Dünyanın kralı olduğunu ilan eden megaloman ve muhteris Trump’ın yönettiği ABD’nin Orta Doğu politikalarının temel özelliği, İsrail’in varlığının, güvenilirliğinin ve geleceğinin birinci öncelik olarak benimsenmesidir. ABD’deki Yahudi lobisi sayısal olarak fazla olmasa da Federal devletin siyasetini ve işleyişini yönlendirecek derecede etkilidir. Amerikan siyonistlerinin, Evangelist mezhebinden milyonlarca Protestan’ın desteğiyle ABD-İsrail ilişkileri günümüzde bilinen siyasi ittifak sınırlarını aşarak özel bir anlam kazandı.
Başkan Trump’un yönettiği ABD, egemen bir devlet olan Venezuela’yı resmen işgal etti; askerleri halkın seçtiği Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve hukukçu eşini kaçırarak yargılanacakları iddiasıyla New York’a götürüyor. Hangi gerekçeyle yapılmış olursa olsun bu olay uluslararası hukuk tarihine “siyasi eşkıyalık” örneği olarak yazılacak ve yapanlar hayırla anılmayacaktır.
PKK/KCK terör örgütü, 2015/2016’daki yerel özerk bölgeler kurma girişiminin silahlı kuvvetlerimizin kararlı müdahalesiyle ezilmesi sonucunda Türkiye’de eylem yapma kabiliyetini kesinlikle kaybetti. M.S.B. Yaşar Güler bu durumu geçen haftaki konuşmasında “PKK etkisiz hâle getirildi” diyerek doğruladı.
Ahmet Doğan’ı veya kullanılan sıfatıyla Ahmet Hoca’yı milliyetçi-ülkücü camiada genç ve yaşlı hemen herkes bilir ve tanır. Ama asıl adının İlhan Anar olduğunu, bu adı 27 yaşından sonra neden kullanamadığını pek az insan bilir. İnsan severek kullandığı adını neden unutturmak ister, neden buna mecbur kalır?
ÖTÜKEN millî kültür merkezi işlevini sürdürüyor; uzunca süredir düzenli olarak yayınlanan Millî Mecmua ve Söğüt dergilerinin yeni sayıları, belirlenen konularda yazılan ciddi emek ve düşünce ürünü makalelerle yayınlandı.
Altı ay kadar önce PKK terör örgütünün Öcalan’ın isteği üzerine kendini feshettiği, silah bıraktığı haberleri ülke gündeminin ilk sıralarında yer alıyordu. KCK Yürütme Kurulu Üyesi Besi Hozat’ın da aralarında olduğu 30 kişilik PKK grubunun tiyatral görüntüleriyle silahların yakıldığı ilan edildi. Bu propaganda gösterisinden bir gün sonra KCK sözcüleri “ artık sıranın diğer tarafta” olduğunu, gereken adımların atılmaması halinde bu eylemlerinin ilk ve son olacağını ifade ettiler.
Mesut Barzani’nin Şırnak ve Cizre’ye gelişinde sergilenen tablo, devletin ve kurumlarının işleyişini etkileyen kafa karışıklığının boyutlarını ortaya koyan çok ciddi bir uyarıdır. Bu olayı siyasi hesaplarla hafife alıp kapatmaya çalışılmak devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz; devletin saygınlığı ve etkisi çok zarar görür.
Meclis Komisyonu’nu temsil eden üç kişilik heyetin Öcalan ile görüşmesinin sembolik anlamının ne olduğunu herkes biliyor. Bu tarz bir görüşmenin olmasını en fazla Apo istiyordu; isteği yerine getirilerek bir masa etrafında yasama organının yani Devlet’in temsilcileriyle “hukuken eşit statüte” görüşme yapmış oldu.
Terör örgütü PKK geçen hafta bütün silahlı güçlerinin Türkiye sınırlarının dışına çıkarılacağını açıkladı. Üst düzey örgüt yöneticilerinin ve son model silahlarıyla 25 kadar militanın katıldığı tiyatral gösteride örgüt adına konuşan KCK Yürütme Kurulu Üyesi Sabri Ok, bu süreçten ne beklediklerini bir kere daha belirtti: “Sürecin gerektirdiği bütün hukuki ve siyasi yaklaşımlar gecikmeksizin gerçekleştirilmelidir. Bu çerçevede PKK’ya özgü geniş hukuki düzenleme esas alınmalı, demokratik siyasete katılabilmek için gerekli özgürlük ve demokratik entegrasyon yasaları gecikilmeden çıkarılmalıdır”.
