Değişikliğin eksik olduğu yerlerde, can sıkıntısı vardır. “Can sıkıntısı, acının seyreltilmiş halidir.” diyor yazar Ernst Jünger. Can sıkıntısından kurtulmak için çoğu zaman dedikodu yaparız, televizyon izleriz, modayı takip ederiz… Önemli olan yeni şeyler öğrenmek ve yaşamaktır. Beynin en önemli görevlerinden biri, yenilikleri hazmetmektir. “Değişiklik mutlu eder.” bir Roma atasözüdür. İnsan yeni olanı aramak üzere programlanmıştır.
Bir insandan hoşlanmadığınızda yanından ayrılabilirsiniz. Bir topluluk hoşunuza gitmiyorsa o topluluktan uzaklaşabilirsiniz. Hoşunuza gitmeyen ortamlarda bulunmak zorunda değilsiniz.
Küçük düşürüldüğümüzde, meydan okunduğumuzda, kızdırıldığımızda, aşağılandığımızda, aldatıldığımızda, önemsenmediğimizde, incindiğimizde kendimizi kötü hissederiz. O zaman öfkelenir ve intikam almaya çalışırız. Pek çok kişi intikamdan vazgeçmek için eğitim almadığından sonuç çok kötü olur.
Olumlu bir düşüncenin, olumsuz düşünceden yüz kat daha güçlü olduğu bilimsel olarak ispatlanmıştır. Olumlu düşünmenin ve zihnimize hâkim olmanın yollarından biri, zihnimizi huzura kavuşturmaktır.
İşte okurken, yazarken, ders verirken ve hayatımı sürdürürken alışkanlık haline getirdiğim temel ilkelerden bazıları. Bu ilkeler benim dünya görüşümün temelini oluşturuyor ve hayatımı kolaylaştırıyor.
Saygı kelimesini çok seviyorum. Saygı, önce kendimizle başlıyor. Kendimize saygı duymuyorsak, başkasına veya başka şeylere de duymayız.
Acaba başkalarında uyandırdığınız duygular sizin istediğiniz duygular mı? Daima eleştirel davranıyorsanız insanların ruh halini nasıl etkilersiniz?
İnsanlarla, uyum, anlayış, uzlaşma içinde ilişki nasıl kurabiliriz? Hangi insana kendimizi yakın hissederiz? İnsanlara yakışır şekilde, dostça bir ilişki kurmak çok mu zor?
İşte okurken, yazarken, ders verirken ve hayatımı sürdürürken alışkanlık haline getirdiğim temel ilkelerden bazıları. Bu ilkeler benim dünya görüşümün temelini oluşturuyor ve hayatımı kolaylaştırıyor.
Saygı kelimesini çok seviyorum. Saygı, önce kendimizle başlıyor. Kendimize saygı duymuyorsak, başkasına veya başka şeylere de duymayız.
Acaba başkalarında uyandırdığınız duygular sizin istediğiniz duygular mı? Daima eleştirel davranıyorsanız insanların ruh halini nasıl etkilersiniz?
İnsanlarla, uyum, anlayış, uzlaşma içinde ilişki nasıl kurabiliriz? Hangi insana kendimizi yakın hissederiz? İnsanlara yakışır şekilde, dostça bir ilişki kurmak çok mu zor?
• Kendimizle ve çevresine ilgili farkındalığımızın artması, • Olaylara ve insanlara daha geniş bir perspektiften bakabilmemiz, • Daha az az yargılıyor olmamız,
Konu başlığı ile ilgili, Goethe’nin, İbn-i Haldun’un ve David Servan- Schreiber'in şu sözlerinin yorumunu siz çok değerli dostlarıma bırakıyorum.
Şüphesiz vardır. Bazı insanlar, hiçbir şeyden şikâyet etmezler, her zaman tatminkâr ve her şeyin iyi tarafını görürler, Yakınlarının başlarına bir hastalık veya bir bela geldiği zaman onları teselli ederler. Bilgelik onların mizaçlarına kazınmış gibidir. Bu kişiler bilgeliği doğuştan içlerinde taşırlar. Yaşadıkları hayatı düşünür ve düşündüklerini yaşarlar.
Şefkat, birisine yardım etmek amacıyla sevecenlikle yaklaşmadır. Başka bir ifadeyle şefkat, birisini korumaya çalışırken hissedilen sevgi ve merhamet, acıma duygusudur.
Düşüncelerimizin yalnız bizim üzerimizde değil, başkalarının üzerinde de büyük bir etkisi vardır. Kötü bir düşünce gerçekten de zihnimizi ve yüreğimizi karartan bir zehir olabilir. Zihnimizin ürettiği bir enerji olarak başkalarına da tesir edebilir.
Bütün alışkanlıklar önceden şartlanmanın sonucudur. Bunlar hiç de doğal değildir. Bu alışkanlıkların hiçbiriyle doğmadık. Bunların her biri bize yapışıp kalmış yeni bir programla değiştirilebilecek olumsuz programlardır.
Hiç düşündünüz mü? Neden bazı insanlar diğerlerine göre daha mutlu, daha üretken ve daha doyumlu? Farkı doğuran ne? Şans mı? Kader mi? Cevabı bulmaya çalışalım. Öncelikle kendimizle nasıl konuştuğumuza bir göz atalım.
Pek çok insan yardıma ihtiyaçları olduğunu düşünerek manevi açıdan zayıf kimseleri eleştirmektedir. Oysa onları ağır bir dille eleştirmemeliyiz. Bir insan, yardıma ihtiyacı olduğunu itiraf etmeye istekli olmadıkça dünyadaki en iyi danışman bile onlara faydalı olamaz. Zamanını boşa harcamış olur.