Yavuz Bülent Bakiler Ankara Hukuk Fakültesi’nde benden üç sınıf öndeydi. Onu Osman Yüksel Ağabeyin altı kitapçı üst katı yatakhanesi olan Denizciler Caddesinin arka sokağındaki dükkanında tanımıştım. Bir yandan kitaplara bakar gibi yapıyor diğer yandan sohbetlerini dinliyordum.
Başkan Trump’ın Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi olarak atadığı Thomas Barrack görevlerine başladığı günden beri deneyimli bir diplomata yakışmayacak açıklamalar yapıyor.
1980 yılına girilirken Türkiye’de on yıl kadar önce başlayan yönetim ve asayiş sorunları giderek derinleşiyor, çatışmalar anarşiye dönüşüyor, devletin varlığı bile giderek sorgulanır hale geliyordu. Aslında bu ortam 12 Mart muhtırası döneminde oluşmaya başlamıştı.
Nuri GÜRGÜR Demokrasi ve kurumları Türk ve Müslüman ülkelere çok geç geldi. Kanun-i Esasi ve 2. Meşrutiyetin ilk döneminde bizde bazı adımlar atılmış olsa da tablo uzun süre değişmedi. Egemenliğin millete ait olduğu ilkesinin benimsenmesine, Büyük Millet Meclisi’nin her dönem seçimle oluşmasına, çok önemli yapısal reformlar yapılmasına rağmen devlet 1946 yılına kadar “tek partili cumhuriyet“ olarak kaldı.
26 Ağustos sabahı gün ağarırken topçu ateşimizle başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’ta gün boyu devam eden “Başkomutanlık Meydan Savaşı” nda Yunan ordusunun büyük bölümünün etkisiz hale getirilmesiyle taçlandırıldı. 9 Eylül’de İzmir’de Hükûmet Konağı’na çekilen bayrağımız bütün dünyaya bu toprakların ebedi Türk vatanı olduğunun ilanı anlamına geliyordu, bir nevi meydan okumaydı.
DEM Parti’nin Eş Genel Başkanı sıfatını taşıyan Tülay Hatimoğulları’nın geçen hafta örgüt toplantısında yaptığı konuşma gazetelerde nedense yer almadı. Oysa Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi adıyla kurulan Komisyondan çıkması beklenen kararlara değiniyor, Öcalan için “ültimatom” olarak nitelendirilecek istekler öne sürüyordu. Anlaşılan bu süreci başından beri tanzim edip yürüten güç, bu tarz isteklerin toplumda yoğun tepkilere yol açacağını düşünerek konuşulmasını istemedi; komisyonun çalışmalarının tıkanmaması için bu tarz makyavelist çıkışlar daha epeyce bir süre sümen altına itilmeye çalışılacaktır.
Sorunlar yumağına dönüşen uzun, sıcak ve kurak bir yaz mevsimini tamamlamak üzereyiz. Üç hafta sonra okullar açılacak; ama takvimlerde yazılanların aksine daha serin ve yağışlı bir döneme geçilmeyeceği, şimdiki iklim şartlarının süreceği anlaşılıyor.
Geçen hafta ortaya çıkan ve şok etkisi yapan sahte diploma ve e-imza hırsızlığı olayının üzerinde önemiyle orantılı olarak duruldu mu, sanmıyorum; olayın ciddi bir millî güvenlik meselesi oluşturduğu düşünülmeden siyasi hesaplar ağır bastı. İktidar yanlıları savcıların soruşturma açmalarını yasalara aykırı girişimlere izin verilmediği anlamına geldiğini öne sürerek yeterli buluyorlar, alkışlıyorlar.
PKK’nın Öcalan’ın isteği doğrultusunda kendini feshedip silah bırakma kararının anlamı, muhtemel sonuçları ve etkileri konularındaki belirsizlikler sürecin başından beri giderilmiş değil. Terör örgütünün geçen hafta K.Irak/Süleymaniye’de KCK eşbaşkanı sıfatını kullanan Besi Hozat’ın liderliğindeki 30 militanın gösterisi, bir gün sonra KCK/PKK sözcülerinin yaptığı açıklamalar süreçle ilgili yapılan iyimser yorumların çok erken olduğunu gösteriyor; fakat bu ifadeler bir iki gazetenin dışında medyada haber olarak bile nedense yer almadı, hiç konuşulmadı.
ÖSYM bu yılki TYT (Temel Yeterlilik Sınavı) sonuçlarını açıkladı. Genel eğitim sürecinin en önemli kademesi ilk ve orta eğitim dönemlerinin hâsılasını ortaya koyan sonuçlara bakıldığında tablo ülkemizin geleceği açısından kaygı verici. Bu yılki tablo aslında eğitim hayatımızda yıllardır sürüp gelen, kısır döngünün yeni bir tekrarı.
Terör örgütü PKK iki aydır beklemeye aldığı silah bırakma gösterisini K. Irak/ Süleymaniye’de başlattı. 30 kişilik grubun başındaki Beşe Hozat sıradan bir isim değil; Kandil’deki üst yöneticilerden biri ve KCK “eş başkanı” , sembolik törene özellikle katılıyor. Böylelikle PKK silahların yakılması gösterisiyle tabanına “biz silahımızı teslim etmiyoruz, yöntem değiştiriyoruz” mesajı vermek istiyor.
