Ağasar Deresi’nin aktığı küçük bir ilçedir!..Elbette ki, şirin, fakat, tek kelimeyle, tıpkı diğer beldelerimiz gibi bakımsızdır!..
Yine, 15 kilometre kadar gidiyoruz. Yolun sağ tarafında, bir lokantanın önünde kırmızı zemin üzerine beyaz yazılı bir tabelâda, büyük harflerle ve birleşik olarak “ACISU” yazıyor!..
Buraya, on yıl kadar önce de gelmiştim. “Acı Su;” açık havada yâni korumasız bir şekilde, yerden onbeş-yirmi santim yükseklikte bir oluktan akıyordu. Oradan su alırken, iki büklüm olmak gerekiyordu. Acı Su’da, hiçbir mâden suyunda bulamadığım bir lezzet vardı ki, ben, bu lezzetten çok hoşlanmıştım.
Şimdi mi? Biraz daha düzeltilmesine rağmen, yine hazîn!.. Niçin mi? Îzah edeyim ve önce tabelâdan başlayayım: Söylediğim gibi, güzel ve çarpıcı bir tabelâ!..Büyük harfle “ACISU” yazıyor. Onun altında, Arap harfleriyle onun karşılığı ve onun da altında İngilizce fakat parantez içinde (Brackish Water) yazısı bulunuyor ve bir okla da, Acı Su istikameti işâret ediliyor.
Bu tabelayla ve bilhassa bu ‘ok’ ile ne demek isteniliyor? Demek isteniliyor ki; bu su, çok değerlidir. Onu ziyâret etmeden geçmeyin! Yâni; bu tabelâ ve bu ok, bir ‘dâvet’ ve bir ‘tavsiye’dir. Üstelik, resmî bir dâvet ve tavsiye!..
Önce, şunu söyleyeyim ki, bu tabelâya bakanlar, sanır ki, buraya tıklım tıklım yabancı turist akını var!.. Kaldı ki; ben, Mekke’deki ve Medine’deki bu tür tabelâlarda bir satırlık Türkçe yazıya rastlamadım. Oralarda, Arapça yazılı her tabelanın altında mutlaka İngilizce bir karşılık bulunuyordu. Sanki; buralara gelen ‘hacı adayları’ arasında İngiliz veya Amerikalılar’dan başkası yok... Bu; nasıl kültür ve turizm idrâkidir anlamak mümkün değildir.
Şimdi; tabelânın yanında, Acı Su’yu arıyoruz. Manzara şu: Acı Su’yun akarı üzerine iki katlı bir bina yapılmış. Binada, “Muhtarın Yeri” tabelâsı var. Binaya giriyorsunuz ve girişin hemen sağından inen yirmibeş-otuz basamakla “Acı Su”yun aktığı yere varıyorsunuz. Merdivenler düzgün...Belli ki, bu yönde bir ihtimam gösterilmiş!..Fakat, insan, o da ne demekten kendini alamıyor.
Suyun aktığı p(ı)lâstik borunun altına beşlik su bidonu bile girmiyor. O kadar alçakta!..Su ise, devamlı olarak boşa akıyor. Peki; akar su borusunu (Oluk diyemiyorum; buraya tahta oluk yakışır) yükseltemiyorsanız; toprak zemini alçaltarak kullanımı kolaylaştırmak niçin mümkün olmamıştır? Ayrıca; bu ihtimamla yapılmış olan merdiverlerde ‘temizlik’ nâmına hiçbir şey yok!..Bakım, sıfır!..Üzülmekten başka, insanın elinden bir şey gelmiyor!..
Dîğer bir önemli husus, iyi güzel de, bu “ACISU” neye yarıyor!..Yâni hangi derde şifâdır? Hiçbir bilgi mevcut değil!.. Tabelâya, hem Türkçe, hem Arapça ve hem de İngilizce tanıtım yazısı yazacaksınız; hem de, bu sudan içecek kişilere bu suyun neye yaradığını bildirmeyeceksiniz, olur şey mi?!..
Geçen bunca zaman içersinde, bu ‘su’yun bir ‘tahlili’ni yaptırmak kimsenin aklına mı gelmedi?!..Şâyet, şifâ vasfına sâhip değil ise bile, bunun da yazılması ve küçücük bir tabelâyla îzahı gerekmez miydi? Öyle ya; buraya gelen Türk gezginler, Amerikalı-İngiliz turistler veya Arap seyyahlar, bu suyu niçin içtiklerini bilemesinler mi; dahası, bu, nasıl bir insanlık anlayışı’dır, denilmez mi?
Bu işi kim mi yapacak? İşte bu, mechûl!.. Soru sordum ya, şimdi, bizim memlekette buna cevap verebilecek birini/bir salâhiyetliyi ve mes’ulü bulmamız mümkün olmaz? Tabelâyı kim asmış ise, o olmalı, değil mi?”
Buraya kadar, “ACISU”yun o zamanki durumu arzettim. Bana demişlerdi ki, orası düzenlendi. O ümit ve heyecanla gittiğim yerde daha vahim bir hâl ile karşılaştım. Değişen, şu ki, “Muhtarın Yeri”nin yazısının yerine bir başka yazı yazılmış, o kadar!..
