Sanal Röportaj - 11

Azerbaycan İlimler Akademisi Üyesi Prof. Dr. Ali Şâmil Hüseyinoğlu’na aşağıdaki soruları sordum. Dostum Ali Bey soruların altında yazılı cevapları gönderdi. 

Edebiyatımızın Zenginliği: Destanlar

Dünyâ edebiyatlarında olduğu gibi Türk edebiyatının da ilk örnekleri destanlardır. Türk edebiyat geleneği içinde destan terimi birden fazla nazım şekli ve türü için kullanılmıştır, hâlen de kullanılmaya devam edilmektedir.

Öğrendim ki… 9

*Öğrendim ki... Hayat bir iyiliktir. İyiliği yapana teşekkür edilmelidir.                                                              *Bir dil kanunumuz olsaydı, (bu satırların yazarı dâhil) sicili temiz bir kalem erbabı bulmak imkânsız olurdu.                                                                                                                                                  

Türkçemizin İnce ve Derin Sızısı

Türkçemizin ‘problemli bir dil’ olduğu söyleniyor. Aynı mânâya gelen kelimelerin, Türk Dil Kurumu’nun (TDK) sözlükleriyle, Türkçeyi çok iyi bildiği, uzmanlar tarafından kabul edilen şahısların hazırladıkları lügatlerde farklı yazıldığını görenler, söylenenlerin doğruluğunu tasdik ediyorlar.

İstanbul’un Fethi

Sultan İkinci Mehmed Han, daha ilk hükümdarlığı sırasında, İstanbul’u fethetmeyi kararlaştırmıştı. Tarihin en önemli cihan devleti, bu kararın uygulanmasıyla şekillendi. 

Sanal Röportaj - 10

Obalarda konuşulan dil meselesi… Köy edebiyatı, köy filminin moda olduğu günlerde de, sol kültür zemininde çaba sarfeden ekinciler-filmciler , köy ağzını İstanbul’a taşıma hevesindeydiler. Neden köy ağzı İstanbul’a da, İstanbul ağzı köye değil?  ‘ Köy ’ kelimesinin yerine ‘ oba ’yı koysak ne değişir ki?Obalarda konuşulan dil meselesi… Köy edebiyatı, köy filminin moda olduğu günlerde de, sol kültür zemininde çaba sarfeden ekinciler-filmciler , köy ağzını İstanbul’a taşıma hevesindeydiler. Neden köy ağzı İstanbul’a da, İstanbul ağzı köye değil?  ‘ Köy ’ kelimesinin yerine ‘ oba ’yı koysak ne değişir ki?

Dünyâ’da Türkler

Kimilerine göre 4000, kimilerine göre 40.000 yıldır târih sahnesinde bulunan Türkler Milâttan Önce Aral Gölü, Altay Dağları ve Tanrı Dağları arasında kalan, Balkaş Gölü’nü içine alan üçgen şeklindeki geniş bir coğrafyada yaşıyorlardı. M.Ö. Birinci asırdan itibâren, çeşitli sebeplerle göç ederek önce Uluğ Türkistan’a, sonra da Asya kıtasının dışına yayılmaya başladılar.

Öğrendim ki... 8

*Öğrendim ki... Gerektiğinde ‘ hayır ’ demeyi bilmeliyiz. Kırmadan, gücendirmeden... *Ulaşılamayacak kadar uzakta olanların takdir görmesi kolaydır.                                                                

Emekli Din Görevlisi Ahmet Yüter ile Ramazan Sohbeti

Oğuz Çetinoğlu: Her Ramazan ayında idrak etmekte olduğumuz o mübârek günlerin hikmetleri, faziletleri hakkında söyleşir, okuyucularımıza iletirdik. Bu yılki sohbetimiz, Ramazan gününe denk geldi. Klasik bir soru ile başlayayım: Oğuz Çetinoğlu: Her Ramazan ayında idrak etmekte olduğumuz o mübârek günlerin hikmetleri, faziletleri hakkında söyleşir, okuyucularımıza iletirdik. Bu yılki sohbetimiz, Ramazan gününe denk geldi. Klasik bir soru ile başlayayım:

Sanal Röportaj - 9

İddia: Söz konusu yabancı sözcüğün dilimizdeki karşılığı olduğunu bilmek, yeri geldiğinde de o sözcüğü yeğlemektir yapabileceğimiz.

Nogaylar

Nogaylar bir millet, bir ırk, bir kabile veya Oğuzların 24 boyundan biri değildir. Onların Türk ırkına, Türk kültürüne ve İslâm dinine mensup olduklarında şüphe yoktur. Bazı târihçilerin iddia ettikleri gibi; Nogaylar, Moğol asıllı değildir. Kırım Türkleri gibi, ataları Moğol idaresinde yaşamış ve zamanla Moğolları da Türkleştirmiş olan Türkistan kökenli Türklerdir. Topluluğun adının, Altın Orda Devleti komutanlarından Emir Nogay ’dan geldiği bilgisi, genel kabul görmüştür. Farklı bilgilere de rastlanmaktadır.