Cumhuriyet bir yönetim biçimidir, rejimdir. Egemenlik hakkının belli bir kişiye ait olduğu monarşi ve oligarşi kavramlarının karşıtıdır; hükûmet veya devlet başkanı halk tarafından belli bir süre için seçilir. En kısa ifadeyle cumhuriyet ülkenin “kim“ tarafından yönetileceğini, demokrasi “nasıl” yönetileceğini belirler.
Gazze’de ateşkes nihayet başladı. Ne kadar süreceğini bilemeyiz; zira Netanyahu ve Savunma Bakanı Gantz “savaş henüz bitmedi” diyebiliyorlar.
Terör örgütü PKK yanlılarından bir grup kadın ve partililer Türkiye'nin Gazi Meclisinin çatısı altında DEM toplantısına organize şekilde katılıp Öcalan’ı destekleyen Kürtçe slogan attılar. DEM, terör örgüyle ilişkili partiler zincirinin son halkası.
1978 Aralık ayında Kahramanmaraş’ta solcuların tahrikleri ve ülkücülere silahlı saldırılarıyla başlayan olaylar patlarcasına genişledi; bölgede çoktandır etkili olan mezhebi ve ideolojik kutuplaşmanın etkisiyle kitlesel çatışmalara dönüştü.
Yavuz Bülent Bakiler Ankara Hukuk Fakültesi’nde benden üç sınıf öndeydi. Onu Osman Yüksel Ağabeyin altı kitapçı üst katı yatakhanesi olan Denizciler Caddesinin arka sokağındaki dükkanında tanımıştım. Bir yandan kitaplara bakar gibi yapıyor diğer yandan sohbetlerini dinliyordum.
Başkan Trump’ın Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi olarak atadığı Thomas Barrack görevlerine başladığı günden beri deneyimli bir diplomata yakışmayacak açıklamalar yapıyor.
1980 yılına girilirken Türkiye’de on yıl kadar önce başlayan yönetim ve asayiş sorunları giderek derinleşiyor, çatışmalar anarşiye dönüşüyor, devletin varlığı bile giderek sorgulanır hale geliyordu. Aslında bu ortam 12 Mart muhtırası döneminde oluşmaya başlamıştı.
Nuri GÜRGÜR Demokrasi ve kurumları Türk ve Müslüman ülkelere çok geç geldi. Kanun-i Esasi ve 2. Meşrutiyetin ilk döneminde bizde bazı adımlar atılmış olsa da tablo uzun süre değişmedi. Egemenliğin millete ait olduğu ilkesinin benimsenmesine, Büyük Millet Meclisi’nin her dönem seçimle oluşmasına, çok önemli yapısal reformlar yapılmasına rağmen devlet 1946 yılına kadar “tek partili cumhuriyet“ olarak kaldı.
26 Ağustos sabahı gün ağarırken topçu ateşimizle başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’ta gün boyu devam eden “Başkomutanlık Meydan Savaşı” nda Yunan ordusunun büyük bölümünün etkisiz hale getirilmesiyle taçlandırıldı. 9 Eylül’de İzmir’de Hükûmet Konağı’na çekilen bayrağımız bütün dünyaya bu toprakların ebedi Türk vatanı olduğunun ilanı anlamına geliyordu, bir nevi meydan okumaydı.
DEM Parti’nin Eş Genel Başkanı sıfatını taşıyan Tülay Hatimoğulları’nın geçen hafta örgüt toplantısında yaptığı konuşma gazetelerde nedense yer almadı. Oysa Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi adıyla kurulan Komisyondan çıkması beklenen kararlara değiniyor, Öcalan için “ültimatom” olarak nitelendirilecek istekler öne sürüyordu. Anlaşılan bu süreci başından beri tanzim edip yürüten güç, bu tarz isteklerin toplumda yoğun tepkilere yol açacağını düşünerek konuşulmasını istemedi; komisyonun çalışmalarının tıkanmaması için bu tarz makyavelist çıkışlar daha epeyce bir süre sümen altına itilmeye çalışılacaktır.
Sorunlar yumağına dönüşen uzun, sıcak ve kurak bir yaz mevsimini tamamlamak üzereyiz. Üç hafta sonra okullar açılacak; ama takvimlerde yazılanların aksine daha serin ve yağışlı bir döneme geçilmeyeceği, şimdiki iklim şartlarının süreceği anlaşılıyor.

