Kölelikten söz edebilmek için eski kavimlerdeki uygulamasından bir nebze söz etmek gerekir. Köleliğin tarihi çok eskilere uzanmaktadır.

Eski Mısır’da ve Yakındoğu’da nüfus yapısında kölelerin büyük bir yekûn teşkil ettiği tarih kaynaklarından bilinmektedir. Köleleştirmenin çeşitli sebepleri olmuştur. En önde gelen köleleştirme sebebi savaşta esir düşmektir. Bununla beraber, komşu kabile ve kavimlerden kaçırılan insanlar, babaları veya diğer yakınları tarafından köle olarak satılan çocuklarla borçlarına yahut işlemiş oldukları suçlara karşılık insanlar da köleleştiriliyordu. Örnek: Hırsızlık yapan yahut borcunu ödemeyen kişi mal sahibine köle olarak veriliyordu.

Tevrat’ta kölelikle ilgili olarak dönemin anlayış ve uygulamasını yansıtan bazı pasajlar vardır. Hz. Nûh’un üç oğlundan Hâm’ın işlediği günah sebebiyle oğlu Ken‘ân’ın, Hâm’ın kardeşleri Sâm ve Yâfes’e kul yapılarak cezalandırıldığından bahsedilir (Tekvîn, 9/20-29). Tevrat’ın ifadelerine göre kişinin borcuna mukabil kendisini köle olarak satması mümkündür (Levililer, 25/39). Ayrıca alacaklılar, borçlarını ödemeden ölen kimsenin başka malı yoksa çocuklarını köle olarak alabilirler (II. Krallar, 4/1-7). Bir kimsenin kendi öz kızını satabilmesi de mümkündür (Çıkış, 21/7). Hz. Yûsuf’la ilgili pasajlardan o dönemde yakalanan hırsızın, malını çaldığı kimsenin kölesi haline getirildiği anlaşılmaktadır (Tekvîn, 44/10; aynı olay için bk. Kur’ân-ı Kerîm, Yûsuf 12/75).

Tevrat’ta köle âzadıyla ilgili bir hüküm yoktur. Sadece bir yerde, ağır borca girmiş bir yahudinin borçlarını ödemek maksadıyla kendi kendini satmasından ve onun altı hizmet yılından sonra yedinci yılda serbest olacağından bahsedilmektedir (Çıkış, 21/2-6). Efendisi tarafından gözünün kör edilmesi veya dişinin kırılması halinde de köle hürriyete hak kazanır (Çıkış, 21/26). İncil’de de kölelerin âzat edilmesine dair bir hüküm yer almaz. Gerek Katolik kilisesi gerekse diğer kiliseler köleliği bir vâkıa olarak kabul etmişler ve Hıristiyanların kendi dindaşı köleler edinmesinde bir sakınca görmemişlerdir.

Eski Yunan ve Roma’da kölelik yaygındı. Aksi düşüncede olanların mevcudiyetine rağmen dönemin filozoflarının hâkim anlayışına göre kölelik devlet ve aile gibi temel beşerî kurumlardan biridir. Aristo, birçok ırkın hürriyet için gerekli ruh yüceliğine sahip olmadığı kanaatindedir. Bu bakımdan kölelik sadece efendi açısından değil, kendi başına elde edemeyeceği bir yaşama tarzına bu yolla ulaşan köle için de hayırlı bir şeydir. Gerçi uygulamada bazen hür ruhlu insanlar da köleleştirilmekte ve köle ruhlu insanlar hür olabilmektedir; fakat bu ârızî durumlara rağmen kölelik tabii ve güzel bir müessesedir. Roma hukukunda Ius Gentium’a göre kölelerin hiçbir değeri yoktu.

Eski Yunan ve Roma’da köleliğin başlıca kaynaklarını savaş esirleri, korsanlık vb. yollarla kaçırılan veya yabancı (barbar) ülkelerden getirilen insanlarla kölelerden doğan çocuklar teşkil ediyordu. Bunların yanı sıra önceleri borçlunun borcuna karşılık alacaklısına köle olma kuralı hâkimdi. Ayrıca ebeveyni tarafından terk edilmiş çocukların kendilerini büyütüp besleyenlerin kölesi olduğu veya fakir anne babaların çocuklarını köle olarak sattığı dönemlere de rastlanır.

