İnsanoğlu aklıyla yaratılış sırrını keşfetmeye çalışır; dünya imtihan yeridir, bilgi ve sözün büyüğü esastır.
Şahsen, böyleyim!..
Meselâ; hiç işitmeden, işitmenin kıymetini; hiç görmeden, görmenin nimetini; hiç konuşamadan, konuşmanın ne kadar büyük bir ikrâm olduğunu, başka nasıl anlayabilirdim!..
Bakışların, görüşlerin, sezişlerin, anlamaların, kavramaların, öze ulaşabilmek için tefekkürlerin birebir uygulayıcısı olarak ‘aklı” öncü seçebilen insan, ancak o sırrı keşfedebilir.
Keşfetmek; ona kavuşmak değildir!.. Esas gayret bundan sonra başlar!..
Yapılan tasvirlerin ne kadarını anlayabilir, ne kadarına nüfûz edebilir, zihnimde neler tasavvur edebilirim, bilmem çok zordur!.. Hâdiseleri yaşamak gerekir!.. Tasavvur, başka şeydir!..
Neyin ne olduğunu, nasıl olduğunu, yaşamadan anlamak herkese mahsus değildir..
“Şüphesiz, biz, her şeyi bir ölçüye/kadere/nizama göre yarattık” (Kamer,49) âyeti, düşünce sistemimizin ne kadar geniş ufuklara ulaşması gerektiğini bize vazife olarak yüklüyor...
Ne yazık ki, insanoğlu, kendine verilenlerin ekserisinden habersizmiş gibi davranıyor, öyle yaşıyor..
Aslında; aklını kullananlar kazanıyor.. Düşünenler, muratlarına eriyorlar!..
“Ölçü”nün sınırı ne?
Yerleşik düzen!..
Sudan havaya, topraktan, galaksilere kadar hep “ölçü”; milyonlarca yıldız; çözüm bekleyen binlerce mesele; “yerleşik düzen” dediğim, bu!..
Ve.. İnsan!... Hayvan.. Nebat.. Cemat!..
Herbirindeki ayrı ayrı sırlar/ölçüler ve birbirleriyle irtibatlı oldukları noktaların esrarlı hâlleri!..
Dünyadaki bunca ilmî ve teknolojik ilerlemeye rağmen çözüm bekleyen bir sürü p(u)roblem devam etmektedir ve edecektir!..
Yâni, insan, dünyaya, keyif sürmek için gelmemiştir…
Yâni, insana rahatlık yoktur..
Çünki; “Biz, insanı, gerçekten en güzel biçimde (ahsen-i takvim) yarattık” (Tîn,4) âyetiyle pâye kazandırılan insana; “Şüphesiz, biz insanı, bir zorluk (sıkıntı, meşakkat, çile, acı, imtihan) içinde yarattık” (Beled,4) âyetiyle de, hayatın gerçeklerini bildirilmektedir.
Peki, neyi bilmiyoruz da, ‘aykırılık’ içinde yâni rahatlık içinde veya rahatlığa yürümek için bocalayıp duruyoruz?
Söyleyeyim; bahane arıyoruz ve böylece de, dar bir p(i)sikoloji içinde kıvranıp duruyoruz!..
Yaratılışımızdaki sırra yaklaşmak da, budur!..
Dünya, esasta, bilgi dünyasıdır.. Buna, bâzıları, tecrübeler dünyasıyla aksi bir istikamet de gösterebilir.. Doğrudur..
Tecrübeler, şayet bilgi ile hemhâl ise, o zaman çok daha muteber olur!.. Yoksa, tek başına tecrübe, kendisiyle başbaşa kalır ve muhakemesiz ise, oturduğu yerden kıpırdayamaz..
Bizde, “büyük sözü” muteberdir.. Saygıyı gerektiren bir hâldir..
Hâl ise, bilgi değildir… Her canlıda olabilir.. Saygı, ahlâkî bir mefhumdur ve “büyük sözünü” de, şayet gerçekten yüksek bir mâna ifade ediyorsa, böyle düşünmek gerekir.
Yoksa; “Büyük sözüne değil, sözün büyüğüne” iltifat ve itibar göstermek, ilmin ve hakikate yürümenin icabıdır, diyebiliriz!