1993 yılı Temmuz ayının başında üç gün arayla toplum olarak yüreğimizi yakan iki büyük acıyla sarsılmıştık. Bunların ilki Sivas’ta yaşanmıştı. Her yıl köyünde düzenlenen bir günlük Pir Sultan Abdal’ı anma töreni dönemin Kültür Bakanı Fikri Sağlar’ın talimatıyla dört günlüğüne Sivas merkezine alınmış, geniş bir program düzenlenmişti. İlk üç gün toplantı olaysız geçti.
12 gün süren ve dünyada endişeyle izlenen İran-İsrail savaşı tarafların onayıyla başlayan “ateşkes” anlaşmasıyla şimdilik durmuş bulunuyor. Fakat iki ülke arasındaki jeopolitik, ideolojik ve dini sorunların niteliğinden dolayı husumet devam edeceğinden kalıcı bir barışın sağlanması mümkün görünmüyor. Savaşan üç ülkeden hangisinin kazançlı çıktığı belirsiz görünüyor ve tartışılıyor: üçü de kendisinin kazandığı iddiasında. Aslında tuhaf görünümü öne çıkan 12 günlük savaşın kesin bir galibi görünmüyor; tam tersine her birinin bazı güçlü yanlarının yanı sıra önemli zaaflarının da bulunduğu ortaya çıktı.
DEM Parti’nin Süryani kontenjanından milletvekili yapıp Meclis’e taşıdığı George Aslan adında biri tarafından geçen hafta Meclis Genel Kurulu’nda ABB Başkanı Mansur Yavaş’ın Talat Paşa adına anıt yaptırmasını eleştiren konuşmasında, Talat Paşa’nın şahsında Türk milletine hakaret edildi.
İsrail 13 Haziran gecesi İran’a düzenlediği saldırı ile üç yıl önce Gazze, Filistin ve Lübnan’da başlattığı savaşı doğuya, “ahtapotun beyni” olarak nitelendirdiği İran topraklarına kaydırmış oldu. İsrail yetkilileri saldırıların devam edeceğini açıklıyorlar. İran‘dan da benzer duyumlar alınıyor. Tablo, bu savaşın taraflarından birinin “yeter artık” deyinceye kadar süreceğini gösteriyor.
Kadim dostum Taha Akyol basınımızın en kaliteli ve seçkin sayılı kalemlerinden biri olmasının yanı sıra, düşünen, araştıran, mütefekkir kimliğiyle farklı düşüncedekilerin bile görüşlerine saygı duyduğu, yazdıklarını ilgiyle okuduğu değerli bir münevverimizdir; yazılarını kaçırmadan okurum. Her biri ciddi bir emek ve araştırma mahsulü olan kaynak eser niteliğindeki kitapları günümüz şartlarında daha da öne çıkıyor; hukuk ve yargı sorunlarının, adil ve tarafsızca yargılamanın, hâkim teminatının, tarafsızlığının yoğun şekilde tartışılırken, Taha Akyol’un eserlerinde verdiği örnekler özel birer anlam kazanıyor.
İBB son iki dönemdeki yöneticileriyle, başta Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu olmak üzere, ilçe belediye başkanlarının tamamına yakınıyla birlikte organize yolsuzluk ve terör suçlamalarıyla yargılanıyor. Hukukun temel ilkelerinden en önemlilerinden biri “masumiyet/suçsuzluk” karinesidir.
Birkaç gün önce Türk Devletler Teşkilatı’nın liderler toplantısının Budapeşte’de toplanacağı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın toplantıya katılıp konuşma yapacağı, daha sonra Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın mevkidaşlarıyla yoğun temaslar sürdüreceği duyuruldu. Ama bu haberin devamını öğrenemedik. Anlaşılan medya bu haberi önemli saymamış, PKK’nın feshi sonrası izleyeceği muhtemel yol haritasıyla ilgili rivayetleri başa almayı tercih etmişti.
PKK evvela 5-Mayıs tarihlerinde Öcalan’ın isteği doğrultusunda kongresinin toplandığının açıkladı; bir gün sonra fesih ve silah bırakma kararlarının alındığı, gerekenlerin yapılacağı ilan edildi. Ancak hayli uzun olan metin bir veda mesajı olmaktan ziyade, örgütün kuruluş amacını, eylem yönteminin doğruluğunu ve haklılığını savunan bir örgüt manifestosu niteliği taşıyor.
Türk Ocakları’nın 113 yıllık tarihi düz bir çizgi halinde seyretmez, 17 yıl kapalı kalmasının yanı sıra bir çeşit fetret durgunluğu yaşadığı da oldu. Değerli tarihçimiz Prof. Yusuf Sarınay’ın hâlâ başucu kitabı konumundaki Türk milliyetçiliği ve Türk Ocakları üzerine hazırladığı doktora tezinde 1931 yılına kadarki ilk dönem ayrıntılı olarak anlatılır. Gerçi bu döneme ilişkin başka eserler de yazıldı; ama onlar olmasalardı bile sayın Sarınay’ın eserinde hiç boşluk bırakmadan dönem etraflı şekilde anlatılıyor.