İslâmiyet’in ortaya çıktığı sıralarda Arap yarımadasında ve Mekke’de de kölelik yaygındı; köleler, hürlerle arası kesin çizgilerle ayrılmış alt bir sosyal sınıf oluşturuyordu. Efendinin kölesi üzerindeki mülkiyet hakkı, üçüncü şahıslardan gelecek haksız fiillere karşı sınırlı bir güvence sağlasa da efendiye kölesi üzerinde mutlak tasarruf yetkisi veriyordu. Efendinin câriyesini fuhşa zorlayarak bu yolla para kazanabilmesi, bir ahlâkî sapkınlık olmasının yanında bu yetkinin ve kölelerin insan sayılmamasının da ürünüydü. Borcunu ödeyemeyen borçlu kendisini, geçim sıkıntısı içindeki baba çocuğunu köle olarak satabilse de Câhiliye’de köleliğin asıl kaynağını savaş esirleri teşkil ediyordu; köle bir anneden doğanlar da köle sayılıyordu (Cevâd Ali, V, 573-574).

Taberî, Doğu Arabistan’da Rebîa kabilesi dışındaki kabilelerin ele geçirdikleri esirleri köleleştirdiklerini nakletmektedir (Târîḫ, I, 227). Bu kölelerin büyük çoğunluğunu Afrikalı siyahîler teşkil ediyordu; nitekim Hz. Peygamber’in müezzini Bilâl-i Habeşî de bunlardan biriydi. Menşeleri kesin olarak bilinmeyen bu köleler, ya ele geçirenler tarafından satılmış ve el değiştire değiştire Mekke’ye kadar getirilmiş bazı esirler yahut kuraklık ve kıtlık gibi afetler sebebiyle aileleri tarafından satılmış çocuklar ya da yurtlarından kaçırılmış ve köle olarak satılmış kimselerdi. Arap yarımadasında siyahî kölelerin dışında diğer ülkelerden getirilmiş kölelere de rastlanmaktaydı.

Arabistan’da Rebia kabilesi dışında kalan kabileler ele geçirdikleri esirleri köleleştiriyorlardı. İslam ise köleliği sadece savaş esirlerine dayalı kılmış, diğer usulleri ya tamamen kaldırmış yahut iptal etmiştir. En önemlisi zekât bütçesinden köle azadına kuvvetli bir fon ayırmıştır. Zekât gelirlerinin 1/8’i kölelerin özgürleştirilmesine ayrılmıştır. Bunun yanında oruç kefareti, zıhar kefareti, yemin kefareti, hata ile bir kimseyi öldürmenin kefaretinde köle azad etmek başa alınmıştır. Kölelikle mücadelede bunun anlamı çok büyüktür.

Yine Kur’an’ın tavsiyesine uygun olarak İslam fıkhında kölelere özgürlük kapılarını açan kitap başlıkları yer almaktadır. Bunlar da sözleşmeli köle, ümm-i veled köle, müdebber köle başlıklarıdır. “Eğer onlarda bir hayır umarsanız (kendi kendilerini yönetecek bir yetenek görürseniz) kölelerinizi sözleşmeli yapın.” Sözleşmeli köle, sahibi ile arasında “Şu kadara mal getirirsen, şu işi başarırsan azatsın” denilerek azatlık kapısı açılmış olan köledir. Müdebber köle, kendisine “Ben öldükten sonra serbestsin, yahut serbesttir” denilen köledir. Ümm-i Veled, efendisinden çocuğu olan cariyedir. Bu cariye artık kölelik statüsünden çıkarak hür kadınların sahip olduğu bütün haklara sahip olur. Âzatlı kölelere İslam hukuku Mevla statüsü koymuştur. Bu bir ayrıcalık değil, belki Arapların koyduğu ayırıcı bir statüdür.

