Masal, çocukların büyüklerini örnek aldığını anlatır; anne babanın dedeye davranışından ders çıkaran çocuk onlara aynı hatayı hatırlatır.
Bir varmış bir yokmuş. Allah'ın denizinde kum çokmuş. Ayşe babasının beşiğini tıngır mıngır sallar iken var varanın sür sürenin destursuz bağa girenin hali harapmış. Gelelim masalımıza.
Mutluluk ormanına yakın köylerden birinde Güngörmüş ailesi yaşıyormuş. Bu aile anne, baba, çocuk ve dededen ibaretmiş.
Anne Düriye, yemek yeneceği zaman dedeyi sofraya otururken "tabak kırılır, takım bozulur" diye düşünüp önüne plastik tabaklar koymaktaymış. Dedenin bu durumdan bir şikayeti yokmuş; sessizce yemeğini yiyip odasına çekiliyormuş.
Çocuk bunları göre göre büyümüş, belirli bir yaşa gelince değişik şeylere merak salmış. Bir gün anne baba çarşıdan döndüğü zaman çocuklarını bir şeyle uğraşırken bulmuşlar ve ne yaptığını sormuşlar. Çocuk şöyle cevap vermiş:
"-Ben büyüyorum, siz yaşlanıyorsunuz. Günü gelecek siz de dedem gibi olacaksınız, ben de dedeme yaptığınız gibi sizin önünüze bu sefer tahta çanakları koyacağım. Nasıl siz yıllardır dedeme plastik servis koyuyorsanız, ben de sizin önünüze tahta çanaklar koyacağım, onları hazırlıyorum."
Anne baba şaşırmışlar, çünkü bu bekledikleri bir şey değilmiş. Onlara göre dedenin onların yanında kalması ve beraber yemek yemesi zaten bir iyilikmiş. Fakat bunu duyunca büyük bir pişmanlık içlerini kaplamış. O günden sonra dedenin tabaklardan daha kıymetli olduğunu fark ederek ona da kendi yedikleri porselen tabaklardan koymuşlar.
Masalımız bu kadar. Buradan alınacak ders; çocuklar denileni değil, gördüklerini örnek alırlar. Ailenin büyükleri bizlere yani çocuklara büyük bir hediyedir. Bir dedenin torununu sevmesi bir annenin çocuğuna olan sevgisi kadar kıymetlidir. Bu yüzden sizler de büyüklerinizin kıymetini iyi bilin. Gökten düşen yağmur hepimizi ıslatmadan hadi herkes evlerine.