Tebessümlük: Bu Cenaze Bize Geliyor

Bir gün Hoca, evinin penceresinde düşünceli bir halde otururken sokaktan bir cenaze geçiyormuş. Cenazenin arkasında yakınları: - Ah, sen göçtün artık, o gittiğin karanlık, kimsesiz yerde ışığın yok, yiyeceğin yok, giyeceğin yok, soranın yok … Diye feryat edip ağlayanları duyunca, Hoca hanımına seslenmiş:                                                            

Öğrendim ki… 7

*Öğrendim ki… İnsanlık târihi, kurtarıcılarının zulmü ile doludur. İdâre edilenle idâre edenler arasındaki çatışmaların sebebi budur. (Seyit Ahmed Arvasî’den; 1932-1988 )

Sanal Röportaj - 8

İddia :  “ Söz ırkçısı ” diyebileceğimiz kişiler bulunmakta. Bunlardan ayrı olarak biz, yer yer yabancı sözcüklere göz yumabiliyoruz, ancak bunun koşulları var. Örneğin “ Röntgen ” sözcüğüne karşılık bulunmasını istemiyoruz. Çünkü “ Röntgen ” kişi adıdır, çalışmalarından dolayı adı unutulmasın, saygı ile anılsın, gelecek kuşaklara ulaşsın diye bunu istiyoruz. Bilime katkı sağlayan kim olursa olsun,  Tanrı katında göksel bir kişidir. Bu da adının yaşaması için yeterli bir gerekçedir. Benzer biçimde yabancılar da “ Arf değişmezi ” diye matematiksel bir kavramı kullanarak Türk matematikçisi Cahit Arf'ın adını yaşatır. Bir başka durum ise şu; deyimler, atasözleri, türküler... Dilimize giren yabancı sözcükler; deyimlerimize, atasözlerimize de işlemiştir. Öztürkçe bir sözcük ile değiştokuş yapıldığında çok ayrık durmakta, söylendiğinde kulağı tırmalamakta, gülünç gelmektedir. Çetin bir durum olduğunu biliyoruz. Ancak bu durumun olması, bizim özleştirme düşüncesinden caymamız için bir neden değildir. Kalkıp da; “ Atasözündeki yabancı sözcüğü değiştirelim ” demiyoruz. O yabancı sözcüğün dilimizde bir karşılığı olduğunu bilelim, geliştirmekte olduğumuz, süregittiğimiz ekincimizi (kültürümüzü, medeniyetimizi, uygarlığımızı) kendimize özgü değerlerle yükseltelim. Atalarımız geçmişte çok güzel işler yapmışlar, tinleri Tanrı katında olsun, ancak yaptıkları yanlışları da bilip biz torunları olarak doğruyu yapmak için çaba göstermeliyiz. Dilimize yabancı bir sözcüğün girmesini bir yanlış olarak değerlendiriyoruz. Var olanları da, atasözlerimize değin girmiş olanları da dışlayamıyoruz.

Kerâmet Meselesi

Kerâmet sıradan insanların yapamayacağı işleri yapabildiği iddia edilen insanların sâhip olduğu düşünülen gücün ifâdesidir.

Öğrendim ki… 7

*Öğrendim ki… Helâl kazanç bereketlidir. *Muhâfazakârların-milliyetçilerin tembelliği yüzünden edebiyatımız toplum üzerindeki büyülü etkisini yitirmiş, öncü kudretini bırakarak hayattan uzaklaşmış gibidir. Gerçi bazı teşebbüsler var ise de tam hakkını vermek çâresinden mahrumdur. Çünkü kenardan köşeden muhtasar bakışlarla perakende sunuşlar, millî kültür ve sanatı benimsetemez. (Ahmet Kabaklı; 1924-2001)

Tebessümlük: Osmanlı Sigortası

İngiliz Büyükelçisi, eski Türk evlerinin dış duvarlarına asılan ‘Ya Hâfız’ (Muhafaza Eden Rabbimiz) levhalarını her yerde görünce Keçecizâde Fuat Paşa’ya bunların ne olduğunu sormuş. Fuat Paşa İngiliz’in tam anlayacağı dille cevap vermiş;

Sanal Röportaj - 4

İddia: Dileğimiz; başka diller ile anadilimizin birbirinden ayrı tutulması, ikisi arasına çizgi çekilmesidir. Anadilimizi kullanırken de, duruluktan yana olunmasıdır. Böyle yapmasak, aşırıcı oluruz. Aşırılık karşıtını doğurur, sonra da onu besler. Türkçe karşıtlığını doğurmak için, art amaçlı olmak gerek. Oysa biz dilimizi seviyoruz.

Öğrendim ki… 6

*Öğrendim ki… Hiçbirimiz, hepimizden daha güçlü olamayız.

İktisâdî Durumumuz – 3

Yazının ikinci bölümünün sonunda: ‘ İhracat gelirlerimizi artırmak için yatırım yapmak lâzım. Yatırım yapmak için para var mı ?’ Diye sorulmuş, ‘ Elbette var .’ Cevabı verilmiş, ‘ Nerede?’ Diye soran olursa, yazının üçüncü ve son bölümünü okuyabilirler .’ Denilmişti.