Pis mi pis!..Sâdece merdivenler değil, suyun aktığı mekân da öyle!.. Bir de, metal/teneke olmalı, depo gibi iki musluklu bir şey yerleştirilmiş... Arkadaş, böyle metal bir kaba konulan ‘acısu’ bozulmaz mı? Önce de yazdım, bir defa bu suyun neye yaradığını bile bir tabelaya yazıp halkı uyarmamışsınız!.. Sokak başına Arapça ve İngilizce olarak “ACISU” yazmak bir şey ifade etmez.
Her şeyden önce temizlik gerekir, temizlik!.. Kolaylaştırmak gerekir, zorlaştırmak değil…Hizmet budur!.. Burayı, asla ve kat’a bir yabancıyla ziyârete gidemezsiniz; Çünki; böyle bir durumla karşılaştığınız zaman yüzünüzün kızarmaması da mümkün değildir!.. Zâten “fotoğraflar” her şeyi açıklıyor!..
Bana, kimse “kültür”den söz etmesin!..Üç gün üç gece Uzungöl’de horon tepmek kültür değildir…Benim kadar horona sahip çıkan varsa, o da, buyursun konuşsun!... 2026 yılı, T(ı)rabzon şehri, neredeyse, bir uçtan bir uca horonla geçti.. Yaylalar, hâlâ, elli seneki mahrumiyetleri içinde, “Çal oynasın vur patlasın”la şenlendi… Fakat “ACISU” daha beter bir vaziyette, âdeta kan ağlıyor!..İnanmıyan, gidip görebilir. (Fotoğrafları çektiğim tarih 08 Ağustos 2026 Cumartesi günüdür)
Şimdi sıra SİSDAĞI’nda… Önce; yine, sözünü ettiğim yazımdan kısa bir nakil yapacağım:
“Yola devam ediyoruz!..Çok gitmeden, meşhûr Ağasar Köyü’ne/mahallesine varıyoruz. Bana sorarsanız, ne köy, ne de mahalle!..Hârika bir diyâr!..Yâni; Ağasar, Ağasar’dır!.. İçinden geçerken çok da farketmiyorsunuz ancak vâdiyi çıkıp biraz yükseğe ulaşınca, karşınıza muhteşem ve târîfsiz bir manzara çıkıyor. Gönlünüzü ferahlatan, ufkunuzu açan, tabiatı, dünyâyı, hayatı sevdiren bir yüksek irtifalı, farklı bir haz iklîmiyle buluşuyorsunuz!.. Daha fazlasını anlatmak zor!..Görmeye değer nâdir mekânlardan bir mekândır Ağasar, o kadar! Yâni; Ağasar, mutlaka seyredilmeli!..
Yola, yavaş yavaş yükselerek devam ediyoruz. Çamlıklar, gürgenlikler, sifinlikler, komarlıklar, meşelikler...vâdilere çöken bembeyaz duman, zaman zaman çiseleyen ve zaman zaman çıkan yakıcı güneşli bir hava!...
Sis Dağı Yaylası’na yaklaşıyoruz...Birbirini kucaklayan vâdiler, birbirine sarılan sıra sıra tepeler...göz alabildiğine yeşillik...Ve bizim beklediğimiz en büyük şans ise, bu mevsimde, Sis Dağı’nda böylesine güzel/yakıcı bir güneşin bulunması!.. Hâlbuki, hırkalarımızı, başlıklarımızı almıştık ve kışlıklarımız hazır bir şekilde yola çıkmıştık...
Çıkışta; tam zirvede, sağda, Sis Dağı tabelası var...Sol tarafta ise,câmi!.. İlk intibam şu: Çevre, hiç de bakımlı değil!..bakımsız demeye dilim varmıyor da ‘hiç de’ diyorum!..Düşünmüştüm ki, bu dillere destan Sis Dağı, çok daha zarîf olsun, karşıma, o güzelliğiyle ve cezbediciliğiyle çıksın!.. Ne yazık ki, şaşkınlığım arttı. “Sis Dağı” tabelâsının dikildiği yer bile yakışıksız!..Ve üzerine ‘rakım’ yazılmamış!..
Sis Dağı Yaylası, o kadar düzensiz yerleşime açılmış ki, her taraf bina dolmuş bile!.. Hangi cepheye bakarsan, bina...Ve hepsi iç içe!.. Düşündüğüm, hayâl ettiğim Sis Dağı böyle olmamalıydı. Buna rağmen, Sis Dağı’nı çok sevdim. Görülmeye elbette değer. Fakat bir an önce gerekli tedbirler alınmalı!..Hem de âcilen! Sosyal tesis ise, yok denecek kadar az!..Birkaç kahvehâne/çayhâne, onlar da yetersiz!..”
SİS DAĞI’nda da, değişen hiçbir müspet şey yok!..Fotoğrüflarda da görüleceği üzre, girişteki tabelanın çevresi bile hâlâ pislik içinde!.. Duyduğuma göre, bu sene, burada iki festival (!) de (doğrusu, şenlik, şölen olmalı) tertip edilmiş!.. Tekrar edeyim ki, tabiatı, tarihi ve kültürü korumak ve geliştirmek böyle olmaz!...