İslam hukuku köleliği bir çırpıda kaldıramamıştır. Buna imkân da yoktu. Çünkü en değerli ve yaygın ticaret köle pazarlarında cereyan ediyor, ekonomik yapı buna dayalı bulunuyordu. İnsanlar köle ticaretine büyük sermayeler yatırıyorlardı. Birden kaldırılacak olsa hem ekonomi çöker, hem de insanlar İslam’a büyük bir sevimsizlik ve nefret duyarlardı. Ekonomik dalgalanmalar çok güçlü iktidarları altüst ettiği gibi İslam’a büyük zarar verebilirdi. Bunun için köleliğin kaldırılmasını zamana bırakmış, öte taraftan yukarına işaret edilen bazı zorunlu dinî harcamaları kölelerin azade dilemine ayırmıştır. Nitekim İslam’ın açtığı bu bayrak sayesinde kölelik 1200 yıl sonra dünyada yasaklanmıştır. İslam’ın bundaki payı çok büyüktür.

İslam’ın başlangıcında kölelikle mücadele de başlamıştır. Hz. Peygamber (s.a.v) öncelikle kendi kölesi Zeyd’i azat etmiş, fakat o ailesini değil, Hz. Peygamber (s.a.v)’in hizmetinde kalmayı tercih etmiştir. Vefatından önce de Hz. Peygamber (s.a.v) Zeyd’in oğlu Üsame’yi genç yaşta ordu başkomutanlığına getirmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v) çeşitli hadislerde köle azat edenlere cennette bir köşk vaat etmiştir. Ayrıca İslam hukukunda kölelere evlenme, boşanma ve belli bir mesaiye göre çalışma hakkı getirilmiştir. Hukukun her meselesinde erkekler için yapılmış hukuki düzenlemeye karşılık köle ve cariyelere de benzer düzenlemeler getirilmiştir. Hatta bazı cezai konularda, boşanmada iddet meselesinde pozitif ayırım da yapılmıştır.

Köleliğin Kaynağı: İslâm hukukunda esas itibariyle köleliğin tek kaynağı savaştır. Savaş esirlerinin kaderi İslâm devletinin alacağı karara bağlıdır; bunlar karşılıksız olarak veya fidye mukabilinde salıverilirler (Muhammed 47/4); düşman elinde bulunan Müslüman esirlerle değiştirilir yahut köle statüsüne geçirilirler.

Köleliğin Kaldırılması: XVIII. asrın sonu itibarıyla kaldırılma aşamasına girmiş bulunan kölelik Fransa’da 1789 devriminden sonra, İngiltere’de 1807 yılında yasaklanmış, fakat Avrupa’da bütünüyle tasfiyesi XIX. yüzyılın sonlarına kadar sürmüştür. Amerika Birleşik Devletleri’nde ise kölelik, ancak köleliğe karşı olan Kuzey devletlerinin galip geldiği iç savaş (1861-1864) sonrasında yasaklanmıştır. 1950’de imzalanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve tamamlayıcı protokollerinde garanti edilen haklar arasında köle halinde bulundurulmama hakkı da vardır.

Avrupa'da İngiltere'den sonra köleliği ilk kaldıran, Osmanlı İmparatorluğu olmuştu. Sultan Abdülmecid, 1847'de çıkardığı fermanla Osmanlı'da köleliği yasaklamıştı. Milletler Cemiyeti'nin 1929'da bütün dünyada köleliği yasaklamasının ardından Birleşmiş Milletler de bu hükmü teyit etmişti. Günümüzde Müslüman çoğunluğun yaşadığı Çad, Moritanya, Nijer, Mali ve Sudan gibi ülkelerde kölelik hala yaygın bir kurumdur. Moritanya’da 1980 yılında kölelik yasaklanmasına rağmen bazı bölgelerde fiilen devam etmektedir.

Özet olarak şunu söyleyebiliriz. İslam, başlangıçtan itibaren kölelikle mücadele etmiş, bunun için fiili tedbirler getirmiş, kaldırılmasında dünya milletleri üzerinde etki etmiştir. İslam’da köleleştirmek yoktur. Bunun yolunun açılmasına da imkân yoktur.